<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fizik Portalı &#187; Fizik</title>
	<atom:link href="http://www.fizikportali.com/tag/fizik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fizikportali.com</link>
	<description>Fizik Eğitim ve Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 21:29:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>2010 LYS-2 Fen bilimleri soruları ve cevap anahtarı</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2010/06/2010-lys-2-fen-bilimleri-sorulari-ve-cevap-anahtari/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2010/06/2010-lys-2-fen-bilimleri-sorulari-ve-cevap-anahtari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jun 2010 13:13:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[lys]]></category>
		<category><![CDATA[lys2]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1879</guid>
		<description><![CDATA[2010 yılı LYS-2 Fen bilimleri soruları ve cevap anahtarı yayınlanmıştır. LYS-2 fizik sorularını ve cevaplarını indirmek için tıklayınız. LYS-2 kimya sorularını ve cevaplarını indirmek için tıklayınız. LYS-2 biyoloji sorularını ve cevaplarını indirmek için tıklayınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2010 yılı LYS-2 Fen bilimleri soruları ve cevap anahtarı yayınlanmıştır.</p>
<p>LYS-2 fizik sorularını ve cevaplarını indirmek için <a href="http://lys2010-sorular.osym.gov.tr/LYS2/2010LYS2fiz.pdf" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/lys2010-sorular.osym.gov.tr/LYS2/2010LYS2fiz.pdf?referer=');">tıklayınız</a>.</p>
<p>LYS-2 kimya sorularını ve cevaplarını indirmek için <a href="http://lys2010-sorular.osym.gov.tr/LYS2/2010LYS2kim.pdf" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/lys2010-sorular.osym.gov.tr/LYS2/2010LYS2kim.pdf?referer=');">tıklayınız</a>.</p>
<p>LYS-2 biyoloji sorularını ve cevaplarını indirmek için <a href="http://lys2010-sorular.osym.gov.tr/LYS2/2010LYS2biy.pdf" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/lys2010-sorular.osym.gov.tr/LYS2/2010LYS2biy.pdf?referer=');">tıklayınız</a>.</p>
<p><!-- adman --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2010/06/2010-lys-2-fen-bilimleri-sorulari-ve-cevap-anahtari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Işığa düğüm atıldı</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2010/01/isiga-dugum-atildi/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2010/01/isiga-dugum-atildi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 15:34:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[deney]]></category>
		<category><![CDATA[ışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1675</guid>
		<description><![CDATA[Bilim adamları alışılmışın dışında bir başarıya daha imza atarak ışıkla düğüm atmayı başardılar. 1867 yılında bir bilim adamının hayallerinden doğan deneylerin doğurduğu bilgilerin tarihte yeni sayfa açacağı ifade edildi. 1867 yılında Lord Kelvin&#8217;in atomların yapısını izah edebilmek için teorik olarak ortaya attığı fikirden ilham alarak Professor Sir Michael Berry&#8217;nin 2000 yılında Bristol Universitesinde başladığı girdapsal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bilim adamları alışılmışın dışında bir başarıya daha imza atarak ışıkla düğüm atmayı başardılar. 1867 yılında bir bilim adamının hayallerinden doğan deneylerin doğurduğu bilgilerin tarihte yeni sayfa açacağı ifade edildi.</strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2010/01/dugum.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1676" title="dugum" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2010/01/dugum-300x231.jpg" alt="" width="300" height="231" /></a><!-- adman --><br />
1867 yılında Lord Kelvin&#8217;in atomların yapısını izah edebilmek için teorik olarak ortaya attığı fikirden ilham alarak Professor Sir Michael Berry&#8217;nin 2000 yılında Bristol Universitesinde başladığı girdapsal ışık deneyleri sonucunda ışık resmen düğümlendi.</span></p>
<p>Bristol, Glasgow ve Southampton üniversiteleri fizikçilerinin oluşturduğu bir bilim ekibi, yapay uzay şartlarında gerçekleştirilen deneylerde karanlık ve boşlukta doğal ışığın hareketleri gözlemledi ve düğümlenmiş ışık görüntülerini elde etmeyi başardı. Daha önce sadece soyut matematiğin konusu olan teorinin fiziksel gerçeğe dönüştürülmesi açısından son derece önemli olan deneylerin sonuçlarıyla ilgili rapor <span style="font-family: Arial;">Nature Physics bilim dergisinde yayınlandı. </span></p>
<p>Ekibin sözcülüğünü yapan ve rapora başkan olarak imza atan <span style="font-family: Arial;">Bristol Üniversitesi öğretim üyesi </span>Dr Mark Dennis, &#8220;Bu deney tarihte yeni bir sayfa açıyor&#8221; ifadesini kullanıyor.</p>
<p>Dr. Dennis, deneyle ilgili olarak şu açıklamayı yapıyor:  &#8220;Uzayda ışığın hareketi bir nehirdeki suyun akışı gibidir. Işık, genellikle düz çizgisel yol izler. Ancak kendi fiçinde fark edilemeyen hortumsal girdaplar da oluşturmaktadır. Işın yapısı karanlık çizgiler içeriyor. Biz ekip olarak bu karanlık çizgileri karmaşık dairesel yapılarla yönlendirerek, düğümler oluşturmayı başardık&#8221;</p>
<p><span style="font-family: Arial;">Glasgow Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. <span style="font-family: Arial;">Miles Padgett ise elde edilen sonuçların gelecekte gelişmiş hologramik ışık şovlarında ve deneysel eğitim gösterimde kullanılabileceğini söyledi. </span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><span style="font-family: Arial;"><a href="http://www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=3468" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=3468&amp;referer=');">Fotoğraf galerisi için tıklayınız.</a><br />
</span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">(Haber 7)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2010/01/isiga-dugum-atildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CERN&#8217;deki deneyde yeni rekor kırıldı</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/12/cerndeki-deneyde-yeni-rekor-kirildi/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/12/cerndeki-deneyde-yeni-rekor-kirildi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 21:20:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıştırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[cern]]></category>
		<category><![CDATA[hadron]]></category>
		<category><![CDATA[hardron]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1620</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi&#8217;nin (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı&#8217;nda, atom altı parçacık huzmeleri, öncekinden çok daha şiddetli bir enerjiyle çarpıştırıldı ve bu alanda yeni bir rekor kırıldı. Çarpıştırıcının şubat ayına kadar beklemeye alınması öncesinde yapılan çarpıştırma, 2,36 tera elektron volt gücünde gerçekleştirildi. Böylece kasım ayındaki rekor bir üst düzeye çıkarılmış oldu. Kasım&#8217;daki çarpışmayla, CERN&#8217;in rakibi olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi&#8217;nin (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı&#8217;nda, atom altı parçacık huzmeleri, öncekinden çok daha şiddetli bir enerjiyle çarpıştırıldı ve bu alanda yeni bir rekor kırıldı.</p>
<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2009/11/cerncarpisma.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1606" title="cerncarpisma" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2009/11/cerncarpisma.jpg" alt="cerncarpisma" width="272" height="204" /></a><!-- adman --><br />
Çarpıştırıcının şubat ayına kadar beklemeye alınması öncesinde yapılan çarpıştırma, 2,36 tera elektron volt gücünde gerçekleştirildi. Böylece kasım ayındaki rekor bir üst düzeye çıkarılmış oldu.</p>
<p>Kasım&#8217;daki çarpışmayla, CERN&#8217;in rakibi olan ABD&#8217;deki Fermi Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarının 1,96 TeV gücündeki çarpışması geçilmişti.</p>
<p>Çarpıştırıcı ileride kapasitesinin en üst düzeyine çıkarıldığında, parçacıkların tünellerde hızlandırılarak enerjilerinin 7 TeV&#8217;e çıkarılması ve karşılıklı olarak 14 TeV gücünde çarpıştırılması imkanı sağlayacak. Çarpışan parçacıkların dağılmasıyla çıkan atom altı parçacıklar incelenerek, maddenin yapısının anlaşılmasına çalışılıyor.</p>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/12/cerndeki-deneyde-yeni-rekor-kirildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fizik Nobel ödülü&#8217;nü 3 kişi paylaştı</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/10/fizik-nobel-odulunu-3-kisi-paylasti/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/10/fizik-nobel-odulunu-3-kisi-paylasti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 10:31:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1581</guid>
		<description><![CDATA[2009 yılı Nobel fizik ödülü günlük yaşamı derinden etkileyen buluşları ile üç Amerikan bilimadamına verildi. 2009 Nobel fizik ödülü, ışığın fiber optik içinde aktarılması alanındaki çığır açıcı çalışmaları ve bir görüntüleme yarı iletken devresi icat etmeleri dolayısıyla Charles K. Kao, Willard S. Boyle ve George E. Smith’e verildi. İsveç Kraliyet Akademesinden yapılan açıklamada, ödüle layık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2009 yılı Nobel fizik ödülü günlük yaşamı derinden etkileyen buluşları ile üç Amerikan bilimadamına verildi.</strong><br />
<a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/10/nobel.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-674" title="nobel" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/10/nobel.jpg" alt="nobel" width="288" height="288" /></a><!-- adman --><br />
2009 Nobel fizik ödülü, ışığın fiber optik içinde aktarılması alanındaki çığır açıcı çalışmaları ve bir görüntüleme yarı iletken devresi icat etmeleri dolayısıyla Charles K. Kao, Willard S. Boyle ve George E. Smith’e verildi.<br />
İsveç Kraliyet Akademesinden yapılan açıklamada, ödüle layık görülen üç fizikçinin de ABD vatandaşı olduğu belirtildi. Fizik ödülünün parasal değeri 10 milyon kron (1.4 milyon dolar). Nobel fizik ödülü günlük yaşamı derinden etkileyen buluşları ile üç Amerikan bilimadamına verildi.<br />
75 yaşındaki Charles K. Kao ışık sinyallerinin insan saçı inceliğinde cam fiberler içerisinde uzak noktalara aktarılmasını sağlayan buluşu ile ödüle layık görüldü. Kao’nun 1966 yılında gerçekleştirdiği buluş ses, görüntü ve hızlı internet verilerinin taşınmasını sağlayan modern fiber-optik iletişim ağlarının geliştirilmesini sağladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/10/fizik-nobel-odulunu-3-kisi-paylasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2009-2010 fizik yıllık planları</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/09/2009-2010-fizik-yillik-planlari/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/09/2009-2010-fizik-yillik-planlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 05:41:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık plan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1531</guid>
		<description><![CDATA[2009 &#8211; 2010 eğitim öğretim yılına ait fizik dersi ünitelendirilmiş yıllık planları forum bölümümüzde yayınlanmıştır. Yeni fizik yıllık planını indirmek için buraya tıklayın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/08/planlar.gif"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-429" title="planlar" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/08/planlar-150x150.gif" alt="planlar" width="228" height="156" /></a>2009 &#8211; 2010 eğitim öğretim yılına ait fizik dersi ünitelendirilmiş yıllık planları forum bölümümüzde yayınlanmıştır.</p>
