<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fizik Portalı &#187; einstein</title>
	<atom:link href="http://www.fizikportali.com/tag/einstein/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fizikportali.com</link>
	<description>Fizik Eğitim ve Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 21:29:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Kendi Ülkemizde Einstein &#8211; III</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/04/kendi-ulkemizde-einstein-iii/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/04/kendi-ulkemizde-einstein-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2009 08:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1256</guid>
		<description><![CDATA[EİNSTEİN, GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE, ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 3                3. Einstein’in yaptıkları bizlere saçma sapan gelse de o matematiği kullandığından ve deneylere dayandığından  gerçeklere ulaşmıştı.                   Unutmamak gerekir ki en kesin dil matematik dilidir. Matematiksel ifadeleri, matematik bilen insanlar, farklı zamanlarda ve farklı ülkelerde okurken bile aynı bilgiyi almış olurlar. Ama söz ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;">EİNSTEİN, <span style="mso-bidi-font-weight: bold">GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE</span>, </span></span></p>
<h5 style="margin: 12pt 0cm 3pt; text-align: center;"><span style="FONT-WEIGHT: normal; FONT-STYLE: normal; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-style: italic"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Times New Roman;">ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 3 </span></span></span></h5>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes"><img class="alignleft" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg" alt="" width="292" height="203" />             </span>3. Einstein’in yaptıkları bizlere saçma sapan gelse de o matematiği </span></span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;">kullandığından ve deneylere dayandığından </span></span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes"> </span>gerçeklere ulaşmıştı. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Unutmamak gerekir ki en kesin dil matematik dilidir. Matematiksel ifadeleri, matematik bilen insanlar, farklı zamanlarda ve farklı ülkelerde okurken bile aynı bilgiyi almış olurlar. Ama söz ile ifade edilen fikirler, aynı millet için bile farklı zamanlarda farklı anlamlara gelebilir. Daha ötesi, aynı millete mensup, aynı zamanda, ama farklı bölgelerde yaşayan insanlar, bazen aynı sözü çok farklı anlam taşıyan şekilde anlıyabiliyorlar. Diğer yandan aynı cümleyi okurken, aynı dili konuşan ama farklı kültürel seviyede olan<span style="mso-spacerun: yes">  </span>insanlar da farklı anlam çıkarabilirler. Böyle olduğundan da söz ile yazı ile ifade edilenleri tam olarak gerçek haliyle anlamak imkansızdır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Sosyal bilimler sözlerle anlatılır, bu nedenle de onların ulaştıkları sonuçlar çoğu zaman farklı yorumlara yol açar. Doğa bilimlerinin sonuçlarının doğruluğu yalnız farklı yerlerde, farklı insanların yaptıkları deney ve gözlemlerle<span style="mso-spacerun: yes">  </span>kanıtlanabilir. Ama bu gerçeklerin geçerli olma sınırları, hata payı ve süreçlerin(olayların) hangi şartlarda ilerlediğine bağlıdır. Matematik doğa bilimi değildir. O, insan mantığına dayanan temel bilimdir. Matematik ifadelerin çoğu, doğrudan doğa ile<span style="mso-spacerun: yes">  </span>bağlantılı değildir. Doğanın kanunlarını yansıtanlar da tam gerçek haliyle yansıtmazlar, <span style="mso-bidi-font-weight: bold">deneylerin ve gözlemlerin hata payı ile belirlenen bilgiler </span>gerçek olarak kabul<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold">edilirler. Ama matematik ifadeler her zaman insanın fikrini tam olarak ve kesin şekilde yansıtırlar.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">              </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 10.8pt"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                                                   </span>Her bir bilim dalında ne kadar mematik varsa,</span></span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes"> </span>kesinlikle bir o kadar da gerçek vardır.<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 10.8pt"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                                                                                  </span>İmmanuel Kant<span style="mso-spacerun: yes">  </span>(1724–1804)</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 10.8pt"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 0cm; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Yeterli kadar eğitim almamış ve bilimsel düşüncesi gelişmemiş insanlar matematiğe, deneylere ve gözlemlere dayanmayan fikirlere de inanmaktalar. Onların yanıldıklarını örneklerle gösterelim:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Biliyoruz ki Evrenin tümünü öğrenen bilim dalına kozmoloji denir. Einstein’in kozmolojisine göre Evrenin farklı yerlerinde, aynı zaman aralıklarında gözlem yapanlar hepsi aynı manzarayı tespit etmiş olur. Yani gözlemcilerin hepsi kendini Evrenin merkezinde yerleşmiş gibi <span style="mso-bidi-font-weight: bold">farkeder</span> ve uzak galaksilerin, bütün yönlere doğru onlardan uzaklaştığını gözlemler.<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Şaşırtıcıdır ki, XV. yüzyılda Alman filozofu Kuzanskiy Nikolay(1401-1464) benzer şeyleri ileri sürmüştür. Diyordu ki: “Sonsuz harekette olan evrenin ne merkezi, ne <span style="mso-bidi-font-weight: bold">sınırları</span>, ne üstü, ne de altı vardır. O homojendir ve onun her yerinde aynı kanunlar <span style="mso-bidi-font-weight: bold">geçerlidir</span>. Evren küredir. Bu kürenin merkezi her yerdedir ama <span style="mso-bidi-font-weight: bold">sınırları</span> hiçbir yerde.” Acaba Kuzanskiy evren(dünya) derken ne düşünüyordu? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Onun için evren kavramı kesinlikle Einstein’in kullandığı anlamda değildi. İyi biliyoruz ki, farklı bilimsel seviyede insanlar için aynı kavramlar aynı şeyleri ifade etmiyor. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Newton ve Einstein de bizler gibi Allah’a inanıyorlardı. Ama Allah</span>, vatan ve millet <span style="mso-bidi-font-weight: bold">kavramı bizler ve onlar için çok farklı şeyleri ifade ediyor. Bunlara rağmen Kuzanski</span>’nin çok derin fikirleri kozmoloji çalışanlarını bile heyecanlandırmaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma"><span style="mso-spacerun: yes">                </span><span style="mso-spacerun: yes">  </span>Yüzyıllarca(Galileo zamanından) önce kullanılan ve şimdi kullanılan fiziksel kavramların benzerliklerine dayanarak doğru sonuçlara varmak çok zordur. Örneğin atom sözünü ilk kullanan, Yunanistan’da Milattan 500 yıl önce yaşamış<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Demokritus olmuştur. O şöyle diyordu:</span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">              </span>“Atomlar ve boşluk dışında hiçbir şey yoktur,<span style="mso-spacerun: yes">  </span>gerisi düşüncedir.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="mso-spacerun: yes">              </span>Fakat bu fikir şimdi atom derken düşündüklerimizle hiçbir benzerlik taşımıyor. Çünkü atomun kendi de içi dolu bir şey değildir. Boşluğa benzer ve maddenin özelliklerini taşımaz. Zaten atomun </span><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma">Demokritus’un yazdığı gibi</span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> anlatılması da bilimsel bir kavram ifade etmez. Onun atomu atomdan daha fazla moleküle benzemekte. Çünkü maddenin kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük parçacığı moleküllerdir. Yine de Demokritus’un fikirleri, çok düşündürücü olmuştur ve şimdiki bilgilere ulaşılma yolunda çok faydalı olmuştur. Bugün biliyoruz ki atom, kimyacılar, genel fizikçiler ve atom fiziği çalışanları için de <span style="mso-bidi-font-weight: bold">tam olarak</span> aynı şeyleri ifade etmiyor. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Yani, değişik bakış açılarının, anlamak ve açıklamak için, farklı yaklaşım ve çağrışımları tetiklediğini de inkar edemeyiz.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoHeader" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                                                          </span>Atomlar nesne değildir.</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="mso-spacerun: yes">          </span><span style="mso-tab-count: 1">          </span><span style="mso-spacerun: yes">                 </span><span style="mso-spacerun: yes">                                                </span>Werner Heisenberg (1901–1976)<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> </span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="mso-spacerun: yes">             </span>Lenin :”Atom da elektron gibi tükenmez” demiştir. Bu cümle doğrudur ama fizikçiler için ne <span style="mso-bidi-font-weight: bold">bilinmeyen bir şeydir, ne de bilinmesi gelişme için gerekli bir düşünce taşır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Şimdi bakalım aynı şeyleri bizim bilim adamları bugünlerde -dinimize ve eğitimize hizmet ettiklerini sayarak- kutsal kitabımızla nelerin ilişkide olduğunu anlatıyor. Örneğin Einstein kozmolojisinin yansıtılması anlamında, “Gök genişlemektedir.” ifadesinin olduğu. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Enteresandır ki</span> fizik bölümü bitirmiş insanlarımız bu ifadeyi Evrenin genişlenmesi ile eşdeğer buluyorlar. Halbuki bu ifadenin bilimle hiçbir ilişkisi yoktur.<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">                  </span>Azeri şairi İmadeddin Nasimi (1369-1417) </span><span style="COLOR: black; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma">yaklaşık<span style="mso-bidi-font-weight: bold"> şöyle diyordu: “Bende sığar bin bir cihan ben bu cihana sığmarım.”<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Şimdi kozmoloji çok gelişmiştir. Yaklaşık 20 yıl öncelerdeki gibi Evrenin sadece genişlemesi değil, hızlanarak genişlemesi araştırılmaktadır. Evrenin kuantum köpüklerinden birinin genişlemesi gibi doğduğu ve bu noktasal köpüklerin her birinin farklı evrenler oluşturduğu tartışılıyor. Görüyoruz ki, Nasimi bunları biliyormuş ve kendisinde binlerce kuantum durumlarında, noktasal boyutlarda evrenlerin sığabileceğini yazmış. Kendisinin ise bir evrene sığamaz olduğunu da doğal olarak görmüştür. Ama o zamanlar böylesi dünya görüşünü oluşturacak için hiçbir deneysel ve gözlemsel veri olmadığından, şeriat mahkemesinin onun derisinin soyularak öldürülmesine hüküm verdiğini düşünüyorum. Başka ne neden olabilirdi, böyle amansız hükme. Nasimi meydanda, derisinin soyulma sürecinde ölmüştür. Bizlerse şimdi bile söz sohbet ile anlatılan bilimsel sonuçlara fazla inanıyoruz.<span style="mso-spacerun: yes">     </span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                    </span>Antalya’da Kayserli kuyumcu arkadaşlarım vardır. Bunlar güzel ve dini bütün insanlardır. Vatan ve millet sevgisi ile dolu, arkadaşlarına karşı<span style="mso-spacerun: yes">  </span>dürüst ve insanlara yardımcı olmayı seven kişilerdir. Bu ailelerin ideoloji kaynağı Zaman gazetesi, Aksiyon ve Sızıntı dergileridir. Bu dergileri tanımam için 20 ve 27 Ağustos 2007 Aksiyon ile Sızıntı’nın Ağustos ve Eylül sayılarını <span style="mso-bidi-font-weight: bold">bana vermişlerdi.