<p>Yeni fizik yıllık planını indirmek için <a href="http://www.fizikportali.com/forum/index.php?topic=2336.0">buraya</a> tıklayın.<br />
<!-- adman --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/09/2009-2010-fizik-yillik-planlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilinen fizik ve kimya Mars&#8217;ı anlamaya yetmiyor</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/08/bilinen-fizik-ve-kimya-marsi-anlamaya-yetmiyor/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/08/bilinen-fizik-ve-kimya-marsi-anlamaya-yetmiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 09:16:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[metan gazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1489</guid>
		<description><![CDATA[Bilim adamları, Mars gezegeninin Dünya&#8217;dan çok daha hızlı metan gazı ürettiğini ve bu gazın çok daha hızlı şekilde yok olduğunu tespit ettiler. Nature dergisinde yayımlanan makaleye göre, Fransız araştırmacılar, Dünya&#8217;dan daha önce yapılan bir gözlemi canlandırmak amacıyla Kızıl Gezegen için bilgisayarda bir iklim modeli oluşturdular. Analizde, metan gazının Mars atmosferinde düzensiz bir şekilde dağıldığı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bilim adamları, Mars gezegeninin Dünya&#8217;dan çok daha hızlı metan gazı ürettiğini ve bu gazın çok daha hızlı şekilde yok olduğunu tespit ettiler.</strong></p>
<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2009/08/mars.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1490" title="mars" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2009/08/mars.jpg" alt="mars" width="292" height="201" /></a><!-- adman --><br />
Nature dergisinde yayımlanan makaleye göre, Fransız araştırmacılar, Dünya&#8217;dan daha önce yapılan bir gözlemi canlandırmak amacıyla Kızıl Gezegen için bilgisayarda bir iklim modeli oluşturdular.</p>
<p>Analizde, metan gazının Mars atmosferinde düzensiz bir şekilde dağıldığı ve mevsimlerle değiştiği görüldü. Mars&#8217;ta metan gazının varlığının şaşırtıcı ve ilgi uyandırıcı olduğunu belirten bilim adamları, Kızıl Gezegen&#8217;deki metanın bir yaşamdan veya volkanlar gibi bir jeolojik faaliyetten kaynaklanabileceğinin altını çizdiler.</p>
<p>Makalelerinde, bir Amerikan ekibi tarafından yapılan gözlemi yeniden oluşturmak için Mars&#8217;ın bilgisayarda iklim modelini nasıl kurguladıklarını anlatan Paris&#8217;teki Pierre ve Marie Curie Üniversitesinden Franck Lefevre ve François Forget, bildikleri dinamik ve kimya bilimini modele koyup, Dünya&#8217;dan görülen düzensiz metan dağılımını yeniden oluşturmak için ölçümlerle eşleştirmeye çalıştıklarını belirttiler.</p>
<p>Ancak Dünya&#8217;da bildikleri fotokimyayı modele koyunca modeli yeniden oluşturamadıklarını ve bunun şaşırtıcı olduğunu kaydeden bilim adamları, &#8220;Şu an bildiğimiz kimya, Mars&#8217;taki metan ölçümleriyle uyuşmuyor. Bir şey metanın ömrünü 600 kat düşürüyor. Eğer ölçümler doğruysa önemli bir şeyi kaçırıyor olmalıyız&#8221; dediler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/08/bilinen-fizik-ve-kimya-marsi-anlamaya-yetmiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya, Dünyaca Ünlü Fizikçileri Ağırlayacak</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/06/antalya-dunyaca-unlu-fizikcileri-agirlayacak/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/06/antalya-dunyaca-unlu-fizikcileri-agirlayacak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 11:40:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[fizikci]]></category>
		<category><![CDATA[manyetizma]]></category>
		<category><![CDATA[süper iletkenlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1387</guid>
		<description><![CDATA[2.Uluslararası Süper İletkenlik ve Manyetizma Kongresi 2010 yılında Antalya&#8217; da olacak. Kongreye dünyaca ünlü fizikçilerde katılacak. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi ve Konferans Düzenleme Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ali Gencer, Antalya&#8217;da AA muhabirine kongre ile ilgili bilgi verdi. Prof. Dr. Gencer, 109 ülkeden 800&#8242;e yakın fizikçinin katılacağı 2. Uluslararası Süper İletkenlik ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2.Uluslararası Süper İletkenlik ve Manyetizma Kongresi 2010 yılında Antalya&#8217; da olacak. Kongreye dünyaca ünlü fizikçilerde katılacak.</strong></p>
<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2009/06/icsm2010-logo.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-1425" title="icsm2010-logo" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2009/06/icsm2010-logo-300x300.png" alt="icsm2010-logo" width="300" height="300" /></a><!-- adman --><br />
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi ve Konferans Düzenleme Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ali Gencer, Antalya&#8217;da AA muhabirine kongre ile ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Prof. Dr. Gencer, 109 ülkeden 800&#8242;e yakın fizikçinin katılacağı 2. Uluslararası Süper İletkenlik ve Magnetizma Kongresi&#8217;nin, gelecek yıl 25-30 Nisan tarihleri arasında Antalya&#8217;da gerçekleştirileceğini bildirdi. Bu alanda dünyada söz sahibi olmuş, Nobel Fizik Ödülü jüri başkan ve üyelerinin de katılacağı kongrede, dünyada çığır açan, devrim niteliğindeki teknolojilerin tartışılacağını<br />
bildiren Prof. Dr. Gencer, şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;Kongrede, elektriğin kayıpsız şekilde bir yerden bir yere nakli, hızı saatte 600 kilometreye yaklaşan trenlerin (uçan trenler) yapımı, Magnetik Rezonans Görüntüleme sistemi ana ünitesini oluşturan iletken magnetizin tasarımı (mıknatıs), elektrik taşınması sırasında ani yükselen ve alçalmasında ortaya çıkan arızaların önlenmesine yönelik akım sınırlayıcı cihazların tasarımı gibi konular tartışılacak. Kongreye, fizik konusunda dünyaca ünlü dergilerin editörleri de katılacak.&#8221;</p>
<p>Kongrenin ilkinin geçen yıl yine Antalya&#8217;nın Side beldesinde düzenlendiğini ve 400 bilim adamının katıldığını hatırlatan Prof. Dr. Gencer, &#8220;Antalya, turizmde olduğu gibi kongrelerin de merkezi olmaya başladı. Antalya&#8217;yı bir bilim merkezi haline getirmek, Türkiye&#8217;nin de bu konularda çalışan bilim adamları olduğunu göstermek istiyoruz&#8221; dedi.<br />
<strong><a href="http://www.icsm2010.org/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.icsm2010.org/?referer=');">Ayrıntılı bilgi için tıklayın.</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/06/antalya-dunyaca-unlu-fizikcileri-agirlayacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Daha güçlü örümcek ağları geliştirildi</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/05/daha-guclu-orumcek-aglari-gelistirildi/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/05/daha-guclu-orumcek-aglari-gelistirildi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 May 2009 12:54:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[halat]]></category>
		<category><![CDATA[metal]]></category>
		<category><![CDATA[örümcek]]></category>
		<category><![CDATA[örümcek ağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1278</guid>
		<description><![CDATA[Almanya&#8217;daki Max Planck Mikroyapı Fizik Enstitüsü bilim adamları örümcek ağına az miktarda metal ekleyerek 3 kat güçlendirdiler. Tekniğin, çok sağlam tekstil ürünlerinin ve yapay kemiklerle tendonlar gibi yüksek teknoloji tıbbi materyallerin üretilmesinde yararlı olabileceği belirtiliyor. Almanya&#8217;daki Max Planck Mikroyapı Fizik Enstitüsü&#8217;nden araştırmacı Mato Knez, &#8220;Çalışmamız, diğer birçok bio-materyaller gibi pratik uygulamalarda büyük bir potansiyel sunuyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Almanya&#8217;daki Max Planck Mikroyapı Fizik Enstitüsü bilim adamları örümcek ağına az miktarda metal ekleyerek 3 kat güçlendirdiler.</strong></p>
<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2009/05/orumcek-agi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1279" title="orumcek-agi" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2009/05/orumcek-agi-300x224.jpg" alt="orumcek-agi" width="300" height="224" /></a><!-- adman -->Tekniğin, çok sağlam tekstil ürünlerinin ve yapay kemiklerle tendonlar gibi yüksek teknoloji tıbbi materyallerin üretilmesinde yararlı olabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Almanya&#8217;daki Max Planck Mikroyapı Fizik Enstitüsü&#8217;nden araştırmacı Mato Knez, &#8220;Çalışmamız, diğer birçok bio-materyaller gibi pratik uygulamalarda büyük bir potansiyel sunuyor. Kırılmaya dayanıklı olan ağ, aynı zamanda uzuyor&#8221; dedi.</p>
<p>Yeni geliştirilen bu teknolojinin cerrahi işlemlerde de kullanılabileceği belirtiliyor. Araştırma grubu, protein kolajenlerinden oluşan lifleri güçlendirmek için bu süreci kullandılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/05/daha-guclu-orumcek-aglari-gelistirildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendi Ülkemizde Einstein &#8211; III</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/04/kendi-ulkemizde-einstein-iii/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/04/kendi-ulkemizde-einstein-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 08:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1256</guid>
		<description><![CDATA[EİNSTEİN, GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE, ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 3                3. Einstein’in yaptıkları bizlere saçma sapan gelse de o matematiği kullandığından ve deneylere dayandığından  gerçeklere ulaşmıştı.                   Unutmamak gerekir ki en kesin dil matematik dilidir. Matematiksel ifadeleri, matematik bilen insanlar, farklı zamanlarda ve farklı ülkelerde okurken bile aynı bilgiyi almış olurlar. Ama söz ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;">EİNSTEİN, <span style="mso-bidi-font-weight: bold">GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE</span>, </span></span></p>
<h5 style="margin: 12pt 0cm 3pt; text-align: center;"><span style="FONT-WEIGHT: normal; FONT-STYLE: normal; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-style: italic"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Times New Roman;">ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 3 </span></span></span></h5>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes"><img class="alignleft" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg" alt="" width="292" height="203" />             </span>3. Einstein’in yaptıkları bizlere saçma sapan gelse de o matematiği </span></span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;">kullandığından ve deneylere dayandığından </span></span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes"> </span>gerçeklere ulaşmıştı. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Unutmamak gerekir ki en kesin dil matematik dilidir. Matematiksel ifadeleri, matematik bilen insanlar, farklı zamanlarda ve farklı ülkelerde okurken bile aynı bilgiyi almış olurlar. Ama söz ile ifade edilen fikirler, aynı millet için bile farklı zamanlarda farklı anlamlara gelebilir. Daha ötesi, aynı millete mensup, aynı zamanda, ama farklı bölgelerde yaşayan insanlar, bazen aynı sözü çok farklı anlam taşıyan şekilde anlıyabiliyorlar. Diğer yandan aynı cümleyi okurken, aynı dili konuşan ama farklı kültürel seviyede olan<span style="mso-spacerun: yes">  </span>insanlar da farklı anlam çıkarabilirler. Böyle olduğundan da söz ile yazı ile ifade edilenleri tam olarak gerçek haliyle anlamak imkansızdır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Sosyal bilimler sözlerle anlatılır, bu nedenle de onların ulaştıkları sonuçlar çoğu zaman farklı yorumlara yol açar. Doğa bilimlerinin sonuçlarının doğruluğu yalnız farklı yerlerde, farklı insanların yaptıkları deney ve gözlemlerle<span style="mso-spacerun: yes">  </span>kanıtlanabilir. Ama bu gerçeklerin geçerli olma sınırları, hata payı ve süreçlerin(olayların) hangi şartlarda ilerlediğine bağlıdır. Matematik doğa bilimi değildir. O, insan mantığına dayanan temel bilimdir. Matematik ifadelerin çoğu, doğrudan doğa ile<span style="mso-spacerun: yes">  </span>bağlantılı değildir. Doğanın kanunlarını yansıtanlar da tam gerçek haliyle yansıtmazlar, <span style="mso-bidi-font-weight: bold">deneylerin ve gözlemlerin hata payı ile belirlenen bilgiler </span>gerçek olarak kabul<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold">edilirler. Ama matematik ifadeler her zaman insanın fikrini tam olarak ve kesin şekilde yansıtırlar.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">              </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 10.8pt"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                                                   </span>Her bir bilim dalında ne kadar mematik varsa,</span></span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes"> </span>kesinlikle bir o kadar da gerçek vardır.<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 10.8pt"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                                                                                  </span>İmmanuel Kant<span style="mso-spacerun: yes">  </span>(1724–1804)</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 10.8pt"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 0cm; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Yeterli kadar eğitim almamış ve bilimsel düşüncesi gelişmemiş insanlar matematiğe, deneylere ve gözlemlere dayanmayan fikirlere de inanmaktalar. Onların yanıldıklarını örneklerle gösterelim:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Biliyoruz ki Evrenin tümünü öğrenen bilim dalına kozmoloji denir. Einstein’in kozmolojisine göre Evrenin farklı yerlerinde, aynı zaman aralıklarında gözlem yapanlar hepsi aynı manzarayı tespit etmiş olur. Yani gözlemcilerin hepsi kendini Evrenin merkezinde yerleşmiş gibi <span style="mso-bidi-font-weight: bold">farkeder</span> ve uzak galaksilerin, bütün yönlere doğru onlardan uzaklaştığını gözlemler.<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Şaşırtıcıdır ki, XV. yüzyılda Alman filozofu Kuzanskiy Nikolay(1401-1464) benzer şeyleri ileri sürmüştür. Diyordu ki: “Sonsuz harekette olan evrenin ne merkezi, ne <span style="mso-bidi-font-weight: bold">sınırları</span>, ne üstü, ne de altı vardır. O homojendir ve onun her yerinde aynı kanunlar <span style="mso-bidi-font-weight: bold">geçerlidir</span>. Evren küredir. Bu kürenin merkezi her yerdedir ama <span style="mso-bidi-font-weight: bold">sınırları</span> hiçbir yerde.” Acaba Kuzanskiy evren(dünya) derken ne düşünüyordu? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Onun için evren kavramı kesinlikle Einstein’in kullandığı anlamda değildi. İyi biliyoruz ki, farklı bilimsel seviyede insanlar için aynı kavramlar aynı şeyleri ifade etmiyor. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Newton ve Einstein de bizler gibi Allah’a inanıyorlardı. Ama Allah</span>, vatan ve millet <span style="mso-bidi-font-weight: bold">kavramı bizler ve onlar için çok farklı şeyleri ifade ediyor. Bunlara rağmen Kuzanski</span>’nin çok derin fikirleri kozmoloji çalışanlarını bile heyecanlandırmaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma"><span style="mso-spacerun: yes">                </span><span style="mso-spacerun: yes">  </span>Yüzyıllarca(Galileo zamanından) önce kullanılan ve şimdi kullanılan fiziksel kavramların benzerliklerine dayanarak doğru sonuçlara varmak çok zordur. Örneğin atom sözünü ilk kullanan, Yunanistan’da Milattan 500 yıl önce yaşamış<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Demokritus olmuştur. O şöyle diyordu:</span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">              </span>“Atomlar ve boşluk dışında hiçbir şey yoktur,<span style="mso-spacerun: yes">  </span>gerisi düşüncedir.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="mso-spacerun: yes">              </span>Fakat bu fikir şimdi atom derken düşündüklerimizle hiçbir benzerlik taşımıyor. Çünkü atomun kendi de içi dolu bir şey değildir. Boşluğa benzer ve maddenin özelliklerini taşımaz. Zaten atomun </span><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma">Demokritus’un yazdığı gibi</span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> anlatılması da bilimsel bir kavram ifade etmez. Onun atomu atomdan daha fazla moleküle benzemekte. Çünkü maddenin kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük parçacığı moleküllerdir. Yine de Demokritus’un fikirleri, çok düşündürücü olmuştur ve şimdiki bilgilere ulaşılma yolunda çok faydalı olmuştur. Bugün biliyoruz ki atom, kimyacılar, genel fizikçiler ve atom fiziği çalışanları için de <span style="mso-bidi-font-weight: bold">tam olarak</span> aynı şeyleri ifade etmiyor. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Yani, değişik bakış açılarının, anlamak ve açıklamak için, farklı yaklaşım ve çağrışımları tetiklediğini de inkar edemeyiz.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoHeader" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                                                          </span>Atomlar nesne değildir.</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="mso-spacerun: yes">          </span><span style="mso-tab-count: 1">          </span><span style="mso-spacerun: yes">                 </span><span style="mso-spacerun: yes">                                                </span>Werner Heisenberg (1901–1976)<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> </span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="mso-spacerun: yes">             </span>Lenin :”Atom da elektron gibi tükenmez” demiştir. Bu cümle doğrudur ama fizikçiler için ne <span style="mso-bidi-font-weight: bold">bilinmeyen bir şeydir, ne de bilinmesi gelişme için gerekli bir düşünce taşır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Şimdi bakalım aynı şeyleri bizim bilim adamları bugünlerde -dinimize ve eğitimize hizmet ettiklerini sayarak- kutsal kitabımızla nelerin ilişkide olduğunu anlatıyor. Örneğin Einstein kozmolojisinin yansıtılması anlamında, “Gök genişlemektedir.” ifadesinin olduğu. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Enteresandır ki</span> fizik bölümü bitirmiş insanlarımız bu ifadeyi Evrenin genişlenmesi ile eşdeğer buluyorlar. Halbuki bu ifadenin bilimle hiçbir ilişkisi yoktur.<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">                  </span>Azeri şairi İmadeddin Nasimi (1369-1417) </span><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma">yaklaşık<span style="mso-bidi-font-weight: bold"> şöyle diyordu: “Bende sığar bin bir cihan ben bu cihana sığmarım.”<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Şimdi kozmoloji çok gelişmiştir. Yaklaşık 20 yıl öncelerdeki gibi Evrenin sadece genişlemesi değil, hızlanarak genişlemesi araştırılmaktadır. Evrenin kuantum köpüklerinden birinin genişlemesi gibi doğduğu ve bu noktasal köpüklerin her birinin farklı evrenler oluşturduğu tartışılıyor. Görüyoruz ki, Nasimi bunları biliyormuş ve kendisinde binlerce kuantum durumlarında, noktasal boyutlarda evrenlerin sığabileceğini yazmış. Kendisinin ise bir evrene sığamaz olduğunu da doğal olarak görmüştür. Ama o zamanlar böylesi dünya görüşünü oluşturacak için hiçbir deneysel ve gözlemsel veri olmadığından, şeriat mahkemesinin onun derisinin soyularak öldürülmesine hüküm verdiğini düşünüyorum. Başka ne neden olabilirdi, böyle amansız hükme. Nasimi meydanda, derisinin soyulma sürecinde ölmüştür. Bizlerse şimdi bile söz sohbet ile anlatılan bilimsel sonuçlara fazla inanıyoruz.<span style="mso-spacerun: yes">     </span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                    </span>Antalya’da Kayserli kuyumcu arkadaşlarım vardır. Bunlar güzel ve dini bütün insanlardır. Vatan ve millet sevgisi ile dolu, arkadaşlarına karşı<span style="mso-spacerun: yes">  </span>dürüst ve insanlara yardımcı olmayı seven kişilerdir. Bu ailelerin ideoloji kaynağı Zaman gazetesi, Aksiyon ve Sızıntı dergileridir. Bu dergileri tanımam için 20 ve 27 Ağustos 2007 Aksiyon ile Sızıntı’nın Ağustos ve Eylül sayılarını <span style="mso-bidi-font-weight: bold">bana vermişlerdi.</span> 26 Ağustos 2007 Zaman gazetesinde yayımlanan “Genetik Bomba” makalem ile ilgilendiklerine de sevinmiştim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Bu makalede Heisenberg’e bağlı örnekler verdiğimiz için, Sızıntı’nın Eylül sayısında ilgimi çeken “Atoma ilk işaretler” adlı makaleyi de hatırlatalım. Yazar sayfa 370’de elektronların atom içindeki hareketi için şöyle yazıyor: “Oldukça karmaşık olan bu hareketin, rüzgarla sağa sola savrulan toz zerrelerinden bir farkı yoktur.” Bu hiç de atoma doğru işaret değildir. Birincisi toz için rüzgar dış etkidir ama tek bir atom kapalı sistemdir. Atomun içinde kuantum fiziği geçerlidir, toz-rüzgar meselesinde ise klasik fizik. Elektronlar Fermi parçacıkları olduklarından, atomun içinde tam olarak yozlaşmış (dejenere) durumdadır. Toz örneğinde ise böyle bir şey olanaksızdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">              </span>Yazı bilim dışı söz sohbetle dolu. Yalnız bu bir cümlenin üstünde durmamın nedeni, bu cümlenin de, “gökler genişler” gibi Ku’ran’da geçtiğini yazmasıdır. Tekrar ediyorum: Biz genelde temel bilimlere pek katkıda bulunmayan toplumlardanız. Bu nedenle de bilmediğimiz kavramları, süreçleri ve olayları böyle kolayca kutsal kitapta aramaya kalkmamız doğru değil. Unutmamamız gerekir ki bizim eğitim sistemimiz ve geleneklerimiz bilimsel düşüncemizi çok kısıtlamıştır. Doğal olarak insanlarımız (en üst seviyelerdeki yöneticiler de dahil) böyle çok sayıda kaynakları okuyarak Einstein veya Heisenberg’in bilime pek bir yenilik getirmedikleri fikrine kapılabilirler. Eğer Einstein ve Heisenberg şimdi yaşasaydılar, onların halinin nasıl olacağını ve bizlerin bilim alanındaki durumumuzu nasıl değerlendireceklerini bir düşünün. <strong></strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Böyle bilimsel fikirler üretilmesinin bizleri nerelere götüreceğini örneklerle gösterelim. Herkes “Sakla samanı gelir zamanı” ve “Bir koltukta iki karpuz tutmak olmaz” gibi atasözlerimizi bilir. Sakla samanı gelir zamanı, cümlesinden görüyoruz ki, yüz veya binlerce yıl önceden enerjinin korunma yasasını biliyorduk. Ottan saman yapılır ve uzun bir zaman korunarak hayvanlara verilir. Hayvanlar samanı yiyerek onun içinde saklı biyolojik enerjisinden faydalanırlar. Samanın enerjisi ondan hayvana geçmiş olur. Böylece enerjinin korunmasını ve bir türden başka bir türe geçebildiğini yüzyıllardır bildiğimiz söylenebilir.