</span> 26 Ağustos 2007 Zaman gazetesinde yayımlanan “Genetik Bomba” makalem ile ilgilendiklerine de sevinmiştim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Bu makalede Heisenberg’e bağlı örnekler verdiğimiz için, Sızıntı’nın Eylül sayısında ilgimi çeken “Atoma ilk işaretler” adlı makaleyi de hatırlatalım. Yazar sayfa 370’de elektronların atom içindeki hareketi için şöyle yazıyor: “Oldukça karmaşık olan bu hareketin, rüzgarla sağa sola savrulan toz zerrelerinden bir farkı yoktur.” Bu hiç de atoma doğru işaret değildir. Birincisi toz için rüzgar dış etkidir ama tek bir atom kapalı sistemdir. Atomun içinde kuantum fiziği geçerlidir, toz-rüzgar meselesinde ise klasik fizik. Elektronlar Fermi parçacıkları olduklarından, atomun içinde tam olarak yozlaşmış (dejenere) durumdadır. Toz örneğinde ise böyle bir şey olanaksızdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">              </span>Yazı bilim dışı söz sohbetle dolu. Yalnız bu bir cümlenin üstünde durmamın nedeni, bu cümlenin de, “gökler genişler” gibi Ku’ran’da geçtiğini yazmasıdır. Tekrar ediyorum: Biz genelde temel bilimlere pek katkıda bulunmayan toplumlardanız. Bu nedenle de bilmediğimiz kavramları, süreçleri ve olayları böyle kolayca kutsal kitapta aramaya kalkmamız doğru değil. Unutmamamız gerekir ki bizim eğitim sistemimiz ve geleneklerimiz bilimsel düşüncemizi çok kısıtlamıştır. Doğal olarak insanlarımız (en üst seviyelerdeki yöneticiler de dahil) böyle çok sayıda kaynakları okuyarak Einstein veya Heisenberg’in bilime pek bir yenilik getirmedikleri fikrine kapılabilirler. Eğer Einstein ve Heisenberg şimdi yaşasaydılar, onların halinin nasıl olacağını ve bizlerin bilim alanındaki durumumuzu nasıl değerlendireceklerini bir düşünün. <strong></strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Böyle bilimsel fikirler üretilmesinin bizleri nerelere götüreceğini örneklerle gösterelim. Herkes “Sakla samanı gelir zamanı” ve “Bir koltukta iki karpuz tutmak olmaz” gibi atasözlerimizi bilir. Sakla samanı gelir zamanı, cümlesinden görüyoruz ki, yüz veya binlerce yıl önceden enerjinin korunma yasasını biliyorduk. Ottan saman yapılır ve uzun bir zaman korunarak hayvanlara verilir. Hayvanlar samanı yiyerek onun içinde saklı biyolojik enerjisinden faydalanırlar. Samanın enerjisi ondan hayvana geçmiş olur. Böylece enerjinin korunmasını ve bir türden başka bir türe geçebildiğini yüzyıllardır bildiğimiz söylenebilir.</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-INDENT: 28.5pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">       </span>Bir koltukta iki karpuz tutmak olmaz da, tam olarak Pauli Wolfgang (1900–1958) prensibini anlatıyor denebilir. Bu prensibe göre bir kuantum durumunda iki fermion bulunamaz. Doğal olarak eski zamanlarda bu prensibi de enerjinin bir halinden diğerine geçmesi ve korunması gibi basit şekilde anlatmak gerekirdi ki, insanlar onları anlasın ve unutmasınlar. O zamanlar fermionlar veya kuantum durumları deseydiler kim ne anlardı? Bu nedenle de kuantum durumu yerine koltuk ve fermiyon yerine karpuz tabiri kullanmışlar. Yani, tarih boyu üretilmiş benzer fikirlerimizi batı bilim adamlarına ulaştırarak, onların(Einstein dahil) tamamının boşuna uğraştıklarını söyleyelim ve onları üzelim mi? Bizler en önemli fizik kanunlarını yüz, belki de bin yıldır bildiğimiz için bilim sonuçları ile ilgilenmiyor olabilir miyiz?<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-INDENT: 28.5pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">       </span>Şimdi hatırlatalım ki, bizim din adamlarımız hiçbir zaman Avrupa din adamlarının ortaçağlarda bilime karşı yaptıklarını<span style="mso-bidi-font-weight: bold">(1548-1600 yıllarda İtalya’da yaşamış Jodano Bruno’nun yakılmasını hepimiz biliyoruz)</span> yapmamışlardır. Daha ötesi her zaman eğitime ve bilime saygı göstermeye ve bu alanlarda yüksek seviyelere gelmeye çağırmışlardır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Şimdiki ekonomik kriz dünya ülkelerinin çoğunu vurmuştur, özellikle de pahalı konutlarını kredi ile alan ve petrol üreten ülkeleri. Bizim ekonomimiz de “hastadır” ama toplumumuz sağlamdır ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold">insanlarımız</span> ekonomimizin doktorlarıdır. Bu doktorlar tedavi edecekleri ekonominin hastalığını tartışarak doğru yolları mı seçmeliler yoksa bildiklerini birbirinden gizleyerek, gereken bilginin <span style="mso-bidi-font-weight: bold">artmasını ve kesin şekil almasını</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"> </strong>mı engellemeliler? Tartışmalar kesin şekilde olmadığında, ekonomi ile birlikte onun doktorlarının da hasta olduğu düşünülebilir ve hastalık iyi tartışılamaz, derinleşir. Ekonominin hasta olmasını ondan gizlemeye gerek yoktur, o üzülmez. Ama hasta ekonomi tedavi edilmezse, sağlam olan toplum üzülür<strong style="mso-bidi-font-weight: normal">. </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold">Gelişmemiş toplumlarda insanlar üzülmesin(!) diye türlü yolsuzluk, kadrolaşma, eğitim ve bilimdeki kusurlar insanlardan gizli tutulmağa çalışılır. </span>İnsanlara karınlarını doyuracak ekmeği bulamadıkları halde, diğer ülkelerin insanlarından çok zengin ve mutlu oldukları anlatılır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Bu eğitim, bilim ve bilimsel düşüncelerle ilgili makalemizin önceki bölümlerinde de örnek olarak Ermeniler’e bağlı bilgiler verdik ve buna devam ediyoruz. Çünkü makalenin konusunu anlatırken ve amaca doğru ilerlerken, İzmir’in kadın milletvekilinin Ermeni problemi konusundaki konuşmalarında bir hakaret olmadığını da izah edelim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Bütün ülkelerde eğitimi, bilimi ve yeni teknolojilerin üretimini doğru yönde ve verimli şekilde yönetmek için başkanlıklar, kurumlar, senatolar, kurullar ve benzeri birimler vardır. Doçent <span style="mso-bidi-font-weight: bold">ve profesör</span> olurken, başkan yardımcısı <span style="mso-bidi-font-weight: bold">ve bir birimin müdürü olarak</span> çalıştığım süre boyunca, yani 1968’den 1992’ye kadar (24 yıl) her hafta ortalama 2 kere Bakü’de, yılda 1-2 kere de Moskova ve diğer şehirlerde böyle kurum</span><span style="font-size: small;">ların toplantılarında aktif şekilde bulundum. 1992-2005 arasında Türkiye’de çalıştım ama<span style="mso-spacerun: yes">  </span>eğitim, bilim ve yeni teknolojilerle alakalı problemlerin tartışıldığı toplantılarda yalnızca 2-3 kere bulundum. Başka<span style="mso-spacerun: yes">  </span>toplantılarda da çok bulundum ama bilimi geliştirmeyi amaçlayan bir tartışma göremedim. Yalnız aşağılarda değil, dekanlık ve daha yüksek seviyelerde de eğitim ve bilimin gerektiği gibi tartışıldığı bir toplantı görmedim ve duymadım. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Bu bir kültürdür; makamlarda oturanlar her şeyi herkesten daha iyi bildiklerini ve diğerlerinin bilgi ve düşüncelerine de ihtiyaçları olmadığını düşünüyor olsalar gerek. Bilgiye ve doğru düşünmeye ihtiyaçları olmayan insanlarla yönetilen ülkeler gelişmiş olabilir mi? <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Gelişebilir mi?</span> Böyle ülkelerde görmezden gelme çok yaygındır. Hatta YÖK, TÜBİTAK gibi kurumların Einstein’in bile fikirlerine ihtiyaçları olduğunu söylemek zordur. Ama hemen kaydetmek isterim ki, Prof Dr. Tosun Terzioglu TÜBİTAK başkanı olduğunda, orada durum çok daha iyiyiydi. Onun Prof Dr. Ali Alpar gibi bilime değer veren ve iyi de bilimadamı olan bir danışmanı vardı.<span style="mso-spacerun: yes">      </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Ben <span style="mso-bidi-font-weight: bold">1968-1983 yılları arası</span> rasathanede başkan yardımcısı olduğum ve doktora öğrencilerimden üçünün savunması Ermenistan’da olduğundan, Erivan’a da çok gitmiştim. Oranın <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Akademisinin</span> başkanı, dünyada çok ünlü bir bilimadamı (astrofizikçi) olarak tanınan Ambartsumyan V.A. idi(1946’dan ölene kadar). O, akademi başkanı olduğu yıldan başlayarak Sovyetler Birliği’nin milletvekili ve akademi üyesiydi (birlik dağılana kadar). Ermenistan’da Komünist Partisi liderlerinden biri olan ve Türkler’i hiç sevmeyen Ambartsumyan, Ermeniler’in en sevdiği ve Sovyetler Birliği’nde hemen herkesin tanıdığı biriydi. (Yaklaşık 1000 sayfalık soykırım kitabını bundan 35-40 yıl önce <span style="mso-bidi-font-weight: bold">bastırılmasının yolunu açmıştır.)</span> O bana bir bilimadamının layık olduğu biçimde çok saygı gösterirdi. Ama Türk olduğumdan<span style="mso-spacerun: yes">  </span>ve danışmanımın (<span style="mso-bidi-font-weight: bold">Ya. Zeldovich</span>) ve çevresindekilerin bilimsel fikirleri genelde onunkine zıt olduğundan, bana büyük kötülük yapmıştı. Her zaman çok güzel karşılamasına ve kapıya kadar geçirmesine rağmen. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">       </span><span style="mso-spacerun: yes">       </span>Nasıl bir kötülük yaptığının yeri olmasa da, okurun ilgisini çekebileceği için kısaca açıklayalım. Üniversiteyi 1963’de bitirdim. Doktora<span style="mso-spacerun: yes">  </span>unvanını 1966 ve doçentliği 1968’de aldım. O zamanlar Sovyetler Birliği’nde her on doçentlik için bir profesörlük unvanı verilirdi. Profesör unvanı kazanmak için de önemli sonuçlar elde etmek ve önemli dergilerde 30-40 makale yayımlamak gerekirdi. Bu işler<span style="mso-spacerun: yes">  </span>büyük bir tez şeklinde yazılırdı ve bilimler doktoru unvanı için Moskova’nın belirlediği bir kurumda savunulurdu.<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Sovyetler’in güney bölgesinde Astrofizik konusunda böyle bir kurum Erivan’da ve başkanı da Ambarsumyan idi. Lisans diploması üstünde olan diplomalar ise yalnız Moskova’da bulunan kurum tarafından verilirdi. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>1972 yılında bilim doktoru ve profesörlük için gereken bilimsel sonuçlarım ve merkezi dergilerde de 40’ın üzerinde yayınım vardı. Tezi yazdım, 1973 de Erivan’da olduğum günlerde Ambartsumyan inceledi ve yazılı şekilde savunmaya kabul etti. Ama savunma sırasında beni gerilere atmış. Sıram gelmeden bu kurumun çalışma zamanı bitmiş ve yeni çalışma izni 3 yıl sonraya alınmıştı. O zamana kadar yeni tezler de sıraya girmiş ve benimki sürekli geciktirilmişti. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">    </span>Bizde profesör az oluyordu ve bu unvanı da ortalama olarak 50 yaşları civarında alabiliyorlardı. Bu nedenle de ecele etmeye utanıyordum. Ama yine de bu durumdan rahatsız oldum. 1977’de tezi geri aldım, yeniledim ve Moskova’da Kozmik Araştırmalar Enstitüsü’nde(yaklaşık 5 bin çalışanı olan bir kurum) savundum. 1978’de profesör oldum. O zamanlar bir bakanın maşı 400 ruble, benim başkan yardımcısı olarak maşım 550 ruble idi. Sadece doçent<span style="mso-spacerun: yes">  </span>320, bilimler doktoru 400 ve profesör 420 ruble alırdı. Parti ilçe başkanı 250 ruble alırdı ve bu maaş ilçede en yüksek maaştı. Akademide Enstitü Başkanı ve üniversite rektörlerinin maaşı 600 ve Akademi Başkanı maaşı 900 ruble idi. O zamanlar 1 ruble 3 dolara eşitti. Ayrıca belirtelim ki, ev ve tıp hizmetleri parasız verilirdi.</span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-weight: normal"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-spacerun: yes">              </span>Erivan’a her gittiğimde onunla en az yarım saat görüşür ve bilim konularında tartışırdık. Orada muhakkak da bilimsel toplantı yaparlardı ve ben 1-1.5 saat konuşma yapardım. Ambartsumyan’la rasathanelerinin organizasyon işlerinden de konuşurduk, tavsiyelerimi isterdi. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Moskova’da ise bilimsel atmosfer daha da yüksek seviyedeydi. Orada hep bilim konuşur ve tartışırdık. Danışmanım olan: Dünyada fiziksel kimya, detanasyon ve patlamalar; parçacık ve çekirdek fiziği; gravitasyon, kozmoloji ve astrofizik konularında, meşhur Katyuşa füzeleri; atom ve hidrojen bombalarının teorik çalışamlarının başındaki, bir kez Lenin ve dört <span style="mso-bidi-font-weight: bold">kez</span> Stalin ödülü almış ayrıca üç sefer Sovyet kahramanı Ya. Zeldovich’le 1964 yılından başlayarak çalışmıştım. Bu nedenle de Moskova’da onun arkadaşları olan ünlü fizikçileri de tanıyordum. Ben onlarla kıyasla çok küçük bilimadamı olmama rağmen birarada bilim konularında konuşur ve tartışırdık.