</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-INDENT: 28.5pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">       </span>Bir koltukta iki karpuz tutmak olmaz da, tam olarak Pauli Wolfgang (1900–1958) prensibini anlatıyor denebilir. Bu prensibe göre bir kuantum durumunda iki fermion bulunamaz. Doğal olarak eski zamanlarda bu prensibi de enerjinin bir halinden diğerine geçmesi ve korunması gibi basit şekilde anlatmak gerekirdi ki, insanlar onları anlasın ve unutmasınlar. O zamanlar fermionlar veya kuantum durumları deseydiler kim ne anlardı? Bu nedenle de kuantum durumu yerine koltuk ve fermiyon yerine karpuz tabiri kullanmışlar. Yani, tarih boyu üretilmiş benzer fikirlerimizi batı bilim adamlarına ulaştırarak, onların(Einstein dahil) tamamının boşuna uğraştıklarını söyleyelim ve onları üzelim mi? Bizler en önemli fizik kanunlarını yüz, belki de bin yıldır bildiğimiz için bilim sonuçları ile ilgilenmiyor olabilir miyiz?<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-INDENT: 28.5pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">       </span>Şimdi hatırlatalım ki, bizim din adamlarımız hiçbir zaman Avrupa din adamlarının ortaçağlarda bilime karşı yaptıklarını<span style="mso-bidi-font-weight: bold">(1548-1600 yıllarda İtalya’da yaşamış Jodano Bruno’nun yakılmasını hepimiz biliyoruz)</span> yapmamışlardır. Daha ötesi her zaman eğitime ve bilime saygı göstermeye ve bu alanlarda yüksek seviyelere gelmeye çağırmışlardır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Şimdiki ekonomik kriz dünya ülkelerinin çoğunu vurmuştur, özellikle de pahalı konutlarını kredi ile alan ve petrol üreten ülkeleri. Bizim ekonomimiz de “hastadır” ama toplumumuz sağlamdır ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold">insanlarımız</span> ekonomimizin doktorlarıdır. Bu doktorlar tedavi edecekleri ekonominin hastalığını tartışarak doğru yolları mı seçmeliler yoksa bildiklerini birbirinden gizleyerek, gereken bilginin <span style="mso-bidi-font-weight: bold">artmasını ve kesin şekil almasını</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"> </strong>mı engellemeliler? Tartışmalar kesin şekilde olmadığında, ekonomi ile birlikte onun doktorlarının da hasta olduğu düşünülebilir ve hastalık iyi tartışılamaz, derinleşir. Ekonominin hasta olmasını ondan gizlemeye gerek yoktur, o üzülmez. Ama hasta ekonomi tedavi edilmezse, sağlam olan toplum üzülür<strong style="mso-bidi-font-weight: normal">. </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold">Gelişmemiş toplumlarda insanlar üzülmesin(!) diye türlü yolsuzluk, kadrolaşma, eğitim ve bilimdeki kusurlar insanlardan gizli tutulmağa çalışılır. </span>İnsanlara karınlarını doyuracak ekmeği bulamadıkları halde, diğer ülkelerin insanlarından çok zengin ve mutlu oldukları anlatılır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Bu eğitim, bilim ve bilimsel düşüncelerle ilgili makalemizin önceki bölümlerinde de örnek olarak Ermeniler’e bağlı bilgiler verdik ve buna devam ediyoruz. Çünkü makalenin konusunu anlatırken ve amaca doğru ilerlerken, İzmir’in kadın milletvekilinin Ermeni problemi konusundaki konuşmalarında bir hakaret olmadığını da izah edelim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Bütün ülkelerde eğitimi, bilimi ve yeni teknolojilerin üretimini doğru yönde ve verimli şekilde yönetmek için başkanlıklar, kurumlar, senatolar, kurullar ve benzeri birimler vardır. Doçent <span style="mso-bidi-font-weight: bold">ve profesör</span> olurken, başkan yardımcısı <span style="mso-bidi-font-weight: bold">ve bir birimin müdürü olarak</span> çalıştığım süre boyunca, yani 1968’den 1992’ye kadar (24 yıl) her hafta ortalama 2 kere Bakü’de, yılda 1-2 kere de Moskova ve diğer şehirlerde böyle kurum</span><span style="font-size: small;">ların toplantılarında aktif şekilde bulundum. 1992-2005 arasında Türkiye’de çalıştım ama<span style="mso-spacerun: yes">  </span>eğitim, bilim ve yeni teknolojilerle alakalı problemlerin tartışıldığı toplantılarda yalnızca 2-3 kere bulundum. Başka<span style="mso-spacerun: yes">  </span>toplantılarda da çok bulundum ama bilimi geliştirmeyi amaçlayan bir tartışma göremedim. Yalnız aşağılarda değil, dekanlık ve daha yüksek seviyelerde de eğitim ve bilimin gerektiği gibi tartışıldığı bir toplantı görmedim ve duymadım. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Bu bir kültürdür; makamlarda oturanlar her şeyi herkesten daha iyi bildiklerini ve diğerlerinin bilgi ve düşüncelerine de ihtiyaçları olmadığını düşünüyor olsalar gerek. Bilgiye ve doğru düşünmeye ihtiyaçları olmayan insanlarla yönetilen ülkeler gelişmiş olabilir mi? <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Gelişebilir mi?</span> Böyle ülkelerde görmezden gelme çok yaygındır. Hatta YÖK, TÜBİTAK gibi kurumların Einstein’in bile fikirlerine ihtiyaçları olduğunu söylemek zordur. Ama hemen kaydetmek isterim ki, Prof Dr. Tosun Terzioglu TÜBİTAK başkanı olduğunda, orada durum çok daha iyiyiydi. Onun Prof Dr. Ali Alpar gibi bilime değer veren ve iyi de bilimadamı olan bir danışmanı vardı.<span style="mso-spacerun: yes">      </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Ben <span style="mso-bidi-font-weight: bold">1968-1983 yılları arası</span> rasathanede başkan yardımcısı olduğum ve doktora öğrencilerimden üçünün savunması Ermenistan’da olduğundan, Erivan’a da çok gitmiştim. Oranın <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Akademisinin</span> başkanı, dünyada çok ünlü bir bilimadamı (astrofizikçi) olarak tanınan Ambartsumyan V.A. idi(1946’dan ölene kadar). O, akademi başkanı olduğu yıldan başlayarak Sovyetler Birliği’nin milletvekili ve akademi üyesiydi (birlik dağılana kadar). Ermenistan’da Komünist Partisi liderlerinden biri olan ve Türkler’i hiç sevmeyen Ambartsumyan, Ermeniler’in en sevdiği ve Sovyetler Birliği’nde hemen herkesin tanıdığı biriydi. (Yaklaşık 1000 sayfalık soykırım kitabını bundan 35-40 yıl önce <span style="mso-bidi-font-weight: bold">bastırılmasının yolunu açmıştır.)</span> O bana bir bilimadamının layık olduğu biçimde çok saygı gösterirdi. Ama Türk olduğumdan<span style="mso-spacerun: yes">  </span>ve danışmanımın (<span style="mso-bidi-font-weight: bold">Ya. Zeldovich</span>) ve çevresindekilerin bilimsel fikirleri genelde onunkine zıt olduğundan, bana büyük kötülük yapmıştı. Her zaman çok güzel karşılamasına ve kapıya kadar geçirmesine rağmen. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">       </span><span style="mso-spacerun: yes">       </span>Nasıl bir kötülük yaptığının yeri olmasa da, okurun ilgisini çekebileceği için kısaca açıklayalım. Üniversiteyi 1963’de bitirdim. Doktora<span style="mso-spacerun: yes">  </span>unvanını 1966 ve doçentliği 1968’de aldım. O zamanlar Sovyetler Birliği’nde her on doçentlik için bir profesörlük unvanı verilirdi. Profesör unvanı kazanmak için de önemli sonuçlar elde etmek ve önemli dergilerde 30-40 makale yayımlamak gerekirdi. Bu işler<span style="mso-spacerun: yes">  </span>büyük bir tez şeklinde yazılırdı ve bilimler doktoru unvanı için Moskova’nın belirlediği bir kurumda savunulurdu.<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Sovyetler’in güney bölgesinde Astrofizik konusunda böyle bir kurum Erivan’da ve başkanı da Ambarsumyan idi. Lisans diploması üstünde olan diplomalar ise yalnız Moskova’da bulunan kurum tarafından verilirdi. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>1972 yılında bilim doktoru ve profesörlük için gereken bilimsel sonuçlarım ve merkezi dergilerde de 40’ın üzerinde yayınım vardı. Tezi yazdım, 1973 de Erivan’da olduğum günlerde Ambartsumyan inceledi ve yazılı şekilde savunmaya kabul etti. Ama savunma sırasında beni gerilere atmış. Sıram gelmeden bu kurumun çalışma zamanı bitmiş ve yeni çalışma izni 3 yıl sonraya alınmıştı. O zamana kadar yeni tezler de sıraya girmiş ve benimki sürekli geciktirilmişti. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">    </span>Bizde profesör az oluyordu ve bu unvanı da ortalama olarak 50 yaşları civarında alabiliyorlardı. Bu nedenle de ecele etmeye utanıyordum. Ama yine de bu durumdan rahatsız oldum. 1977’de tezi geri aldım, yeniledim ve Moskova’da Kozmik Araştırmalar Enstitüsü’nde(yaklaşık 5 bin çalışanı olan bir kurum) savundum. 1978’de profesör oldum. O zamanlar bir bakanın maşı 400 ruble, benim başkan yardımcısı olarak maşım 550 ruble idi. Sadece doçent<span style="mso-spacerun: yes">  </span>320, bilimler doktoru 400 ve profesör 420 ruble alırdı. Parti ilçe başkanı 250 ruble alırdı ve bu maaş ilçede en yüksek maaştı. Akademide Enstitü Başkanı ve üniversite rektörlerinin maaşı 600 ve Akademi Başkanı maaşı 900 ruble idi. O zamanlar 1 ruble 3 dolara eşitti. Ayrıca belirtelim ki, ev ve tıp hizmetleri parasız verilirdi.</span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-weight: normal"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-spacerun: yes">              </span>Erivan’a her gittiğimde onunla en az yarım saat görüşür ve bilim konularında tartışırdık. Orada muhakkak da bilimsel toplantı yaparlardı ve ben 1-1.5 saat konuşma yapardım. Ambartsumyan’la rasathanelerinin organizasyon işlerinden de konuşurduk, tavsiyelerimi isterdi. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Moskova’da ise bilimsel atmosfer daha da yüksek seviyedeydi. Orada hep bilim konuşur ve tartışırdık. Danışmanım olan: Dünyada fiziksel kimya, detanasyon ve patlamalar; parçacık ve çekirdek fiziği; gravitasyon, kozmoloji ve astrofizik konularında, meşhur Katyuşa füzeleri; atom ve hidrojen bombalarının teorik çalışamlarının başındaki, bir kez Lenin ve dört <span style="mso-bidi-font-weight: bold">kez</span> Stalin ödülü almış ayrıca üç sefer Sovyet kahramanı Ya. Zeldovich’le 1964 yılından başlayarak çalışmıştım. Bu nedenle de Moskova’da onun arkadaşları olan ünlü fizikçileri de tanıyordum. Ben onlarla kıyasla çok küçük bilimadamı olmama rağmen birarada bilim konularında konuşur ve tartışırdık.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Türkiye’de ise bilimle ilgilenen insanlara rastlamak çok güç. İlgilenenler ve bilimde uzman olanlar da <span style="mso-bidi-font-weight: bold">genelde</span> sol görüşlü insanlar olmuş. O zamanlar <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Azerbaycan’da ve Ermenistan’da bilimsel tartışmalar yaygındı. Böyle nedenlerle</span> Ermenistan’da <span style="mso-bidi-font-weight: bold">bilimsel</span> ortam ve bilim adamına saygı açısından kendimi çok iyi hissederdim. Türkiye’de benzer atmosfer ODTÜ’de ve Feza Gürsey Enstitüsü’nde vardı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Çokları Ermeniler’in dünyada bizlerden güçlü ve saygın olmalarını<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Hıristiyan olmalarına bağlıyor. Bunu kabullenmek zordur ama etkisi de yoktur denemez. Ama, Latin Amerika ve Afrika’da da bir çok Hıristiyan halk yaşıyor. Peki onlar da Ermeniler gibi etkili diyebilir miyiz? Zor(!). Müslümanlar her tür kötülüğü, hatta Hıristiyanlar’ın yaptığından çok daha fazlasını, birbirine <span style="mso-bidi-font-weight: bold">yapmış</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold">ve halen de</span> yapmaya devam etmiyor mu? Sadece gelişmiş milletler kendi insanlarına çok daha fazla <span style="mso-bidi-font-weight: bold">saygı</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"> </strong>ve sevgi gösterir, halklarının ekonomik durumunu ve kültürel gelişmesini ön plana çıkarırlar. Bizler ise <span style="mso-bidi-font-weight: bold">son 400 yılda</span> Ermeni ve diğer Hıristiyanlar’a herkesten çok daha fazla hizmet etmişiz. Maalesef, d<span style="mso-bidi-font-weight: bold">ünyadaki bilim ve teknoloji seviyesi yükseldikçe(bu yükselme çok hızla ilerliyor) gelişmemiş toplumlar gelişmişlere hizmet göstererek yaşamlarını sürdürmek mecburiyetinde kalacaklar. </span>Her millette kendi insanına sevgi ve saygı daha fazla olmalıdır. Önce kendi insanının ekonomik durumunun iyi olmasını <span style="mso-bidi-font-weight: bold">desteklemelidir</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal">.</strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">     </span>Gelişmişler ile (Ermeniler gelişmiş millettir) gelişmemişler arasında bazı farklar vardır. Gelişmemiş ülkelerde zenginlik ve saygınlık milletin çok küçük bir bölümü içindir; gelişmiş ülkelerde ise geniş kitleler için. Gelişmemiş ülkelerde millet sevgisi göstermek demek onu övmek, kusursuz görmek, kusurlarını gizlemek ve diğer milletleri, özellikle de sevmediklerini, küçük görmek demektir. Gelişmiş milletlerin eğitimsiz kısmı da aynen gelişmemiş ülkelerde olduğu gibidir. Yine de, gelişmiş milletlerin eğitimli olanları, milletlerinin ve ülkelerinin kusurlarını ortaya çıkarır ve ortadan kaldırırlar. Problemlere ciddi şekilde, çözüme yönelik yaklaşırlar.<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Ruslar ve özellikle 1922-1960 arasındaki yüksek görevlerdekiler Yahudileri hiç sevmezlerdi. Onlara karşı kötülükler yapıldığı için Yahudiler de (Marks’ın Yahudi olmasına rağmen)<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Sovyet sistemini hiç sevmezlerdi. Yine de birçok düşük eğitimli insan Sovyet sistemine kalpten inanarak hizmet ederlerdi. Bilimsel düşünceleri gelişmemiş ama vatanlarını ölesiye seven insanlara önemli görevler verilirse, vatanlarını ne kadar severlerse sevsinler, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, ülkelerinin gelişmesini engellerler. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Diğer taraftan, Yahudiler’in yüksek kültür ve uzmanlık seviyelerine ulaşabilenler layık oldukları işlere getirilerek, Sovyet sistemini sevmemelerine rağmen, Sovyetler Birliği’nin kalkınmasında en önemli katkıları sağlamaları mümkün olmuştur. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Örneğin Sovyetler Birliği’nin atom ve hidrojen bombalarını yapan en ünlü üç bilim adamı da Yahudi’ydiler (Hariton, Zeldovich ve Saharov). Benim danışmanım Zeldovich, bu işlerden önce, 26-28 yaşlarında ilk füzelerin (Katyuşalar)<span style="mso-spacerun: yes">  </span>buluşunda çok önemli bir bilimadamı olmuştur. Bunların keyfini KGB’nin en başındaki Beriya bile bozamazdı. Çünkü Stalin yaklaşık olarak böyle diyordu: “Bakanlar <span style="mso-bidi-font-weight: bold">büyük</span> bilimadamlarından çok daha kolay bulunabilir.” En büyük ödülleri alanlar da bunlardı, Moskova’nın en iyi semtlerindeki <span style="mso-bidi-font-weight: bold">güzel</span> evlerde yaşayanlar da. Böyle bilimadamları çevrelerinde en iyi bilimsel ortamı yaratır; ülkedeki bilimin ve teknolojinin gelişmesine en büyük katkılarda da bulunurlardı. ABD’de bunu daha da iyi anlıyorlardı. Milletinden, dininden ve görüşlerinden bağımsız olarak, bilime ve yeni teknolojilerin üretimine büyük katkıda bulunabilecek insanları, her tür yollarla <span style="mso-bidi-font-weight: bold">kazanıyorlardı</span>. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                  </span>Gelişmiş ülkelerde de nüfusun çok küçük bir bölümü iyi eğitimli, yüksek derecede uzman, bilimsel düşüncesi gelişmiş insanlardır. Ama bu ülkelerde yerleri doldurulamayan insanlardır. Milletlerinden ve dinlerinden bağımsız olarak halklarının ekonomik ve kültürel yaşamlarını zenginleştiren ise, işte bunlardır. Ermeniler, böyle ortamlarda yaşamak için Türkiye’yi, Rusya’yı, Azerbaycan’ı ve Ermenistan’ı terk etmiştir. Şimdi de ABD ve Avrupa’ya göç ediyorlar. Ama göç etmeyenler de her alanda gelişmek için çalışıyorlar. Ne yazık ki aynı zamanda bizlere haksızlık da yapıyorlar. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Yaşadığımız sorunların anlatılması matematik ifadelerle yapılamıyor ve kimin doğru olduğu da kesin şekilde bilinemiyor. Yine de bu işte onlar becerikli. Çünkü bizler gerekli seviyede eğitimden, bilimden ve yeni teknoloji üretiminden uzaklarda kalmışız. İnandırıcılık ise dünya biliminde </span>ve kültüründeki<span style="mso-bidi-font-weight: bold"> yerine ve saygınlığına bağlıdır.</span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>İnsanın kafasındaki düşünceler hangi konuda baskın ise önce o konuya bağlı </span><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-weight: normal">eşya</span><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'"> ve insanları görür. Örneğin kadınların, erkeklerin ve çocukların gözleri evde ve dışarıda genelde aynı şeyleri görmez. İnsanın düşüncesi bağımsız olarak gelişmiyor. Ortam onu yönetiyor ve düşüncesini belirliyor. Ezberciliğe dayanan eğitim ve söz-sohbet ile kazanılan bilgiler, doğruları kavrayan ve kesin<span style="mso-spacerun: yes">  </span>olan düşünceyi oluşturamaz. Diğer bir deyişle insanları gerçeklerden uzak tutar. İnsan toplumunda türlü süreçler vardır. Bunlar matematiksel formüllerle yansıtılamıyorsa bile, hiç olmazsa sayısal bilgiler içermelidir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Örneğin TV’den duyuyoruz: Dünyanın bütün ülkelerinde politikacılar kendi çıkarları için kanunları bozarlar. ABD, Almanya, Japonya ve bizlerde de böyledir; Bütün ülkelerde insanlar dini ibadetlerini yapar ve inançlarına göre giyinirler; Bir kovayla su atıldığında duvarda oluşan şekillerden </span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'">daha anlamlı olmayan, <span style="mso-bidi-font-weight: bold">yıldızların oluşturduğu şekillerle(burçlarla) bütün ülkelerde ilgilenirler. Hepimizin zaman zaman rasladığı bunlara benzer cümleler hiçbir bilgi içermediği gibi, gereksiz bilgilerdir. </span>Çünkü bunun gibi cümlelerle biri diğerine benzetilen toplumlar içinde, gelişmemişlerle gelişmişleri sayısal bilgileri kullanarak kıyaslasak, gelişmiş toplumların kesinlikle gelişmeyenlerden çok farklı olduklarını görürüz.<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Aslan ve delikanlı gibi sözlerle büyütülen çocuklar önemli görevlere de getirilirler. Bu tür insanlar karşı görüşte olanlara sert çıkmayı, akılcı davranıştan üstün tutmaya alıştıklarından,<span style="mso-spacerun: yes">  </span>matematik ve fizikle büyümüş Einstein’in bile dersini vermekle gurur duyarlar. Yani kötü gelenekler kültürü bastırır. Kendi ülkelerinin ve milletlerinin çıkarlarına karşı olan Ermeniler’den özür dileyenlerin sayısının çok olması da (bir bardak çayda üç tane tüyün çok olması gibi, 70 milyonun içinde böyle bin kişinin olması çok fazladır) ülkemizde bilimsel düşüncenin gelişmemesinin neticesidir. Her ülkenin milliyetçisi ve görev sahipleri eğitimli ve bilimsel kültürü gelişmiş olmalıdır ki, böyle olaylara</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> </span></strong><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold">rastlanmasın</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> . <span style="mso-spacerun: yes">     </span></span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="mso-spacerun: yes">           </span></span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">                            </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">Akdeniz Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'">Volkan Kor, Fizik Öğretmeni (<a href="mailto:volkan-kor@hotmail.com">volkan-kor@hotmail.com</a>)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/04/kendi-ulkemizde-einstein-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendi Ülkemizde Einstein &#8211; I</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-i/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-i/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 22:10:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1131</guid>
		<description><![CDATA[EİNSTEİN, GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE, ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 1                1. Bizde ve dünya genelinde  eğitim seviyesi                 Biz yazılarımızda temel bilimlere, özellikle matematiğe ve fiziğe en büyük katkıları çok genç insanların yaptıklarını belirtmek istemişiz. Bu nedenle de şunları hatırlatmışız:                 Bilindiği gibi; gerçek bilgi sahibi olmak ve bilimsel düşünceyi geliştirmek bizimki gibi toplumlarda hiçbir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #993300;">EİNSTEİN, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE</span>, </span></span></span></h2>
<h2 style="margin: 12pt 0cm 3pt; text-align: center;"><span style="font-weight: normal; font-style: normal; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-style: italic;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="color: #993300;">ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 1</span> </span></span></span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> <img class="alignleft" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg" alt="" width="292" height="203" /></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">             <strong>1</strong></span><strong>. Bizde ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">dünya genelinde</span><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>eğitim seviyesi</strong></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Biz yazılarımızda temel bilimlere, özellikle matematiğe ve fiziğe en büyük katkıları çok genç insanların yaptıklarını belirtmek istemişiz. Bu nedenle de şunları hatırlatmışız:<em><span style="font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-style: italic;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></em></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><em><span style="font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-style: italic;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Bilindiği gibi; gerçek bilgi sahibi olmak ve bilimsel düşünceyi geliştirmek <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">bizimki</span> <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">gibi</span> toplumlarda hiçbir zaman ön plana çıkmıyor. Herkes diploma peşinde. Diğer yandan biliyoruz ki, en büyük bilim adamları, matematikte ve fizikteki en büyük buluşlarını 22-26 yaşları arasında yapmışlardır.</span></em><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> Örneğin Isaac Newton (1643–1727) unutulmaz fizik kanunlarını <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve matematiğe</span> en büyük katkılarını 26 yaşına ulaşmadan elde <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">etmiştir</span>. Albert Einstein(1879–1955) 24 yaşında yaptığı çalışması için Nobel ödülü almış ve 25 yaşında da yaptığı iş ile dünyanın en büyük bilim adamı olduğunu <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ispatlamıştır</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">.