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Türkiye’de ise bilimle ilgilenen insanlara rastlamak çok güç. İlgilenenler ve bilimde uzman olanlar da <span style="mso-bidi-font-weight: bold">genelde</span> sol görüşlü insanlar olmuş. O zamanlar <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Azerbaycan’da ve Ermenistan’da bilimsel tartışmalar yaygındı. Böyle nedenlerle</span> Ermenistan’da <span style="mso-bidi-font-weight: bold">bilimsel</span> ortam ve bilim adamına saygı açısından kendimi çok iyi hissederdim. Türkiye’de benzer atmosfer ODTÜ’de ve Feza Gürsey Enstitüsü’nde vardı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Çokları Ermeniler’in dünyada bizlerden güçlü ve saygın olmalarını<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Hıristiyan olmalarına bağlıyor. Bunu kabullenmek zordur ama etkisi de yoktur denemez. Ama, Latin Amerika ve Afrika’da da bir çok Hıristiyan halk yaşıyor. Peki onlar da Ermeniler gibi etkili diyebilir miyiz? Zor(!). Müslümanlar her tür kötülüğü, hatta Hıristiyanlar’ın yaptığından çok daha fazlasını, birbirine <span style="mso-bidi-font-weight: bold">yapmış</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold">ve halen de</span> yapmaya devam etmiyor mu? Sadece gelişmiş milletler kendi insanlarına çok daha fazla <span style="mso-bidi-font-weight: bold">saygı</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"> </strong>ve sevgi gösterir, halklarının ekonomik durumunu ve kültürel gelişmesini ön plana çıkarırlar. Bizler ise <span style="mso-bidi-font-weight: bold">son 400 yılda</span> Ermeni ve diğer Hıristiyanlar’a herkesten çok daha fazla hizmet etmişiz. Maalesef, d<span style="mso-bidi-font-weight: bold">ünyadaki bilim ve teknoloji seviyesi yükseldikçe(bu yükselme çok hızla ilerliyor) gelişmemiş toplumlar gelişmişlere hizmet göstererek yaşamlarını sürdürmek mecburiyetinde kalacaklar. </span>Her millette kendi insanına sevgi ve saygı daha fazla olmalıdır. Önce kendi insanının ekonomik durumunun iyi olmasını <span style="mso-bidi-font-weight: bold">desteklemelidir</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal">.</strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">     </span>Gelişmişler ile (Ermeniler gelişmiş millettir) gelişmemişler arasında bazı farklar vardır. Gelişmemiş ülkelerde zenginlik ve saygınlık milletin çok küçük bir bölümü içindir; gelişmiş ülkelerde ise geniş kitleler için. Gelişmemiş ülkelerde millet sevgisi göstermek demek onu övmek, kusursuz görmek, kusurlarını gizlemek ve diğer milletleri, özellikle de sevmediklerini, küçük görmek demektir. Gelişmiş milletlerin eğitimsiz kısmı da aynen gelişmemiş ülkelerde olduğu gibidir. Yine de, gelişmiş milletlerin eğitimli olanları, milletlerinin ve ülkelerinin kusurlarını ortaya çıkarır ve ortadan kaldırırlar. Problemlere ciddi şekilde, çözüme yönelik yaklaşırlar.<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Ruslar ve özellikle 1922-1960 arasındaki yüksek görevlerdekiler Yahudileri hiç sevmezlerdi. Onlara karşı kötülükler yapıldığı için Yahudiler de (Marks’ın Yahudi olmasına rağmen)<span style="mso-spacerun: yes">  </span>Sovyet sistemini hiç sevmezlerdi. Yine de birçok düşük eğitimli insan Sovyet sistemine kalpten inanarak hizmet ederlerdi. Bilimsel düşünceleri gelişmemiş ama vatanlarını ölesiye seven insanlara önemli görevler verilirse, vatanlarını ne kadar severlerse sevsinler, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, ülkelerinin gelişmesini engellerler. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Diğer taraftan, Yahudiler’in yüksek kültür ve uzmanlık seviyelerine ulaşabilenler layık oldukları işlere getirilerek, Sovyet sistemini sevmemelerine rağmen, Sovyetler Birliği’nin kalkınmasında en önemli katkıları sağlamaları mümkün olmuştur. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                </span>Örneğin Sovyetler Birliği’nin atom ve hidrojen bombalarını yapan en ünlü üç bilim adamı da Yahudi’ydiler (Hariton, Zeldovich ve Saharov). Benim danışmanım Zeldovich, bu işlerden önce, 26-28 yaşlarında ilk füzelerin (Katyuşalar)<span style="mso-spacerun: yes">  </span>buluşunda çok önemli bir bilimadamı olmuştur. Bunların keyfini KGB’nin en başındaki Beriya bile bozamazdı. Çünkü Stalin yaklaşık olarak böyle diyordu: “Bakanlar <span style="mso-bidi-font-weight: bold">büyük</span> bilimadamlarından çok daha kolay bulunabilir.” En büyük ödülleri alanlar da bunlardı, Moskova’nın en iyi semtlerindeki <span style="mso-bidi-font-weight: bold">güzel</span> evlerde yaşayanlar da. Böyle bilimadamları çevrelerinde en iyi bilimsel ortamı yaratır; ülkedeki bilimin ve teknolojinin gelişmesine en büyük katkılarda da bulunurlardı. ABD’de bunu daha da iyi anlıyorlardı. Milletinden, dininden ve görüşlerinden bağımsız olarak, bilime ve yeni teknolojilerin üretimine büyük katkıda bulunabilecek insanları, her tür yollarla <span style="mso-bidi-font-weight: bold">kazanıyorlardı</span>. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes">                  </span>Gelişmiş ülkelerde de nüfusun çok küçük bir bölümü iyi eğitimli, yüksek derecede uzman, bilimsel düşüncesi gelişmiş insanlardır. Ama bu ülkelerde yerleri doldurulamayan insanlardır. Milletlerinden ve dinlerinden bağımsız olarak halklarının ekonomik ve kültürel yaşamlarını zenginleştiren ise, işte bunlardır. Ermeniler, böyle ortamlarda yaşamak için Türkiye’yi, Rusya’yı, Azerbaycan’ı ve Ermenistan’ı terk etmiştir. Şimdi de ABD ve Avrupa’ya göç ediyorlar. Ama göç etmeyenler de her alanda gelişmek için çalışıyorlar. Ne yazık ki aynı zamanda bizlere haksızlık da yapıyorlar. <span style="mso-bidi-font-weight: bold">Yaşadığımız sorunların anlatılması matematik ifadelerle yapılamıyor ve kimin doğru olduğu da kesin şekilde bilinemiyor. Yine de bu işte onlar becerikli. Çünkü bizler gerekli seviyede eğitimden, bilimden ve yeni teknoloji üretiminden uzaklarda kalmışız. İnandırıcılık ise dünya biliminde </span>ve kültüründeki<span style="mso-bidi-font-weight: bold"> yerine ve saygınlığına bağlıdır.</span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>İnsanın kafasındaki düşünceler hangi konuda baskın ise önce o konuya bağlı </span><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-weight: normal">eşya</span><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'"> ve insanları görür. Örneğin kadınların, erkeklerin ve çocukların gözleri evde ve dışarıda genelde aynı şeyleri görmez. İnsanın düşüncesi bağımsız olarak gelişmiyor. Ortam onu yönetiyor ve düşüncesini belirliyor. Ezberciliğe dayanan eğitim ve söz-sohbet ile kazanılan bilgiler, doğruları kavrayan ve kesin<span style="mso-spacerun: yes">  </span>olan düşünceyi oluşturamaz. Diğer bir deyişle insanları gerçeklerden uzak tutar. İnsan toplumunda türlü süreçler vardır. Bunlar matematiksel formüllerle yansıtılamıyorsa bile, hiç olmazsa sayısal bilgiler içermelidir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">               </span>Örneğin TV’den duyuyoruz: Dünyanın bütün ülkelerinde politikacılar kendi çıkarları için kanunları bozarlar. ABD, Almanya, Japonya ve bizlerde de böyledir; Bütün ülkelerde insanlar dini ibadetlerini yapar ve inançlarına göre giyinirler; Bir kovayla su atıldığında duvarda oluşan şekillerden </span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'">daha anlamlı olmayan, <span style="mso-bidi-font-weight: bold">yıldızların oluşturduğu şekillerle(burçlarla) bütün ülkelerde ilgilenirler. Hepimizin zaman zaman rasladığı bunlara benzer cümleler hiçbir bilgi içermediği gibi, gereksiz bilgilerdir. </span>Çünkü bunun gibi cümlelerle biri diğerine benzetilen toplumlar içinde, gelişmemişlerle gelişmişleri sayısal bilgileri kullanarak kıyaslasak, gelişmiş toplumların kesinlikle gelişmeyenlerden çok farklı olduklarını görürüz.<span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">                 </span>Aslan ve delikanlı gibi sözlerle büyütülen çocuklar önemli görevlere de getirilirler. Bu tür insanlar karşı görüşte olanlara sert çıkmayı, akılcı davranıştan üstün tutmaya alıştıklarından,<span style="mso-spacerun: yes">  </span>matematik ve fizikle büyümüş Einstein’in bile dersini vermekle gurur duyarlar. Yani kötü gelenekler kültürü bastırır. Kendi ülkelerinin ve milletlerinin çıkarlarına karşı olan Ermeniler’den özür dileyenlerin sayısının çok olması da (bir bardak çayda üç tane tüyün çok olması gibi, 70 milyonun içinde böyle bin kişinin olması çok fazladır) ülkemizde bilimsel düşüncenin gelişmemesinin neticesidir. Her ülkenin milliyetçisi ve görev sahipleri eğitimli ve bilimsel kültürü gelişmiş olmalıdır ki, böyle olaylara</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> </span></strong><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-weight: bold">rastlanmasın</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"> . <span style="mso-spacerun: yes">     </span></span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'"><span style="mso-spacerun: yes">           </span></span><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold"><span style="mso-spacerun: yes">                            </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;">Akdeniz Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="MARGIN: 0cm 0cm 6pt; TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: 'Book Antiqua'">Volkan Kor, Fizik Öğretmeni (<a href="mailto:volkan-kor@hotmail.com">volkan-kor@hotmail.com</a>)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/04/kendi-ulkemizde-einstein-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendi Ülkemizde Einstein &#8211; II</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-ii/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2009 17:12:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1185</guid>
		<description><![CDATA[EİNSTEİN, GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE, ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 2                                 2. Einstein gelişmemiş ülkede. Vay Einstein’in haline!                    Bizler, Dünya’nın çoğu ülkesi gibi, bilime hiç katkısı yok denebileceklere dereceler ve unvanlar dağıtıyoruz. Pek de bilimsel sayılmayacak makaleler yayınlıyoruz. TÜBİTAK ve diğer kurumlar için genelde değersiz projeler hazırlıyoruz. TÜBİTAK, YÖK ve diğer kurumlar bunlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoBodyText2" style="text-align: center;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #ff6600;">EİNSTEİN, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE</span>, </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="text-align: center;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"></span><span style="font-weight: normal; font-style: normal; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-style: italic;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="color: #ff6600;">ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 2</span> </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Book Antiqua;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                              </span>2. Einstein gelişmemiş ülkede. Vay Einstein’in haline!</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;"><img class="alignleft" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg" alt="" width="292" height="203" />                 </span>Bizler, Dünya’nın çoğu ülkesi gibi, bilime hiç katkısı yok denebileceklere dereceler ve unvanlar dağıtıyoruz. Pek de bilimsel sayılmayacak makaleler yayınlıyoruz. TÜBİTAK ve diğer kurumlar için genelde değersiz projeler hazırlıyoruz. TÜBİTAK, YÖK ve diğer kurumlar bunlar için ödüller veriyor ve böyle işlerin yapılması için pahalı cihazlar da alıyorlar. Ama hiçbir kurum bilimsel çalışmaların sonuçlarıyla ilgilenmiyor. Sadece makale sayısıyla uğraşıyorlar.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bilim ve yeni teknolojiler üretimiyle ilgili(amacıyla değil) paralar dağıtan kurumlar, son 10 yılda bile, bu alanlara kimlerin ne ölçüde katkıda bulunduğunu bilmiyorlar. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Çoğunlukta olup katkıda bulunmayanlar diğerlerine karışmışlar.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Dikkat etmek gerekir ki, yalnız önemli bilimsel sonuçlar elde etmiş bilim adamları diğerlerinin de bilimsel sonuçları ile ilgilenir ve değer verebilirler. Keşke böyle insanlar bilim ve yeni teknoloji üreten kurumların başkanlıklarında ve onların çevrelerinde bulunsaydılar.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Einstein 1905 yılda yayımladığı Özel Görelilik Teorisi ile dünyada en büyük fizikçi ve 1916 yılında yayımladığı Genel Görelilik Teorisi ile yüzyılların en büyük bilim adamı olduğunu göstermişti. Bundan birkaç yıl önce TV’de Einstein’in birkaç Yahudi bilim adamı ile birlikte Türkiye’ye çalışmak için gelmek istediğini söylemişlerdi. Sözüm ona, Einstein’in bu konuda yazdığı mektubu Atatürk, Maliye Bakanı’na göndermiş. Denilene göre Maliye Bakanı bunlara verilecek maaşların Türkiye için masraflı bulduğu için Einstein arkadaşları ile Türkiye’ye gelememişler. Doğal olarak bu bir masal olmalı. Çünkü Einstein ve onun tanıdıkları, o zor zamanlarda bile, Türkiye’nin başında Atatürk gibi lider olmasına rağmen gelişmemiş bir ülkeye gelmek istemezlerdi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                  </span>Bu masala bir sürü inananlar vardır. Ama bunların çoğu böylesi bir masalın bizler için hakaret olduğunu anlayamıyorlar. Birincisi, Einstein’in kendine yakın bildiği bilim adamları Nobel ödüllü veya bu dereceye yakın kişiler olmuştur. Yani onlar bütün Müslüman aleminin tarih boyu bilime yaptıkları katkılardan daha fazlasını yapmış olanlar, olsa gerek. İkincisi, Amerika ve diğer bazı ülkeler Einstein ve onun arkadaşlarını her yolla<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>ve fırsatla kendi ülkelerine almak istiyorlardı. O dönemde bunlardan çok daha az önemli bilim adamlarını ve mühendisleri Amerika’nın, İngiltere’nin ve Sovyetler Birliği’nin keşif kurumları izliyor ve ülkelerine kaçırıyorlardı, hele de 1945 yılında.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">             </span>Şimdi gelelim Einstein ve arkadaşlarının(tanıdıklarının) mali yüküne. Bugün TUBİTAK Avrupa Birliği ile müşterek çalışmalar için yılda yaklaşık 80 milyon dolar para transfer ediyor. Bu paranın boşa giden kısmı bile, Einstein’in ömrü boyunca<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>harcadığı paradan fazladır. Ayrıca ona ve tanıdığı bilim adamlarına böyle büyük<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>paralar hiç de gerekli değildi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Yaklaşık 1994-95 yıllarında ODTÜ Fizik Bölümü’ne Katıhal Fiziği alanında dünyaca ünlü Rus bilim adamı Keldish gelmişti. Koridorları geziyor ve onunla bilimsel açıdan ilgilenen birileriyle karşılaşmak istiyordu. Bilimsel ilgisizliğe tam anlamıyla şaşırmıştı. Einstein ise birileriyle müşterek çalışan ve bildiklerini paylaşan biri bile değildi. Onun yaptıklarını şimdi bile<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çok az sayıda insan tam olarak anlıyorken, Türkiye’de böyle biri hiç yoktu. Einstein Türkiye’de ne yapacaktı? Onun biliminin derinlikleri ile ilgilenen birisi bulunur muydu? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Bilimde <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">çok</span> büyük önem taşıyan<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> belirsizlik prensibinin müellifi ve kuantum fiziğini kuranların en önemlilerden biri olan Heisenberg, Nobel ödülü kazandırabilecek düzeye yaklaşmayan makaleler yazmazdı. Bu sebepten, 75 yıl yaşamış ve ömrü boyu çok çalışmış Heisenberg, benden<span class="MsoFootnoteReference"><span style="mso-special-character: footnote;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">[1]</span></span></span></span> yaklaşık üç kat az sayıda makale yayımlamıştır. Kendisi Nobel ödüllü fizikçiler arasında çok üst seviyede olmasına rağmen, bugünkü YÖK ve TUBİTAK için, makale sayısı kıstası<strong> </strong>ile yapılan değerlendirmelerinde “bizim iyilerimizle” kıyasla yetersiz bulunacaktı. </span>Bizim kriterlerle Einstein bile önemli bilim adamı değil.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Einstein ve Heisenberg günümüz Türkiye’sinde yaşasaydılar TÜBA üyesi olmak için şanslarını bekler dururlardı. Bilimde en büyükler içinde, dünyada tanınsalar ne çare? Akademi üyeleri içinde dostları olmadıktan sonra bu üyeliği </span>kazanmaları bile zor olurdu<strong>.</strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Prof Dr. Oktay Sinanoğlu</span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="mso-special-character: footnote;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">[2]</span></span></span></span><span style="font-size: small;"> Türkiye’nin Einstein’i olarak tanınmaktadır. </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">Üstelik Einstein’in çalıştığı konularda çalışmadığı ve hatta <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">teorik</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>fizikçi bile olmadığı halde.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Ama genç yaşlarında, kuantum kimyasının oluşumu sırasında çok iyi çalışmış ve 25 yaşında ABD’de profesörlüğe kadar yükselmiştir. Türkiye’de kimin bilime ve yeni teknoloji üretimine nasıl bir katkıda bulunduğu bilinmediği gibi, onun katkısı da pek bilinmiyor. Bildiğimiz bir şey daha var ki, o da TÜBA üyesi değildir. </span>Ama<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>b<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">elki o da kimi diğerleri<strong> </strong>gibi TÜBA üyelerinden daha iyi bilimadamıdır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Bizde bilimsel sonuçları ile ünlü olma imkanı olmadığından, Sinanoğlu’nun ünlü olmasının belki de asıl nedeni, Osmanlılar döneminde Türkler’in Avrupa’ya bilim ve eğitimi taşıdığından ve oralarda cirit attıklarından bahsetmesidir. Gerçekten de 16’ncı yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu oralara bilim ve genel olarak kültür götürmüştür. Keşke sonraları da cirit atmakla beraber onlarla birlikte Rönesans’a katılabilseydiler. O zamanlardan başlayarak Avrupa’nın güney-batı bölümü güney ve doğusundan<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çok daha hızla gelişmeye başlamıştır. Yine o zamanlar bizlerle birlikte ve saraylarda yaşayan, ülkemiz nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Rumlar ve Ermeniler de vardı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span></span></strong><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Günümüzde Türkiye’de, Einstein ve Heisenberg özveri ile çalışarak kişi başına </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">ayda<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> 3500 YTL kazanabilirlerdi. (Bu arada, asgari ücret ve emekli maaşlarının bundan çok<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>daha az olmasını göz önüne alarak, böyle büyük paraların yabancılara verilmesini doğru bulmayan vatansever öğretim üyelerimiz de bulunurdu.) Einstein veya Heisenberg’in günümüzde </span>bir TÜBİTAK<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>projesi almaları<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> da düşük ihtimalli bir işti</span>.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Çünkü </span>TÜBİTAK bunların<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> hazırladıkları projeleri </span>de<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">, usule uygun olarak fikirlerini açıklamak maksadıyla </span>uzmanlara<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> gönderecekti</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">.</strong> Bu uzmanlar ise<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> gördükleri projeleri </span>çoğu kez<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> saçma sapan bulacaklardı. Haliyle, başkanlık da bu fikre katılmak zorunda kalacaktı. Ne de olsa bilim ve projenin iyisi ile kötüsü arasındaki farkı </span>daha iyi<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> anlayıp ilgilenecek durumda </span>olmasalar gerek.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Sebebini yukarıda anlattık: Einstein ve Heisenberg’in projelerden ve makale yazma işlerinden ek para kazanma imkanları olamaz</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">dı.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Yani mali yönden ülkemize yük falan olmazlardı. </span>Hem de <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">bilime katkıları tüm </span>Asya, Afrika ve Güney Amerikalı<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> bilimadamlarının toplamından bile fazla olmasına rağmen. Zaten Einstein ne yapsa da gelişmemiş ülkelerin birine giderek orada faydalı ve saygın olamazdı. Popüler bile olamazdı. Çünkü dinini değiştirmeyecekti, okyanuslarda tatlı suyun tuzlu suya kısa zamanda karışmamasını(çünkü böyle akıntıların oluşmasının nedenleri çok kolayca anlaşılmaktadır) veya burçların insan yaşamını etkilemesini ve benzeri popüler konuları(!) konuşmayacaktı. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Ama </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Einstein’in<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> görelilik teorisi, tüm dünyada(gelişmemiş ülkelerin </span>de <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">hepsi dahil) çok ünlü olduğu için, yaşadığı gelişmemiş herhangi bir ülkenin TV programlarında ve gazetelerinde anlatılabilirdi. Örneğin Einstein insan olarak ilkönce her şeyin ona, buna ve yerine göre çok ya da az olduğunu anlamıştı. Einstein’den sonra anlaşılmıştı ki, bir insanın başında yalnızca 2-3 tüy varsa bu çok azdır; ama 2-3 tane tüy bir tas çorbanın içindeyse bu çok fazladır. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Daha da ötesi, onu yüzyılların en büyük bilimadamı olmasını sağlayan işinin başındayken, o insanların binlerce yıl yanlış düşündüklerini farketmişti. Onun bu fikrini anlayabilen biri bugün de çok zor bulunur. İnsanlar düşünürlerdi ve halen de aynen düşünüyorlar ki; yerde olan her şey yerdedir. Ama göklerde olanlar göktedir. Yani uzayda, fezada. Einstein dedi ki, yerdekiler yerdedir ama göktekiler gökte değil. Aslında gök(başka bir deyişle uzay) gökte gördüğümüz şeylerin arasındadır. Daha ötesi, cisimler uzayı yamuk yumuk etmiş ve bazı yerlerde uzay(feza) tamamen eğri olmuştur. Böyle yerlerde ve bazı durumlarda zaman, tamamen donuyor, duruyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">                  </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">H<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">er bir çemberin uzunluğunun kendi çapına oranı olan 3.14159 azdır; Hatta oranın büyüklüğü çemberden çembere değişir; Öyle ki çemberin yarıçapı onun uzunluğundan çok </span>fazla<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> da olabilir; Farklı yerlerdeki üçgenlerin iç açılarının toplamı farklıdır ve 180<sup> </sup></span>dereceden<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> büyüktür. Bunların gerçek olduğunu iddia eden Einstein herkesin dikkatini uzaya(</span>boşluğa<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">) çekerek, onun kabarık-yamuk şeklini görmelerini istiyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Einstein ABD’ye geldiğinde onu, daha önce kimselerin görmediği kadar şaşalı biçimde karşılamışlardır. Herkesin cevabını merak ettiği soruları da sormuşlardır. Bu soruların biri de şöyleydi: “Siz 1906-1915 yılları arasında makale </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">yayımlamıyordunuz<strong>.</strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Neler yapıyordunuz?” Einstein bu sorunun cevabını </span>yaklaşık olarak<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> şöyle anlatıyor: “Ben on yıl gece gündüz demeden hep düşündüm. Boş uzay(feza) nedir? Boşluk ve boş şey nedir? Bomboş ne demektir?”<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Dünyada bilinen ve Türkiye medyasından da duyduğumuz ve hemen hepimizin bildiği Einstein’in eğitim seviyesiyle ilgili bir ayrıntıyı anımsayalım. Derler ki, Einstein okulda başarısızmış. Eh, Türkiye’de de böyle çocuklardan milyonlarcası olduğunu söylüyoruz. Belki Atatürk zamanındaki maliye bakanı da bunu bilerek ve Einstein’in çalışmalarının sonuçlarını dikkate alarak onun gelmesini istememiştir, olabilir mi? Einstein’in yukarda hatırlattığımız en önemli bilimsel sonuçlarının bile, Nasrettin Hoca’nın<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>bildiklerinden çok çok daha az olduğunu hepimiz görebiliriz. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Nasrettin Hoca hayata bağlı problemlerle ilgilenmişti ve zamanını boş şeylere harcamazdı.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Diğer yandan, ülkemizde fizik ve matematik konularında çalışan bilim adamlarımız bilime genelde pek katkıda bulunmasalar da, Einstein gibi saçma sapan şeylerle zaman kaybetmemişlerdir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">             </span>Her şeye rağmen, gelişmiş ülkelerde uzaya, fezaya ve Feza </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Gürsey’e<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> çok büyük önem vermişlerdir. </span>Ansımsatalım<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> ki Prof. Dr. Feza Gürsey, geçen yüzyılda Türk kökenliler içinde en büyük fizikçi ve matematikçi olmuştur. ODTÜ’den istifaya mecbur edilmiş ve ABD’ye gitmiştir. Ne yazık ki böyle olayları kınamayan ve unutmayı tercih eden insanlarımız bugün de vardır.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bizler temel bilimlerinden çok uzağız. Ama şarkı, şehir ve hikayeleri severiz. Keşke bunları yazanların hepsini sevseydik. Fakat bir dahi olan Aziz’e hep nesin, nesin dedik ama ne olduğunu bile anlayamadık; onu </span>bir hiç sayarak<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">öldürmeye kalkıştık. Her toplumun tarihinde çok farklı ve kötü olaylar olmuştur. Yine de bilmek gerekir ki, böyle olayları unutmaya çalışan toplumlarda utanç verici olaylar tekrarlanabilir. </span>Sorunlarını teşhis edip tartışmayan<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> toplumların gelişmesi sürekli engellendiği için, artık uyanmaları gerekir.<strong><span style="mso-spacerun: yes;">              </span></strong></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Acaba neden Doğu, Afrika ve Latin Amerika kökenliler içinden bilime çok büyük katkıda bulunan insanlar çıkmıyor, özellikle de kendi ülkelerinde yaşayanlar içinden? Yaklaşık 1.5 milyar Müslüman’dan, o da yalnızca Batı ülkelerinde yaşamış, bir fizikçi Nobel ödülü kazanmış (Pakistan kökenli </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Salam Abdus (1926–1996) ) ama nüfusu 100 de 1’i kadar Hollanda’dan 15 kişi. Sayıları dünyada sadece 14 milyon olan Yahudiler’den ise yaklaşık 40 Nobel ödüllü fizikçi vardır. (Nobel ödülleri 1901’den başlayarak her sene verilir ve şimdiye kadar yaklaşık 180 fizikçi bu ödülü almıştır.) </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Batılılar bunun nedenini bizler için gerekli şekliyle anlatmak yerine Asyalılar’a, Afrikalılar’a ve Latin Amerikalılar’a “gerizekalılar” diyerek geçmekteler. Doğal olarak bizler böylesi hakareti kabul edemeyiz. Bilim (yeni teknolojiler) üretiminde çok çok gerilerde kalmamızın nedenlerini anlamaya çalışmalıyız. Ama gelişmemiş ülkelerin insanları genelde kendilerini ve ülkelerini “en büyük” saydıklarından bu laflara sadece kızar ve geride kalmalarının nedenleriyle yine pek ilgilenmezler<strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">. </strong>Gerekirse gelişmemiş ülkelerin insanları da Yahudiler’e, Avrupa kökenlilere ve Japonlar’a gerizakalılar der ve bununla da iş bitmiş olur.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Bizler gelişmek için gerekeni yapacağız deriz ama gerekenlerin neler olduğunu kimlerin bildiği pek bilinmez. Böyle ülkelerin insanları ç<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ok kıskanç olduklarından da çevrelerinden birisinin gelişmesini ve kendilerinden daha ünlü olmasını kesinlikle istemezler. </span>Neticede onlardan iyi olsalar da o mevkilere getirilmezler.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Bunun yerine, </span>gururlarını okşamak için, ülkelerinin dışında yaşamış ünlü insanları kendilerinden saymakla yetinirler.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                  </span>Mesela bizlerden bazılarının Napoleon Bonapart’ı Türk saymaları veya bazı Araplar’ın William Shakespare’in Ermeni değil (Ermeniler de onu kendilerinden birisi bilirler) de Arap olduğuna inanmaları gibi. Keşke böyle benimsemeler biraz da temel bilimlere çok büyük katkıları olmuş olanlar tarafına kaysaydı. Batılılar, kendi milletlerinden ya da çevrelerinden gurur kaynağı olarak bilimi, bilimadamlarını herkesten çok benimsemiş, destek olmuşlardır. Bunun içindir ki, aralarından Newton ve Einstein çıkmıştır. Gelişmemiş ülkelerin insanlarında böyle özellikler yok derecededir. Neticede, gelişmemiş ülkelerin gelişmemiş kalmalarının nedeninin gerizekalık<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>olmadığını söyleyebiliriz. Ama dikkatinizi çekelim; burada zekanın ne olduğunu kesin şekilde belirlemedik.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Dünyadaki bu durumu genetik farklılıklara bağlama problemine hiç girmeyelim. Çünkü uzmanlık alanımızın dışına çıkarsak doğrulardan<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>uzaklaşabiliriz. Sadece hatırlatalım ki, Avrupa’nın güneyinden ve doğusundan güzey-batı yönüne gittikçe,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>büyük önem taşıyan bilimsel ve teknolojik sonuçların yoğunluğu artıyor. ABD’de de<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> insanlık için faydalı olan</span> en hayırlı işler yine demin söylediğimiz bölgenin insanları ile bağlantılıdır. Ayrıca Japonlar da yeni teknoloji üretiminde çok başarılıdırlar. Yahudiler ise, zamanımızda, bilim açısından tüm milletlerden öndedirler. Bizlerle iç içe yaşamış ve sonra gelişmiş ülkelere göçmüş Ermeniler bilim ve yeni teknoloji üretimine Türkler’in hepsinden daha fazla katkıda bulunmuşlardır. Acaba neden?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Doğulular, Afrikalılar, Latin Amerikalılar eğitime, bilime ve yeni teknoloji üretimine saygısızdır. G<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">enelde</span> çevrelerinde <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kendilerinden</span> daha iyisini bulundurmazlar. Eğitim ve bilim için paralar harcarlar ama dahi, umut veren biri için değil. Evladının prestiji, keyfi ve diploması için paraya para demezler ama <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">onların iyi bir eğitim alması</span> için paradan vazgeçemezler. En iyi eğitimciye ve bilim adamına bile, ister Newton ve Einstein olsun, pek saygı duymaz,<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> yararlanmak istemezler. Özellikle de kendi milletlerinden olanlardan. Gelişmemiş toplumlar için bunların geçerli olduğunu çokları biliyorlar ama bir şey de değişmiyor.</span> Bizlerde özel sektör eğitim ve bilim için pek para harcamaz ve özel üniversitelerse öncelikle para kazanmak içindir.<strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>Yeni teknolojileri yurtdışından alırlar. Kendi ülkelerinde üretilebileceğine inanmazlar ve haklıdırlar da. Devletler<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>para harcarlar ama genelde iyi eğitim ve bilim için değil. Pahalı cihazlar da alınır, üniversitelerde açılır. Belki de, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kadrolaşmak</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve</span> “bizde de var” gösterişi için. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span></span></strong><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold;">Türkiye ve dünyada işadamları bir işe yatırım yapmadan önce bütün masraf ve kazançlarını düşünür, hesap yapar, kar etme yollarını ararlar. Ama bilim ve yeni teknoloji üretiminde, devlet yatırımlarında bunu göremiyoruz. Ne de olsa, “devletin malı deniz”. Büyük yatırımlar yapacaksın ki, kendin ve hükümet için reklam olsun. Halk da ülkenin geleceği için önemli işler yaptığını zannetsin. Eğitim ve bilim seviyesinin gelişmediği bir ülkede yatırımın boşa gittiği anlaşılsa da onlarca yıl geçer(Nasreddin<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hoca’nın sözlerini hatırlayın: “O zamana kadar ya han, ya ben, ya da eşek ölmüş olur.”). Bu zamanda keyfine bakarsan yükselirsin ve ünlü olursun. Ayrıca, büyük yatırımlarda çok yüksek görevlilerin imzası gerektiğinden, onlar da böyle işleri hep desteklemek zorundadır. Devletin paraları devamlı harcanır. Çünkü kimse yanlış yere imza attığı bilinsin istemez.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Örneğin TUBİTAK Antalya’nın dağlarında gözlemevi kurmuş ve yaklaşık 40 milyon dolar masraf etmiştir. Sonra yaklaşık 40 tane bilimsel açıdan değeri meçhul makale yayımlamıştır. Hatırlatalım ki Feza Bey’in her bir makalesi devlete yaklaşık 1000 defa ucuza malolmuştur. Einstein’in makaleleri de masrafsız ortaya çıkmıştır. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">O en önemli deneylerin sonuçlarını, kafasında oluşturduğu fikirleri inceleyerek görürdü, yani düşünce deneyleri yapıyordu. Gelişmemiş ülkelerde devamlı o<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">larak boşa yatırımlar yapılıyor. Türkiye de bunu hep yapıyor ve yapacaktır da. Çünkü bilimsel açıdan neyin hangi yönde yöneltileceği konusua yöneticiler<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>kafa yormuyorlar ve iyi bilim adamlarını ise çokca dışlıyorlar.</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="mso-spacerun: yes;">       </span></strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">         </span><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Bunlar da Doğu, Afrika ve Güney Amerika insanları için geçerli olan geleneklerin sonucudur. Bizler orta çağların en büyük astronomu ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Samerkant’ın sultanı Uluğ Bey(1394–1449)’i oğlunun yardımı ile </span>öldürdük. Dünyada en büyük matematikçiler sırasında yer alan ve zamanesinin en büyük astronomu olan <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Nasir al-Din Tusi’yi (1201–1274) zindanda çürüttük. Bugün astrofiziğin en önemli konularında çalışan ve Türk fizikçileri içinde öncülerden olan Hakkı Ögelman da bundan yaklaşık 30 yıl önce yurt dışına gitmek zorunda kaldı. 1995 yılında buraya dönmeyi</span> istediyse de, dönemedi ve çok sıkıldı. Bu, yüksek tansiyonlu Hakkı’nın o günlerde felç geçirmesi ile sonuçlandı ve bir daha da sağlığına kavuşamadı.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Astrofiziğin optik alanında<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çalışanlar içinde(yani Türkiye’de en yaygın şekilde çalışılan konularda), herkesten fazla bilime katkıda bulunan Prof. Cafer İbanoğlu’na da TÜBİTAK başkanlığının hiç ilgisi olmadı. Ulusal Gözlem Evi’nin işlerinden uzak tutuldu. Teorik Astrofizik’in<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>uygulanması konusunda Türkiye için en fazla önemi olan Prof. Rennan Pekül’ün de gençlik yıllarında başından çok işler geçti. Kırk yaş civarında veya elli yaşından gençler<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>arasında fiziği anlayan ve astrofiziğe uygulayabilen kişi olarak Doçent Aşkın Ankay’ı düşünüyorum. Ne yazık ki, o da tamamen ilgi dışında kalmış. Çünkü bilime katkıda bulunabilen insanlara gerek duymuyoruz. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Gelişmemiş ülkelerin devlet kuruluşu ne sayılırsa sayılsın, tarihleri kaç bin sene olursa <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">olsun</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">, </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">oralarda feodal ilişkiler hep güçlü olarak kalıyor.</span> Örneğin Sovyetler Birliği’nde böyle ilişkiler tamamen kaldırılmıştı. Ülke dağıltıktan hemen sonra Rusya, ona yük olacak diğer cumhuriyetlerden ayrılmak istedi. Bir gecede birliğin bitmiş olduğunu ilan etti. Kendi başına(bağımsız) kalmış <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Müslümanlar’ın yaşadığı cumhuriyetlerde hakimiyet ve yönetim, o ülkelerde yüksek vazifelerde olanlarda, çocuklarında, akrabalarında ve memleketlerinin insanlarında kaldı. Bu insanlar(aileler) ellerinde yalnızca ülkelerinin tüm zenginliklerini tutmadı: Bu insanlar bütün alanlarda toplumlarının en ünlüleri de oldular. Temel bilimler konularında bile. Bilimsel çalışmaların sonuçlarının da önemi kalmadı.