</strong></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">          </span><span style="mso-spacerun: yes;">       </span></span></strong><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Fransız matematikçi ve astronom Alexis-Clod Clero (18.yüzyıl) Paris Akademisi’nde ilk bildirisini sunduğunda 12 yaşındaydı. Fizik ve matematik konularında en büyük işleri yapmış kişilerden bazıları, ilk bilimsel makalelerini 13–14 yaşlarında yazmışlardır (örneğin <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">James Maxwell(1831–1879) ve William Hamilton(1805–1865)).<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Adını matematik (yüksek cebir)</span> tarihine yazdıranlar içinde,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>21 yaşında düelloda öldürülmüş Evariste Galois(1811–1832) de vardır. İki yaşında kitap okumaya başlayan ünlü fizikçi Thomas Young (1773-1829), içlerinde Türkçe ve Arapça da bulunan yaklaşık on dil biliyordu ve 23 yaşında tıpta doktora yapmıştı. Paul Dirac(1902-1984) ve Werner Heisenberg(1901–1976) gibi dehalar da böyle genç yaşlarında zirveye ulaşmışlardır.</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Bunları okumuş bir fizik öğretmeni bize şöyle bir yazı göndermiş: </span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>“Hocam, sizin de yazdığınız gibi, dünyada bilime katkı sağlayıp tarihe adlarını yazdıranlar çok genç yaşlarda bunu yapıyorlar. Şahsen bunu daha önce bilmiyordum. O insanların resim ve fotoğraflarının tamamı kelli felli adamlar; çocuk yaşta başardıklarını düşünmemiştim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Bu insanlar muhakkak dahi insanlardı. Bir ülkede böyle insanlar çıkarsa, onları kaybetmemek adına küçük yaştan itibaren bilimi doğru vermek gerekir. Ama nasıl? Bizde böyle kitaplar var mı? Bilimi doğru vermek için, mesela dersi verirken, neyi hedeflemek lazım?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Eğer ortaokulda başlayacaksak nasıl başlamalı? Sonra lise düzeyinde nasıl devam etmeli? Sözgelimi Dinamik konusu; 13-15 yaşlarında bu konu nasıl anlatılmalı? 16-18 yaşları arasına geldiklerinde önceki bilgileri nasıl geliştirmeli? Bunu bir örnek olarak söyleyebilirseniz memnun olurum. Bu arada biz lisede fizik dersinde PSSC (“P</span><span style="color: black; font-family: Arial;">hysical Sciences Study Committe”</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">) fiziği görmüştük. O zamanlar bu kitabı pek sevmezdik. Açıp bakınca roman gibi geliyordu, soruların nasıl çözüleceğine rehber olmuyordu. Oysa sınavlarda ekseri işlem sorulurdu. Sınıf da kalabalık olduğundan verimli olmazdı. Neyse uzatmayayım, öğretmenliğe başladıktan sonra bu kitabı elime tekrar aldığımda hayran kaldım. Bugüne kadar gördüğüm en güzel fizik kitabı, özellikle lise düzeyi için. Daha genişletilmiş, soru ve konu sayısı artırılmış bir PSSC fizik kitabım olmasını çok isterdim. Bilmem hiç duydunuz mu? Şimdilerde sadece eski kitapçılarda(<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">sahaflar</span>) bulunabilir. Konuya döneyim, &#8220;bilim öğreten&#8221; dediğiniz kitap bunun gibi olabilir mi? Başka hangi kitaplar güzel? Ne, nasıl öğretmeli, öğrenmek isterdim.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Ben <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">eğitimimin</span> tümünü Rus dilinde almış birisiyim, farklı milletler içinde yaşadım ve Sovyetler <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Birliği’nde</span> her zaman Rusça kitap, gazete okudum, TV izledim. Orada spor programlarında sporun bir çok <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">branşlarından</span> konuşuluyordu. Burada ise spor dendiğinde neredeyse, yalnız futbol düşünülüyor. Bu sebeple, fizik öğretmeninin sorusunun cevabına, futboldan bir misalle girmeyi tercih ediyorum. Bir gencin iyi bir futbolcu olup olamayacağını belirlemek için, onun sağlamlığını, futbol için gereken çevikliğini ve futbola olan sevgisini test etmek hemen hemen yeterlidir. <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Peki ya tabii bilimler, fen?<strong></strong></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Temel bilimler, özellikle de fizik ve matematik için en önemli kıstaslar: Bilimsel ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">soyut</span> düşünme gücü; bilginin derinliği, hacmi ve kesinliği; doğaya olan ilginin büyüklüğü ve bildiklerinin konuşulanlara değil, deney ve gözlemlere dayanmasıdır. Yani bizim eğitim sisteminde önem verilmeyenler. Temel bilimlerin gelişmediği ülkelerde yeni teknolojilerin üretimi de beklenemez. Çünkü bunun için de aynı şartlar ön plana çıkarlar. Bizde de, dünyanın genelinde olduğu gibi bu şartların oluşumu için gereken ortam yok denecek düzeydedir. Neticede ülkemizde, gelişmiş ülke olmak için gerekli eğitimi de sağlamak imkansızdır. <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Yani hep birbirlerine bağlıdırlar.</span> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Toplumda kültür ve gelenekler ilk bakışta aynı anlamı taşıyabilirler. <strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Gelenekler olduğu gibi kültür kapsamına girer ve denebilir ki onu zenginleştirir.</span> Ama unutmamak gerekir ki, insan eti yiyen toplumların da gelenekleri vardı. Fakat bunu yapan toplumları kültürsüz olarak tanımlamak daha uygun olur.<strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>Bu kavramların ikisi de zamanl<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">a</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>değişir. K<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ültürel seviyesini, kalitesini dikkate almadan</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">dar anlamda</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>tanımlayacağımız kültür veya gelenekler toplumun alışkanlıklarını, davranışlarını, değerlerini içerir ve kuşaktan kuşağa da korunurlar. Bu açıdan baktığımızda, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">belki de</span> hayvanların da kendi kültürlerinin ve geleneklerinin olduklarını düşünebiliriz. Mesela, sosyal adalet ve yardım; milyonlarca üyesi olan karınca toplumlarında, insan toplumlarının çoğunda karşılaştığımızdan daha iyi durumdadır. Hayvanların kültüründe(geleneklerinde) de yakınlarına, güzelliğe ve müziğe<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>sevgi; doğaya bağlı bilgi ve ilgi vardır. Onlarda hiç olmayan ise dindir, güzel sanatlardır, yazıya ve tartışmaya dayanan eğitimdir; bilim ve yeni teknolojiler üretimidir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                  </span>Hayvanlar yalnız doğanın basit şekilde olan ve hayatlarını etkileyen kanunlarını(7. sınıfı aşmayan fizik ve matematik dahil), yiyecek elde etme amaçlı basit teknik çözümlerini kullanıyorlar. Yuva kurmada ve işlerine yarayan basit aletler yapmada nasıl bir malzeme kullanmak gerektiğini, insanlardan daha düşük seviyede de olsa, biliyorlar. Böyle olduğundan da, kültür ve gelenek kavramlarını yalnız insanlar için kullanıyoruz. Ama hayvanlar sözkonusu olunca içgüdü diyoruz. Yani, insanlar söz konusu olunca içgüdüyü geleneklerin ve kültürün içine koyuyoruz. Bu yüzden aslında içgüdüyü, kapsamı çok düşük seviyede gelenek gibi kabul edebiliriz. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Daha ötesi, gelenekleri kültür kapsamına alırsak, hayvanların da, asgari seviyede, kültürleri olduğu ileri sürebiliriz. Örneğin kedilerin pisliklerinin üstünü örtmeleri veya göz önünde çiftleşmemeleri gibi. Biz burada hayvanların kendilerini tehlikeden korumak ve yaşamlarını devam ettirmek amacıyla düşünmeden yaptıkları hareketleri kapsayan refleksleri(tepkiler) kastetmiyoruz. Refleks şeklindeki tepkiler bütün canlılarda vardır, insanlar da dahil.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Bu üç <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kavramın</span> aynı anlama gelmediğini; bunların sadece insanları hayvanlardan ayrı tutmak için olmadığını; zamana bağlı özelliklerini hatırlayalım. Elbette hayvanların dış görkemleri, ses güzellikleri, sadakatleri, anlayışlı, sosyal <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">yardımlaşmada ve</span> adil olmaları gibi özelliklerine saygı duymak gerekir. Diğer yandan bazı hayvanların eczacılık ve tıbbi çalışmalardaki<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>önemini, onlar üzerinde yapılan biyolojik deneylerin insan tedavisinde oynadığı büyük rolü de unutmamalıyız.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span>İnsanlardan(özellikle şehirlerden) uzaklarda yaşayan hayvanların içgüdüsünün zenginleşmesi milyonlarca yıl gerektirir. Şehirlerde yaşayan hayvanların(köpek, kedi, sıçan…) içgüdüsüyse araç trafiğinin değişim temposuna uyacak <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">şekilde hızla değişebilir.</span> İnsanların bazı geleneklerinin değişmesi ise binlerce yıl bile sürer. Gelenekleri kültürün kapsam alanının dışında tutarsak, kültürün değişme temposunun teknolojiye ve bilime <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">daha kolay<strong> </strong></span>uyum sağladığını görürüz. Yani kültürün değişmesine gereken zamanın 100-10 yıl civarında olduğunu söyleyebiliriz. Neticede<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>diyebiliriz ki, geleneklerin değişme(gelişme değil) temposu da, kültürün gelişme hızından<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çok azdır. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Bir ev hayvanının zengin bir ailenin köşkünde yeni teknolojilerle donatılmış ortamda yaşaması ve tıbbi imkanlardan yararlanması, mesela, sirkteki becerikli, yetenekli, çalışan, öğrenen hayvanlarla aynı “kültürel” düzeyde olduğu anlamına gelmez. Tıpkı bilim ve yeni teknolojileri üretmeyen toplumların, gelişmiş ülkelerin keşiflerinin sonuç ve konforunu kullanmalarıyla kültürel düzeylerinin artamayacağı gibi. Toplum, gelişimi engelleyen geleneklerden uzaklaşmalıdır. Hele çağımızda, ebeveynler çocuklarını aslana benzeterek sevmemeli, yalnızca delikanlılığını övüp, övünmemeli. Hayvan gibi güçlü ama aklın kullanılmadığı davranışlar belki binlerce yıl öncesi için makbuldü. Eğer o zamanlardaki kültürel düzeyde kalmak istiyorsak(!) başka tabii.<span style="mso-spacerun: yes;">                       </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Yukarıda, hayvanlarda hiç olmayan ama insan hayatının bir parçası olan faaliyetlerin en önemlileri din, güzel sanatlar, yazıya ve tartışmaya dayanan eğitim, bilim ve yeni teknolojiler üretimi olduğunu söylemiştik. Dinler binlerce yıl içinde neredeyse değişmez olarak kaldığından, bunların <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">büyük olasılıkla</span> gelenek olduğunu veya <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">belki de</span> kültürün değişmez kısmını oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. (Dinlerin kapsam alanına her zaman onları yozlaştıran ve insanların istismar olunmasını sağlayan eklemeler yapılmıştır <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve her zaman yapılacaktır.</span> Biz bunları dinler kapsamına almıyoruz.) Güzel sanatlar da teknolojiye bağlı olarak daha hızla değişirler ve kapsamları da zamanla artar. G<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">üzel sanatların yeni tür malzemelere, araçlara ve yöntemlere bağlı olarak gelişmesi hızlanmaktadır</span>. Böylece, güzel sanatlar gelenek değil, genelde kültür kapsamında yer alır, denebilir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Eğitim, bilim ve yeni teknoloji üretimi, insan toplumlarının hızla <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">gelişen</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>faaliyetidir ve kültürün seviyesini en fazla belirleyen faktörlerdir. Kültürün seviyesini belirleyen bu esas faktörler aynı zamanda toplumların ekonomik alanda gelişmesini de belirliyorlar. Ç<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ünkü ekonominin gelişmesi kültüre bağlıdır.</span> Böylece insan toplumları hayvanlar aleminden: gelişmenin temeli olarak, geleneklerinin zenginliği ve kendi aralarındaki kültürel seviyeleri ile farklılaşırlar, diyebiliriz. <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Her insan toplumunun kapsamlı(zengin değil) gelenekleri olabilir ama kültürel seviyeleri(zenginlikleri) çok farklıdır. </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: x-small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                        </span><span style="mso-spacerun: yes;">                           </span>“</span></span><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin,</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                               </span>inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi </span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                </span>çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                    </span>kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                     </span>gerçeklere uygun olarak göremez.. Hayat felsefesini</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><span style="mso-spacerun: yes;">                                                       </span>geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve </span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                             </span>boyunduruğu altına girmeye mahkûmdur”.</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                   </span><span style="mso-spacerun: yes;">                               </span>Mustafa K. Atatürk (<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">1881</span>-1938)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Doğal olarak toplumların gelenekleri dünyadaki kültürün gelişmesinden etkilenir ve değişir. Ama bu gelişmeler için gereken zaman <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">dilimi</span> her toplumda çok farklıdır. Örneğin dörtbin yıl önce Bağdat’da nehir altından tünel inşa edilmişti. Ama ikibin yıl önce, vahşi toplum sayılabilecek durumunda olan Güzey Avrupalılar şimdi her alanda o kadar gelişmişlerdir ki, ulaşılamaz olmuşlardır. Yalnız Iraklılar değil, bütün Arap dünyası eğitimde, bilimde ve yeni teknolojiler üretiminde yaklaşık 150 yıl geride kalmıştır. Ve onlarla Avrupalılar arasındaki bu fark <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">devamlı ve</span> hızla artacaktır. Araplar’ın giyeceklerinden ve Libya lideri Kadaffi’nin kendi çadırı ile devlet ziyaretlerinden, geleneklerinin değişme hızının çok küçük olduğu görülmektedir. <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Oysa</span> unutmamak gerekir ki, geçmişte<strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Araplar ve Farslar Müslüman toplumlarının öncüleri olmuşlardı bugün </span>de Yakın ve Orta Doğulular içinde öncülerdendirler.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Böylece hayvanların da dar kapsamda bir gelenekleri vardır. Gelenekler hayvan türlerinin büyük bir kısmında toplumsal çıkarlara az yönelmiştir. Karınca ve arılar gibi toplumsal hayat sürdüren canlılarda toplumsal çıkarlar, insanlar arasında olduğundan bile fazladır. Tavuk ve civcivlerin yöneticisi olan horozun boğazından, diğerlerinin bulduğu tanecikler hiç geçer mi? Canlılar içinde -çoğu zaman- en çıkarcı <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve kendi toplumuna karşı amansız</span><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>olanlar insan değil mi?<strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>Kibir, ihtiras gibi özellikler insanlara mahsus. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Hayvanlar ise birbirlerini</span> yerlerken bile toplumlarının daha sağlıklı olmasını temin ediyorlar. İnsan çevresini kendine adapte etmek isterken kendi neslini bile umursamıyor. Oysa hayvanlar yalnız başlarına, biz olmadan doğa ile daha uyumlu. İnsan toplumlarındaysa, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">hayvanlara nazaran</span> gelenekler çok gelişmiştir. Ama onlar toplum çıkarlarına farklı kapsamda ve şekilde yönelmişlerdir. Birsürü ülkelerde gelenekler ve sosyal yardımların bazı şekilleri kölelik ve dilencilik ruhunu koruyor. O ki bazı hayvanlar bağımsız ve kururlu yaşam tarzı sürdürürler. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>İnsanoğlu eskiden beri hayvanları değişik maksatlarla eğitmektedir. Hatta bu eğitilen hayvanların becerilerini televizyonlarımızda da görüyoruz. Yine televizyonda dikkatimizi çekmiş olacak bir ayrıntı da, eğitim sırasında hayvanlara sevdiklari yiyeceklerin verilmesidir. Ancak bu verilenler sadaka şeklinde verilmez. Her yaptıkları doğru hareket, öğretilenleri doğru uygulamalarından sonra verilir. Yani teşvik, güdüleme. Ama eğitimde genel geçer bir uygulamadır. Sirklerde olduğu gibi sporda da ilerleme kültürel ilerlemedir. Demek ki ödül, sadaka gibi değil de bir başarı ve zahmet karşılığı verildiğinde olumlu bir amaca götürmektedir. Tahmin edersiniz ki çocuklarımızın eğitiminde çocuklara verdiğimiz burslar da benzer bir maksatla verilen ödüllerdir. Çalışma ve başarıyı teşvik. Bu doğru bir yöntemdir. Gelişmiş ülkelerde de aynı sistem uygulanmaktadır. Sonuçları da verimlidir. Ülkede kültür ve bilimin hızla gelişmesini temin eder. Kim çalışırsa ödül onadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">             </span>Gelenekler iyi veya kötü olabilir ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kültürle kıyasla</span> çok küçük hızla değişirler. İnsan toplumlarında binlerce yıl yaşatılan kötü gelenekler de vardır. Mesela dilencilik ve insanlarda dilencilik ruhunu teşvik eden yardımlar. Sosyal yardımlar yapılırken de sadaka şekilde olmasının önünü kapatmak gerekir. Unutmamak gerekir ki bazı milletlerin şimdiki geleneklerinde dilencilik ve sadakaya yer kalmamıştır. Kültür, gelişmiş veya gelişmemiş, yüksek ya da düşük seviyede olabilir. Ama çok hızla değişebilir ve bu değişmenin temelinde eğitim, bilim ve yeni teknolojiler bulunur.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                       </span>Bildiğim <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kadarıyla</span> iki şey sonsuzdur (sınırsızdır). Bunlardan </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                       </span>biri evrendir, diğeri ise insanların düşüncesindeki <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">farklılıktır</span>. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                            </span>Ama evrenin sonsuzluğuna tam olarak <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">inanmıyorum</span>. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                             </span>Albert Einstein (1879–1955)<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                              </span><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Akıl, yaratma yeteneğini ancak deneyim onu </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                                 </span>zorladığı zaman kullanır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                                     </span>Henri<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Poincare (1854–1912)<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Türkiye’deki gazeteciler arasında yaygın bir görüş olduğunu biliyoruz: Gazetelerde yayınlanan makalelerin seviyesi, buradaki 14 yaşında bir çocuğun ortalama zeka seviyesini aşmamalıdır. Bir makale, okurun 2 dakikadan daha fazla zamanını almamalıdır. Çünkü okuma alışkanlığı olmayan ve bilimsel düşünme yeteneği gelişmemiş toplumlarda(nüfusunun çoğunluğu bakımından), popüler şekilde bilimi anlatan makalelerin okunması daha uzun zaman alırsa okuru yorar ve dikkati dağılır. Daha büyük makaleler, çok az sayıda basılan ve yine az sayıdaki popüler dergilerde yayınlanmaktadır. Bizler okumayan ve doğa ile ilgilenmeyen toplumlardanız. 2007 yılının Ağustos ayında, öğretim üyesi olan bir AKP’li kadın milletvekili TV’de ilginç bir durumu anlattı. Politikacıların mitinglerde halka hitap ederken kullandıkları cümlelerin, 6 yaşındaki bir çocuğun anlayabileceği şekilde olması gerektiğine benzer sözler söyledi. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Aslında politikacılar kendi aralarında daha yüksek eğitime uygun seviyede ve daha kesin anlam taşıyan cümlelerle konuşabilirler. Ama genelde onların konuşmalarını derin ve kapsamlı olarak bulmuyoruz. Bu da normaldir. Çünkü politikacılar </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">vazife sahibi olarak yönettikleri<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> alanlarla ilgilenmekten çok daha fazla, düşük eğitim seviyesi olanların oylarıyla ilgilenmekteler. Kimlerle daha fazla ilgilenirsen, hangi ortamlarda çok bulunursan ve hangi eğitim seviyesine uygun konuşursan, düşüncelerin ve ilgin de o seviyeye uygun şekilde olur.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Bu fikir eski çağlardan beri bilinmektedir: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyliyeyim.” TV ve gazetelerden gördüğümüz gibi 9-14 yaşında çocukların </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">anlama düzeyinin<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> üstündeki toplum problemleriyle pek ilgilenen yoktur. Doğal olarak da<strong>, </strong></span>insanların<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>toplum çıkarları ile örtüşmeyen<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kendi çıkarları için düşünme yeteneği daha fazla gelişmiştir. Ama bu yöndeki düşünce için </span>kültürün<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve özellikle de temel bilimlerin önemi çok azdır. Bu yüzden de, </span>gelişmemiş ülkelerde<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> fizik öğretmeninin istekleri toplumun ve ülkenin ilgisi dışında kalmış olur.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">             </span>Ayrıca, bilinen bir gerçek de şudur: Bir toplumda her problem kesin şekilde ortaya koyulmuyorsa ve yüzeysel anlatılıyorsa, toplum kültürün ve ekonominin üst seviyelerine kadar gelişemez. Böyle bir ortamda çok geniş düşüncelere sahip kişiler zor yetişirler. Örneğin </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">sosyal konularda<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Kongar, Barlas ve eski diplomatlarımız gibileri. </span>Doğal olarak onların da <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">konuşmasında bir temel bilimcideki kesinlik<strong> </strong></span>yoktur.