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Oradaki insanların çoğu şimdi de patates, domates almaya çok zorlanmaktadır. Bazı yöneticilerse, yılda yaklaşık bir milyar dolar mal varlığı elde etmeyi becerdiler. (Azerbaycan’dan örnek vermek bizim için daha kolay. Oranın geçmiş Sağlık Bakanı Ali İnsanov her yıl mal varlığını yaklaşık bir milyar artırırdı. Ne diyelim, soyadı zaten “insan”.) İlginçtir ki, Türkiye’de bir bakan yılda sadece birkaç milyon doları kanunsuz </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">olarak elde etse, kendi hemşerileri tarafından bile hoşgörüyle karşılanmayabilir<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Hangi ülke veya toplum hakkında bilgi almak için google’ye girerseniz karşınıza Vikipedi ansiklopedisi çıkar. Buradaki bilgileri her bir ülke kendisi yazar. Bizler bu yazılarda kendimizden fazla topraklarımızı tanıtırız. Belki de doğru olan budur. Çünkü bu topraklar yalnızca insanların değil, bütün canlılarındır. Sonra<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>liderlerimizi, devletimizi ve geleneklerimizi tanıtırız. Ama örneğin Ermeniler böyle yapmıyorlar. Onlar çok fazla yazı eklemişler ve en fazla kendi milletlerinin elde ettiği başarıları tanıtıyorlar. Hatta eskiden Ermenistan topraklarında Azeri ve aralarına karışmış(asimile edilmiş) çok sayıda Kürt de yaşıyordu.</span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Ermeniler her konuda en önemli sonuçları elde eden, en ünlü vatandaşlarının ad ve soyadını yazıyorlar. Diğer milletler oraları 1949 yılından başlayarak terk etmeye mecbur olmuşlardır. Şimdi ise Ermeniler dışında kimseler kalmamıştır. Azerbaycan’a birinci büyük göç, yaklaşık 200-300 bin insan, hatırladığım kadarıyla 1949-1950 yıllarında gerçekleşti. O zaman göç edenler genelde Ağrı Dağı’nın Ermenistan sınırları içinde olan kısmında, vadide yaşayanlardı. Çoğunu Azerbaycan’da pamuk yetiştirilen bölgelere yerleştirdiler. Ben de o zamanlar bu bölgelerden birinde yaşıyordum.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                  </span>Ermeni’nin hangi ülkede bakan veya başbakan olduğunu, kimin dünyaca ünlü kültür veya spor adamı, kimlerin farklı ülkelerde büyük komutan, kimlerin bilim adamları olduklarını yazılarından öğrenmek kolaydır. Onların, dünyanın önemli ülkelerinde ne kadar önemli pozisyonlarda oldukları öğrenilmektedir. Ben fizikçi olarak, Ermeniler’in bilim konusunda yazdıklarının doğru olduğunu gördüm. Sovyetler Birliği’ndeki büyük politikacı ve komutanlarıyla alakalı yazılarda da hatalı bir bilgi görmedim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Bu sebepten yazılanların hepsine inanmak zorunda kaldım. Ermeniler’in yalnız Sovyetler Birliği’nde değil, dünyada da çok önemli pozisyonlarda olduklarına inandım. (Örneğin Rusya’nın şimdiki Dış İşleri Bakanı Lavrov, Ermeni’dir.) Onlar böyle bir millet oldukları sürece, dünyayı istedikleri her şeye inandırırlar. Toplumları inandırmak yalnız haklı ve doğru olmakla olmuyor. Onların bizlere karşı amansız tavırlarını da biliyorum. Ama kendi insanına bile değer vermeyen, dünyanın gelişmesine de pek katkıda bulunmayan bir toplumun bireyi olduğum için, benim sözlerime de pek inanan olmaz. Ne olsa, dünyada pek bir değeri olmayan bazı ünlülerimizi fazlasıyla görmüşlerdir.<span style="mso-spacerun: yes;">      </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                  </span>Yine de Türkiye’deki Türkler, hangi alanda olursa olsun, diğer cumhuriyetlerde yaşayan Türkler’den daha fazla ön plana çıkmaya başlamış ve sürmektedir. Hem de Türkiye’de yıldan yıla eğitimin ve bilimin kalitesi hızla kötüleşmesine rağmen. Doğrusu şu ki, bağımsızlığına kavuşmuş Türki Cumhuriyetler’de(belki Kazakistan hariç) bilim, kültür ve sosyal adalet alanlarında gerilemenin hızı daha fazladır. Türkiye’dekiler işçilikte, üretimde ve ticarette diğerlerinden çok daha ileridedir. Hatta Avrupa’daki bazı Hıristiyan ülkelerindekinden bile. Keşke mektup gönderen fizik öğretmenine benzer, eğitimi düşünen politikacılarımız, zengin adamlarımız, eğitim ve bilimi yönetenlerin de olduklarını görseydik. Bu sayede fizik öğretmeninin isteğine de çare bulunurdu. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;">Akdeniz Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;">Volkan Kor, Fizik Öğretmeni (</span><span style="color: windowtext; font-family: &quot;Times New Roman&quot;; text-decoration: none; text-underline: none;"><span style="font-size: small;"><a href="mailto:volkan-kor@hotmail.com">volkan-kor@hotmail.com</a></span></span><span style="font-size: small;">)</span></span><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<div style="mso-element: footnote-list;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"></p>
<hr size="1" /></span></div>
<div id="ftn1" style="mso-element: footnote;">
<p class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="mso-special-character: footnote;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Times New Roman&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">[1]</span></span></span></span><span style="font-size: x-small; font-family: Times New Roman;"> Oktay Hüseyin(Guseinov)</span></p>
</div>
<div id="ftn2" style="mso-element: footnote;">
<p class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="mso-special-character: footnote;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Times New Roman&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">[2]</span></span></span></span><span style="font-size: x-small; font-family: Times New Roman;"> Oktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935, Bari, İtalya) Türk kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog. Yaşamı boyunca kuantum <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kimyasına</span> birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendi Ülkemizde Einstein &#8211; I</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-i/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-i/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 22:10:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=1131</guid>
		<description><![CDATA[EİNSTEİN, GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE, ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 1                1. Bizde ve dünya genelinde  eğitim seviyesi                 Biz yazılarımızda temel bilimlere, özellikle matematiğe ve fiziğe en büyük katkıları çok genç insanların yaptıklarını belirtmek istemişiz. Bu nedenle de şunları hatırlatmışız:                 Bilindiği gibi; gerçek bilgi sahibi olmak ve bilimsel düşünceyi geliştirmek bizimki gibi toplumlarda hiçbir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #993300;">EİNSTEİN, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">GELİŞMEMİŞ HERHANGİ BİR ÜLKEDE</span>, </span></span></span></h2>
<h2 style="margin: 12pt 0cm 3pt; text-align: center;"><span style="font-weight: normal; font-style: normal; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-style: italic;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="color: #993300;">ÖRNEGİN KENDİ ÜLKEMİZDE. 1</span> </span></span></span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> <img class="alignleft" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg" alt="" width="292" height="203" /></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">             <strong>1</strong></span><strong>. Bizde ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">dünya genelinde</span><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>eğitim seviyesi</strong></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Biz yazılarımızda temel bilimlere, özellikle matematiğe ve fiziğe en büyük katkıları çok genç insanların yaptıklarını belirtmek istemişiz. Bu nedenle de şunları hatırlatmışız:<em><span style="font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-style: italic;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></em></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><em><span style="font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-style: italic;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Bilindiği gibi; gerçek bilgi sahibi olmak ve bilimsel düşünceyi geliştirmek <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">bizimki</span> <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">gibi</span> toplumlarda hiçbir zaman ön plana çıkmıyor. Herkes diploma peşinde. Diğer yandan biliyoruz ki, en büyük bilim adamları, matematikte ve fizikteki en büyük buluşlarını 22-26 yaşları arasında yapmışlardır.</span></em><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> Örneğin Isaac Newton (1643–1727) unutulmaz fizik kanunlarını <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve matematiğe</span> en büyük katkılarını 26 yaşına ulaşmadan elde <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">etmiştir</span>. Albert Einstein(1879–1955) 24 yaşında yaptığı çalışması için Nobel ödülü almış ve 25 yaşında da yaptığı iş ile dünyanın en büyük bilim adamı olduğunu <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ispatlamıştır</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;">.</strong></span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">          </span><span style="mso-spacerun: yes;">       </span></span></strong><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Fransız matematikçi ve astronom Alexis-Clod Clero (18.yüzyıl) Paris Akademisi’nde ilk bildirisini sunduğunda 12 yaşındaydı. Fizik ve matematik konularında en büyük işleri yapmış kişilerden bazıları, ilk bilimsel makalelerini 13–14 yaşlarında yazmışlardır (örneğin <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">James Maxwell(1831–1879) ve William Hamilton(1805–1865)).<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Adını matematik (yüksek cebir)</span> tarihine yazdıranlar içinde,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>21 yaşında düelloda öldürülmüş Evariste Galois(1811–1832) de vardır. İki yaşında kitap okumaya başlayan ünlü fizikçi Thomas Young (1773-1829), içlerinde Türkçe ve Arapça da bulunan yaklaşık on dil biliyordu ve 23 yaşında tıpta doktora yapmıştı. Paul Dirac(1902-1984) ve Werner Heisenberg(1901–1976) gibi dehalar da böyle genç yaşlarında zirveye ulaşmışlardır.</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Bunları okumuş bir fizik öğretmeni bize şöyle bir yazı göndermiş: </span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>“Hocam, sizin de yazdığınız gibi, dünyada bilime katkı sağlayıp tarihe adlarını yazdıranlar çok genç yaşlarda bunu yapıyorlar. Şahsen bunu daha önce bilmiyordum. O insanların resim ve fotoğraflarının tamamı kelli felli adamlar; çocuk yaşta başardıklarını düşünmemiştim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Bu insanlar muhakkak dahi insanlardı. Bir ülkede böyle insanlar çıkarsa, onları kaybetmemek adına küçük yaştan itibaren bilimi doğru vermek gerekir. Ama nasıl? Bizde böyle kitaplar var mı? Bilimi doğru vermek için, mesela dersi verirken, neyi hedeflemek lazım?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Eğer ortaokulda başlayacaksak nasıl başlamalı? Sonra lise düzeyinde nasıl devam etmeli? Sözgelimi Dinamik konusu; 13-15 yaşlarında bu konu nasıl anlatılmalı? 16-18 yaşları arasına geldiklerinde önceki bilgileri nasıl geliştirmeli? Bunu bir örnek olarak söyleyebilirseniz memnun olurum. Bu arada biz lisede fizik dersinde PSSC (“P</span><span style="color: black; font-family: Arial;">hysical Sciences Study Committe”</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">) fiziği görmüştük. O zamanlar bu kitabı pek sevmezdik. Açıp bakınca roman gibi geliyordu, soruların nasıl çözüleceğine rehber olmuyordu. Oysa sınavlarda ekseri işlem sorulurdu. Sınıf da kalabalık olduğundan verimli olmazdı. Neyse uzatmayayım, öğretmenliğe başladıktan sonra bu kitabı elime tekrar aldığımda hayran kaldım. Bugüne kadar gördüğüm en güzel fizik kitabı, özellikle lise düzeyi için. Daha genişletilmiş, soru ve konu sayısı artırılmış bir PSSC fizik kitabım olmasını çok isterdim. Bilmem hiç duydunuz mu? Şimdilerde sadece eski kitapçılarda(<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">sahaflar</span>) bulunabilir. Konuya döneyim, &#8220;bilim öğreten&#8221; dediğiniz kitap bunun gibi olabilir mi? Başka hangi kitaplar güzel? Ne, nasıl öğretmeli, öğrenmek isterdim.”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Ben <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">eğitimimin</span> tümünü Rus dilinde almış birisiyim, farklı milletler içinde yaşadım ve Sovyetler <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Birliği’nde</span> her zaman Rusça kitap, gazete okudum, TV izledim. Orada spor programlarında sporun bir çok <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">branşlarından</span> konuşuluyordu. Burada ise spor dendiğinde neredeyse, yalnız futbol düşünülüyor. Bu sebeple, fizik öğretmeninin sorusunun cevabına, futboldan bir misalle girmeyi tercih ediyorum. Bir gencin iyi bir futbolcu olup olamayacağını belirlemek için, onun sağlamlığını, futbol için gereken çevikliğini ve futbola olan sevgisini test etmek hemen hemen yeterlidir. <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Peki ya tabii bilimler, fen?<strong></strong></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Temel bilimler, özellikle de fizik ve matematik için en önemli kıstaslar: Bilimsel ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">soyut</span> düşünme gücü; bilginin derinliği, hacmi ve kesinliği; doğaya olan ilginin büyüklüğü ve bildiklerinin konuşulanlara değil, deney ve gözlemlere dayanmasıdır. Yani bizim eğitim sisteminde önem verilmeyenler. Temel bilimlerin gelişmediği ülkelerde yeni teknolojilerin üretimi de beklenemez. Çünkü bunun için de aynı şartlar ön plana çıkarlar. Bizde de, dünyanın genelinde olduğu gibi bu şartların oluşumu için gereken ortam yok denecek düzeydedir. Neticede ülkemizde, gelişmiş ülke olmak için gerekli eğitimi de sağlamak imkansızdır. <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Yani hep birbirlerine bağlıdırlar.</span> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Toplumda kültür ve gelenekler ilk bakışta aynı anlamı taşıyabilirler. <strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Gelenekler olduğu gibi kültür kapsamına girer ve denebilir ki onu zenginleştirir.</span> Ama unutmamak gerekir ki, insan eti yiyen toplumların da gelenekleri vardı. Fakat bunu yapan toplumları kültürsüz olarak tanımlamak daha uygun olur.<strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>Bu kavramların ikisi de zamanl<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">a</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>değişir. K<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ültürel seviyesini, kalitesini dikkate almadan</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">dar anlamda</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>tanımlayacağımız kültür veya gelenekler toplumun alışkanlıklarını, davranışlarını, değerlerini içerir ve kuşaktan kuşağa da korunurlar. Bu açıdan baktığımızda, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">belki de</span> hayvanların da kendi kültürlerinin ve geleneklerinin olduklarını düşünebiliriz. Mesela, sosyal adalet ve yardım; milyonlarca üyesi olan karınca toplumlarında, insan toplumlarının çoğunda karşılaştığımızdan daha iyi durumdadır. Hayvanların kültüründe(geleneklerinde) de yakınlarına, güzelliğe ve müziğe<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>sevgi; doğaya bağlı bilgi ve ilgi vardır. Onlarda hiç olmayan ise dindir, güzel sanatlardır, yazıya ve tartışmaya dayanan eğitimdir; bilim ve yeni teknolojiler üretimidir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                  </span>Hayvanlar yalnız doğanın basit şekilde olan ve hayatlarını etkileyen kanunlarını(7. sınıfı aşmayan fizik ve matematik dahil), yiyecek elde etme amaçlı basit teknik çözümlerini kullanıyorlar. Yuva kurmada ve işlerine yarayan basit aletler yapmada nasıl bir malzeme kullanmak gerektiğini, insanlardan daha düşük seviyede de olsa, biliyorlar. Böyle olduğundan da, kültür ve gelenek kavramlarını yalnız insanlar için kullanıyoruz. Ama hayvanlar sözkonusu olunca içgüdü diyoruz. Yani, insanlar söz konusu olunca içgüdüyü geleneklerin ve kültürün içine koyuyoruz. Bu yüzden aslında içgüdüyü, kapsamı çok düşük seviyede gelenek gibi kabul edebiliriz. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Daha ötesi, gelenekleri kültür kapsamına alırsak, hayvanların da, asgari seviyede, kültürleri olduğu ileri sürebiliriz. Örneğin kedilerin pisliklerinin üstünü örtmeleri veya göz önünde çiftleşmemeleri gibi. Biz burada hayvanların kendilerini tehlikeden korumak ve yaşamlarını devam ettirmek amacıyla düşünmeden yaptıkları hareketleri kapsayan refleksleri(tepkiler) kastetmiyoruz. Refleks şeklindeki tepkiler bütün canlılarda vardır, insanlar da dahil.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Bu üç <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kavramın</span> aynı anlama gelmediğini; bunların sadece insanları hayvanlardan ayrı tutmak için olmadığını; zamana bağlı özelliklerini hatırlayalım. Elbette hayvanların dış görkemleri, ses güzellikleri, sadakatleri, anlayışlı, sosyal <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">yardımlaşmada ve</span> adil olmaları gibi özelliklerine saygı duymak gerekir. Diğer yandan bazı hayvanların eczacılık ve tıbbi çalışmalardaki<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>önemini, onlar üzerinde yapılan biyolojik deneylerin insan tedavisinde oynadığı büyük rolü de unutmamalıyız.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span>İnsanlardan(özellikle şehirlerden) uzaklarda yaşayan hayvanların içgüdüsünün zenginleşmesi milyonlarca yıl gerektirir. Şehirlerde yaşayan hayvanların(köpek, kedi, sıçan…) içgüdüsüyse araç trafiğinin değişim temposuna uyacak <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">şekilde hızla değişebilir.</span> İnsanların bazı geleneklerinin değişmesi ise binlerce yıl bile sürer. Gelenekleri kültürün kapsam alanının dışında tutarsak, kültürün değişme temposunun teknolojiye ve bilime <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">daha kolay<strong> </strong></span>uyum sağladığını görürüz. Yani kültürün değişmesine gereken zamanın 100-10 yıl civarında olduğunu söyleyebiliriz. Neticede<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>diyebiliriz ki, geleneklerin değişme(gelişme değil) temposu da, kültürün gelişme hızından<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çok azdır. </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Bir ev hayvanının zengin bir ailenin köşkünde yeni teknolojilerle donatılmış ortamda yaşaması ve tıbbi imkanlardan yararlanması, mesela, sirkteki becerikli, yetenekli, çalışan, öğrenen hayvanlarla aynı “kültürel” düzeyde olduğu anlamına gelmez. Tıpkı bilim ve yeni teknolojileri üretmeyen toplumların, gelişmiş ülkelerin keşiflerinin sonuç ve konforunu kullanmalarıyla kültürel düzeylerinin artamayacağı gibi. Toplum, gelişimi engelleyen geleneklerden uzaklaşmalıdır. Hele çağımızda, ebeveynler çocuklarını aslana benzeterek sevmemeli, yalnızca delikanlılığını övüp, övünmemeli. Hayvan gibi güçlü ama aklın kullanılmadığı davranışlar belki binlerce yıl öncesi için makbuldü. Eğer o zamanlardaki kültürel düzeyde kalmak istiyorsak(!) başka tabii.<span style="mso-spacerun: yes;">                       </span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span><span style="mso-spacerun: yes;">      </span>Yukarıda, hayvanlarda hiç olmayan ama insan hayatının bir parçası olan faaliyetlerin en önemlileri din, güzel sanatlar, yazıya ve tartışmaya dayanan eğitim, bilim ve yeni teknolojiler üretimi olduğunu söylemiştik. Dinler binlerce yıl içinde neredeyse değişmez olarak kaldığından, bunların <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">büyük olasılıkla</span> gelenek olduğunu veya <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">belki de</span> kültürün değişmez kısmını oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. (Dinlerin kapsam alanına her zaman onları yozlaştıran ve insanların istismar olunmasını sağlayan eklemeler yapılmıştır <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve her zaman yapılacaktır.</span> Biz bunları dinler kapsamına almıyoruz.) Güzel sanatlar da teknolojiye bağlı olarak daha hızla değişirler ve kapsamları da zamanla artar. G<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">üzel sanatların yeni tür malzemelere, araçlara ve yöntemlere bağlı olarak gelişmesi hızlanmaktadır</span>. Böylece, güzel sanatlar gelenek değil, genelde kültür kapsamında yer alır, denebilir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Eğitim, bilim ve yeni teknoloji üretimi, insan toplumlarının hızla <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">gelişen</span><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>faaliyetidir ve kültürün seviyesini en fazla belirleyen faktörlerdir. Kültürün seviyesini belirleyen bu esas faktörler aynı zamanda toplumların ekonomik alanda gelişmesini de belirliyorlar. Ç<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ünkü ekonominin gelişmesi kültüre bağlıdır.</span> Böylece insan toplumları hayvanlar aleminden: gelişmenin temeli olarak, geleneklerinin zenginliği ve kendi aralarındaki kültürel seviyeleri ile farklılaşırlar, diyebiliriz. <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Her insan toplumunun kapsamlı(zengin değil) gelenekleri olabilir ama kültürel seviyeleri(zenginlikleri) çok farklıdır. </span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: x-small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                        </span><span style="mso-spacerun: yes;">                           </span>“</span></span><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin,</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                               </span>inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi </span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                </span>çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                    </span>kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                     </span>gerçeklere uygun olarak göremez.. Hayat felsefesini</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><span style="mso-spacerun: yes;">                                                       </span>geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve </span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                             </span>boyunduruğu altına girmeye mahkûmdur”.</span></p>