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Ne yazık ki, dünyanın büyük kısmı da bizimkine benzer durumdadır. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Ancak siyaset, sosyal bilimler, edebiyat ve güzel sanatlar alanları ile fen ve teknoloji bilimleri arasındaki gelişmişlik farkı, gelişmemiş toplumlara kıyasla ileri toplumlarda uçurum şeklinde değildir.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Ne yazık ki </span>temel bilimler ve yeni teknolojiler üretiminde,<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> gelişmiş ülkelerin düzeyinden yaklaşık 100-150 yıl geride kalmış olmamız bizler için önem taşımamaktadır. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Nüfusu oldukça fazla olan ülkemizde, yüksek eğitime ve bilime ayrılan paralar hiç de azımsanacak gibi değildir. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Buna rağmen fen ve teknoloji konularında ülkemizin kötü durumda olması, okuduğunuz yazıyı hazırlayanların bu konular üzerine daha çok gitme sebebidir. Sorun ekonomik değilse, nerededir?<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>Bunun<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">anlaşılması için bir örnek verelim. İngiltere’de Malcolm Longair adlı yazarın yaklaşık 520 sayfa olan, “The new Cosmic Century. A History of Astrophysics and Cosmology” Cambridge 2006, kitabı basılmıştır. Bu kitapta 1900–2000 yılları arasında kitabın konusu olan alanlarda(Astrofizik, Kozmoloji) ve bunlarla ilgili olan konularda en önemli bilimsel sonuçlar tartışılmış ve bu sonuçları ortaya koyanların adı, soyadı ve yaşadığı yıllar verilmiştir. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Türk Cumhuriyetleri kökenliler içinde (Türkiye dahil), bu kitapta yalnızca “O. H. Guseinov” ismi geçmektedir. Oysa ki </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Türkiye’de<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> bu konularda çalışan -bazıları TÜBA(1) üyesi de olan- </span>çok sayıda<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> çalışanımız vardır. Yüzyıl boyunca bilimde nelerle uğraştığımızı sorgulamamızın zamanı gelmedi mi? Hangi bilimde, hangi alanda, neyi temsil ediyoruz? Böyle meseleler ne YÖK’ü, ne TUBİTAK’ı, ne de başka bir kurumu ilgilendiriyor.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Bilim ve eğitimle ilgili yukarıda söz ettiğimiz yetersizlikler bizlerle iç içe yaşayan Yahudi ve Ermenilerde pek </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">gözükmüyor<strong>. </strong>Onlar sayıca çok daha az olmalarına rağmen, dünya bilimine ve teknolojilerine<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> bizlerden daha fazla katkıda bulunmuş ve bulunmaktadırlar. Örneğin Sovyetler Birliği’nin bilimine ve teknolojisine 1917–1987 yılları arasında en fazla katkısı olan işleri ve kişileri kapsayan “1917–1987 yılları arasında Sovyet bilimi ve tekniği. Vakayiname. Moskova. Nauka 1988” künyeli resmi kitapta Ermeni kökenli yirmibeş (25) kişinin adı geçerken, Türk Cumhuriyetleri kökenlilerden yalnızca iki kişinin adı geçmiştir(E. Tagiev ve O. Guseinov).</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>Bizim ülkemizde de magazin ve futbol dışında, astrolojinin öneminin bile eğitim ve bilimden çok daha fazla olduğunu yine TV ve gazetelerden görüyoruz. Prof. Dr. Zekeriya Beyaz </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">TV’de,<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> astrolojinin Hindistanlılar’ın ineğe tapınmaları gibi saçma sapan bir şey olduğunu </span>söylemişti(yılan ve fareye de tapıyorlar.)<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>Buna biz de katılırız. Biliyoruz ki herkes, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">en fazla</span> kendi gelenekleri ve kültürü çerçevesinde olan şeylerle ilgilenir, gururlanır.<strong> </strong>Ama kendisi TV programında haklı olduğunu göstermek ve karşı tarafı ikna etmek için sadece böyle şeylerin Kuran’da bulunmamasını gerekçe gösterebilmişti.<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Ama sakin ortamda bazı gerekli şeyleri de düşünmek gerekir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Birincisi, Hindistanlılar’ın inançlarının saçma olduğunu </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">söylememiz iyi<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> değil. Çünkü başkası farklı bir yorum da yapabilir. İkincisi, hiç kimsenin diğerlerinin inançlarına saygısızca yaklaşması doğru değil. İlaveten, inançların temelinde bulunanlar deneysel ve gözlemsel olarak ispatlanamaz.<strong> </strong></span>Böyle olduğundan da herkes kendi dinini ve geleneklerini <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">diğerlerinden</span> üstün tutar.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>Daha ötesi: Dünya’da yaşayan insanların çoğu için en önemli -belki de yegane- gurur kaynağı<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> dini ibadetleri ve dış görünümleridir. Eğer toplum bireylerine gurur olacak başka kazanımlar veremiyorsa, onun elinde olana hoşgörü göstermek gerek. </span>Ayrıca da Hindistanlılar’ın bilime ve yeni teknolojiler üretimine bizlerden(Müslümanlardan) çok daha fazla katkıda bulunduklarını da göz önünde tutmak gerekir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                            </span>Gerçek, deneylerle test edilenlerdir.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">          </span><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                              </span>Albert Einstein (1879–1955)<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span>Şu anda<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>bilimin ve yeni teknoloji üretiminin öneminin hızla artmış ve daha da artacağı çağdayız. Dünya Bankası’nın </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">yaklaşık beş yıl önceki<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> verilerine göre, ülkelerin kalkınması üç faktöre bağlıdır. Bunlardan en önemlisi ve kalkınmanın yaklaşık %76’sını temin eden, bilim ve yeni teknolojilerin üretimidir. Doğal kaynaklarınki ise yalnızca %5’tir. Kalan %19’u ise insanların diğer etkinliklerine bağlıdır. Bu bilgileri göz önüne alarak bir bilim adamına, bir yılda, ortalama olarak ABD’de 200 bin, Avrupa Birliği’nin öncü ülkelerinde 120–150 bin, Rusya’da 20–25 bin(Rusya hızla gelişiyor, bu nedenle bugün bu paranın 3 misli olabilir) ve Rusya’nın güneyindeki cumhuriyetlerde yaklaşık 3-5 bin dolar ayrılmaktadır. Bu miktar, bilim adamlarının maaşlarını, çalışmaları için gereken masrafları(gerekli binaların inşaatını ve tamirini, vs.) içermektedir. Bunları göz önüne alarak bilimsel çalışmaların yapılan kurumlarda kadro oluşturma işine çok ciddi bakmak gerekir. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>“Yeri doldurulamayan biri yoktur.” sloganı gelişmemiş toplumlarda üretilmiştir<strong>. </strong></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Bunlara göre yerleri doldurulamazlar sadece <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">şimdiki</span> liderleri ve onların yakınları olabilirler. Gelişmiş ülkelerdeyse bilirler ki, herkesin yeri doldurulamaz. Hatta bu tür insanların kendi liderlerinin memleketiyle bağlantısı bile olmayabilir.<strong> </strong>Bu ülkelerde<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> sanayi birlikleri içinde de bilim ve yeni teknoloji üretimi yapan birimler vardır. Buralarda çalışanlar arasında çok sayıda Nobel ödüllüler de vardır. Sanayi birlikleri bu birimlerinde çalıştırmak için üniversitelerde okuyan öğrencilerden başarılı olanlarını seçerek, onlarla anlaşmalar yapmakta ve parasal desteklerde bulunmaktadırlar. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">           </span><span style="mso-spacerun: yes;">     </span>Bu </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">sanayi<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> birliklerde çalışmaya yeni alınanları dört gruba ayırırlar: </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">1. Hem bilim hem de yöneticilik açısından iyi olanlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">2. Bilimsel açıdan iyi, ama yöneticilikte yetersiz olanlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">3. Yöneticilikte iyi, bilimsel açıdan yetersiz olanlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">4. Her iki açıdan yetersiz olanlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Bu kurumlar ilk önce üçüncü gruba dahil olanlarla anlaşmasını kesmektedir. Çünkü bu gruba dahil olanlar kendileri iyi çalışmadıkları gibi “aktif ve etkili olduklarından” çalışanları da engellemektedirler. Gelişmemiş ülkelerin (Türkiye’de de) özel sektöründe, 1. 2. ve 3. gruplara uygun olanlar tercih edilmektedir. Ama gelişmemiş ülkelerin devlet sektöründe(YÖK, TUBİTAK ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurumlar </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">gibileri<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">dahil. </span>Şuna da dikkat çekmekte fayda var:<strong> </strong>Özel üniversiteler devlet üniversitelerden pek farklı durumda değiller.)<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> akrabalık, dostluk, taraftarlık genelde ilk üç kriterin hepsinden öne çıkmakta. Böylece<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çalışanların ve yöneticilerin eğitim, bilim ve yeni teknolojiler üretimi gibi konularda bilgisi ve katkısı olmasının önemi, </span>pratik olarak,<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> kalmıyor.</span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Sorarlar: “ressam olmak kolay mı?” Şu cevap verilir: “Çok kolay, sadece gerekli boyaları gereken yerlere koymak yeterli.” Gelişmiş ülkelerde genelde, her bir yüksek makamdaki göreve en uygun olan, uzman ve dürüst çalışanlar getirilir. Böyle düzen kurmaksa bilinçli şekilde takım çalışması gerektirir. Gelişmemiş ülkelerde zaten herkes her şeyi bilir ve herkesten akıllıdır. <span style="mso-bidi-font-weight: normal;">Buralarda</span><strong> </strong>herkes bilir ki, çevresinde kendinden daha uzman birini bulundurmak doğru değildir. Önemli vazifeleri, genelde rüşvet alıp vermeyi beceren yakınlarına vereceksin. Neticede, gelişmiş ülkelerin devlet sektöründe yüksek makamlarda çalışmak zordur. Çünkü konumlara uygun insanları iş başına getirmek gerekir. <span style="mso-bidi-font-weight: normal;">Bu da gerçekten o yeri haketmek için ciddi çalışmak demektir. Gelişmemiş ülkelerde canının istediğini, istediğin mevkiye getirebilirsin.</span> <span style="mso-bidi-font-weight: normal;">Yeter ki yetkin olsun.</span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Book Antiqua;"> </span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 0pt 10.5pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;">Akdeniz Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Volkan Kor, Fizik Öğretmeni (<a href="mailto:volkan-kor@hotmail.com">volkan-kor@hotmail.com</a>)</span></p>
<div style="mso-element: footnote-list;">
<hr size="1" />
<div id="ftn1" style="mso-element: footnote;">
<p class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="mso-spacerun: yes;">(1)  </span>Türkiye Bilimler Akademisi</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