<p class="MsoBodyText3" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                   </span><span style="mso-spacerun: yes;">                               </span>Mustafa K. Atatürk (<span style="mso-bidi-font-weight: bold;">1881</span>-1938)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Doğal olarak toplumların gelenekleri dünyadaki kültürün gelişmesinden etkilenir ve değişir. Ama bu gelişmeler için gereken zaman <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">dilimi</span> her toplumda çok farklıdır. Örneğin dörtbin yıl önce Bağdat’da nehir altından tünel inşa edilmişti. Ama ikibin yıl önce, vahşi toplum sayılabilecek durumunda olan Güzey Avrupalılar şimdi her alanda o kadar gelişmişlerdir ki, ulaşılamaz olmuşlardır. Yalnız Iraklılar değil, bütün Arap dünyası eğitimde, bilimde ve yeni teknolojiler üretiminde yaklaşık 150 yıl geride kalmıştır. Ve onlarla Avrupalılar arasındaki bu fark <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">devamlı ve</span> hızla artacaktır. Araplar’ın giyeceklerinden ve Libya lideri Kadaffi’nin kendi çadırı ile devlet ziyaretlerinden, geleneklerinin değişme hızının çok küçük olduğu görülmektedir. <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Oysa</span> unutmamak gerekir ki, geçmişte<strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Araplar ve Farslar Müslüman toplumlarının öncüleri olmuşlardı bugün </span>de Yakın ve Orta Doğulular içinde öncülerdendirler.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Böylece hayvanların da dar kapsamda bir gelenekleri vardır. Gelenekler hayvan türlerinin büyük bir kısmında toplumsal çıkarlara az yönelmiştir. Karınca ve arılar gibi toplumsal hayat sürdüren canlılarda toplumsal çıkarlar, insanlar arasında olduğundan bile fazladır. Tavuk ve civcivlerin yöneticisi olan horozun boğazından, diğerlerinin bulduğu tanecikler hiç geçer mi? Canlılar içinde -çoğu zaman- en çıkarcı <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve kendi toplumuna karşı amansız</span><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>olanlar insan değil mi?<strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"> </strong>Kibir, ihtiras gibi özellikler insanlara mahsus. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Hayvanlar ise birbirlerini</span> yerlerken bile toplumlarının daha sağlıklı olmasını temin ediyorlar. İnsan çevresini kendine adapte etmek isterken kendi neslini bile umursamıyor. Oysa hayvanlar yalnız başlarına, biz olmadan doğa ile daha uyumlu. İnsan toplumlarındaysa, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">hayvanlara nazaran</span> gelenekler çok gelişmiştir. Ama onlar toplum çıkarlarına farklı kapsamda ve şekilde yönelmişlerdir. Birsürü ülkelerde gelenekler ve sosyal yardımların bazı şekilleri kölelik ve dilencilik ruhunu koruyor. O ki bazı hayvanlar bağımsız ve kururlu yaşam tarzı sürdürürler. </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-tab-count: 1;">            </span><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>İnsanoğlu eskiden beri hayvanları değişik maksatlarla eğitmektedir. Hatta bu eğitilen hayvanların becerilerini televizyonlarımızda da görüyoruz. Yine televizyonda dikkatimizi çekmiş olacak bir ayrıntı da, eğitim sırasında hayvanlara sevdiklari yiyeceklerin verilmesidir. Ancak bu verilenler sadaka şeklinde verilmez. Her yaptıkları doğru hareket, öğretilenleri doğru uygulamalarından sonra verilir. Yani teşvik, güdüleme. Ama eğitimde genel geçer bir uygulamadır. Sirklerde olduğu gibi sporda da ilerleme kültürel ilerlemedir. Demek ki ödül, sadaka gibi değil de bir başarı ve zahmet karşılığı verildiğinde olumlu bir amaca götürmektedir. Tahmin edersiniz ki çocuklarımızın eğitiminde çocuklara verdiğimiz burslar da benzer bir maksatla verilen ödüllerdir. Çalışma ve başarıyı teşvik. Bu doğru bir yöntemdir. Gelişmiş ülkelerde de aynı sistem uygulanmaktadır. Sonuçları da verimlidir. Ülkede kültür ve bilimin hızla gelişmesini temin eder. Kim çalışırsa ödül onadır.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">             </span>Gelenekler iyi veya kötü olabilir ve <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kültürle kıyasla</span> çok küçük hızla değişirler. İnsan toplumlarında binlerce yıl yaşatılan kötü gelenekler de vardır. Mesela dilencilik ve insanlarda dilencilik ruhunu teşvik eden yardımlar. Sosyal yardımlar yapılırken de sadaka şekilde olmasının önünü kapatmak gerekir. Unutmamak gerekir ki bazı milletlerin şimdiki geleneklerinde dilencilik ve sadakaya yer kalmamıştır. Kültür, gelişmiş veya gelişmemiş, yüksek ya da düşük seviyede olabilir. Ama çok hızla değişebilir ve bu değişmenin temelinde eğitim, bilim ve yeni teknolojiler bulunur.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                       </span>Bildiğim <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kadarıyla</span> iki şey sonsuzdur (sınırsızdır). Bunlardan </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                       </span>biri evrendir, diğeri ise insanların düşüncesindeki <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">farklılıktır</span>. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                            </span>Ama evrenin sonsuzluğuna tam olarak <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">inanmıyorum</span>. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                             </span>Albert Einstein (1879–1955)<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                              </span><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Akıl, yaratma yeteneğini ancak deneyim onu </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                                 </span>zorladığı zaman kullanır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                                     </span>Henri<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Poincare (1854–1912)<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Türkiye’deki gazeteciler arasında yaygın bir görüş olduğunu biliyoruz: Gazetelerde yayınlanan makalelerin seviyesi, buradaki 14 yaşında bir çocuğun ortalama zeka seviyesini aşmamalıdır. Bir makale, okurun 2 dakikadan daha fazla zamanını almamalıdır. Çünkü okuma alışkanlığı olmayan ve bilimsel düşünme yeteneği gelişmemiş toplumlarda(nüfusunun çoğunluğu bakımından), popüler şekilde bilimi anlatan makalelerin okunması daha uzun zaman alırsa okuru yorar ve dikkati dağılır. Daha büyük makaleler, çok az sayıda basılan ve yine az sayıdaki popüler dergilerde yayınlanmaktadır. Bizler okumayan ve doğa ile ilgilenmeyen toplumlardanız. 2007 yılının Ağustos ayında, öğretim üyesi olan bir AKP’li kadın milletvekili TV’de ilginç bir durumu anlattı. Politikacıların mitinglerde halka hitap ederken kullandıkları cümlelerin, 6 yaşındaki bir çocuğun anlayabileceği şekilde olması gerektiğine benzer sözler söyledi. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>Aslında politikacılar kendi aralarında daha yüksek eğitime uygun seviyede ve daha kesin anlam taşıyan cümlelerle konuşabilirler. Ama genelde onların konuşmalarını derin ve kapsamlı olarak bulmuyoruz. Bu da normaldir. Çünkü politikacılar </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">vazife sahibi olarak yönettikleri<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> alanlarla ilgilenmekten çok daha fazla, düşük eğitim seviyesi olanların oylarıyla ilgilenmekteler. Kimlerle daha fazla ilgilenirsen, hangi ortamlarda çok bulunursan ve hangi eğitim seviyesine uygun konuşursan, düşüncelerin ve ilgin de o seviyeye uygun şekilde olur.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Bu fikir eski çağlardan beri bilinmektedir: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyliyeyim.” TV ve gazetelerden gördüğümüz gibi 9-14 yaşında çocukların </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">anlama düzeyinin<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> üstündeki toplum problemleriyle pek ilgilenen yoktur. Doğal olarak da<strong>, </strong></span>insanların<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>toplum çıkarları ile örtüşmeyen<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kendi çıkarları için düşünme yeteneği daha fazla gelişmiştir. Ama bu yöndeki düşünce için </span>kültürün<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">ve özellikle de temel bilimlerin önemi çok azdır. Bu yüzden de, </span>gelişmemiş ülkelerde<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> fizik öğretmeninin istekleri toplumun ve ülkenin ilgisi dışında kalmış olur.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">             </span>Ayrıca, bilinen bir gerçek de şudur: Bir toplumda her problem kesin şekilde ortaya koyulmuyorsa ve yüzeysel anlatılıyorsa, toplum kültürün ve ekonominin üst seviyelerine kadar gelişemez. Böyle bir ortamda çok geniş düşüncelere sahip kişiler zor yetişirler. Örneğin </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">sosyal konularda<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Kongar, Barlas ve eski diplomatlarımız gibileri. </span>Doğal olarak onların da <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">konuşmasında bir temel bilimcideki kesinlik<strong> </strong></span>yoktur.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Ne yazık ki, dünyanın büyük kısmı da bizimkine benzer durumdadır. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Ancak siyaset, sosyal bilimler, edebiyat ve güzel sanatlar alanları ile fen ve teknoloji bilimleri arasındaki gelişmişlik farkı, gelişmemiş toplumlara kıyasla ileri toplumlarda uçurum şeklinde değildir.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> Ne yazık ki </span>temel bilimler ve yeni teknolojiler üretiminde,<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> gelişmiş ülkelerin düzeyinden yaklaşık 100-150 yıl geride kalmış olmamız bizler için önem taşımamaktadır. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Nüfusu oldukça fazla olan ülkemizde, yüksek eğitime ve bilime ayrılan paralar hiç de azımsanacak gibi değildir. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Buna rağmen fen ve teknoloji konularında ülkemizin kötü durumda olması, okuduğunuz yazıyı hazırlayanların bu konular üzerine daha çok gitme sebebidir. Sorun ekonomik değilse, nerededir?<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>Bunun<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">anlaşılması için bir örnek verelim. İngiltere’de Malcolm Longair adlı yazarın yaklaşık 520 sayfa olan, “The new Cosmic Century. A History of Astrophysics and Cosmology” Cambridge 2006, kitabı basılmıştır. Bu kitapta 1900–2000 yılları arasında kitabın konusu olan alanlarda(Astrofizik, Kozmoloji) ve bunlarla ilgili olan konularda en önemli bilimsel sonuçlar tartışılmış ve bu sonuçları ortaya koyanların adı, soyadı ve yaşadığı yıllar verilmiştir. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Türk Cumhuriyetleri kökenliler içinde (Türkiye dahil), bu kitapta yalnızca “O. H. Guseinov” ismi geçmektedir. Oysa ki </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Türkiye’de<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> bu konularda çalışan -bazıları TÜBA(1) üyesi de olan- </span>çok sayıda<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> çalışanımız vardır. Yüzyıl boyunca bilimde nelerle uğraştığımızı sorgulamamızın zamanı gelmedi mi? Hangi bilimde, hangi alanda, neyi temsil ediyoruz? Böyle meseleler ne YÖK’ü, ne TUBİTAK’ı, ne de başka bir kurumu ilgilendiriyor.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">              </span>Bilim ve eğitimle ilgili yukarıda söz ettiğimiz yetersizlikler bizlerle iç içe yaşayan Yahudi ve Ermenilerde pek </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">gözükmüyor<strong>. </strong>Onlar sayıca çok daha az olmalarına rağmen, dünya bilimine ve teknolojilerine<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> bizlerden daha fazla katkıda bulunmuş ve bulunmaktadırlar. Örneğin Sovyetler Birliği’nin bilimine ve teknolojisine 1917–1987 yılları arasında en fazla katkısı olan işleri ve kişileri kapsayan “1917–1987 yılları arasında Sovyet bilimi ve tekniği. Vakayiname. Moskova. Nauka 1988” künyeli resmi kitapta Ermeni kökenli yirmibeş (25) kişinin adı geçerken, Türk Cumhuriyetleri kökenlilerden yalnızca iki kişinin adı geçmiştir(E. Tagiev ve O. Guseinov).</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span>Bizim ülkemizde de magazin ve futbol dışında, astrolojinin öneminin bile eğitim ve bilimden çok daha fazla olduğunu yine TV ve gazetelerden görüyoruz. Prof. Dr. Zekeriya Beyaz </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">TV’de,<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> astrolojinin Hindistanlılar’ın ineğe tapınmaları gibi saçma sapan bir şey olduğunu </span>söylemişti(yılan ve fareye de tapıyorlar.)<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>Buna biz de katılırız. Biliyoruz ki herkes, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">en fazla</span> kendi gelenekleri ve kültürü çerçevesinde olan şeylerle ilgilenir, gururlanır.<strong> </strong>Ama kendisi TV programında haklı olduğunu göstermek ve karşı tarafı ikna etmek için sadece böyle şeylerin Kuran’da bulunmamasını gerekçe gösterebilmişti.<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Ama sakin ortamda bazı gerekli şeyleri de düşünmek gerekir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Birincisi, Hindistanlılar’ın inançlarının saçma olduğunu </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">söylememiz iyi<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> değil. Çünkü başkası farklı bir yorum da yapabilir. İkincisi, hiç kimsenin diğerlerinin inançlarına saygısızca yaklaşması doğru değil. İlaveten, inançların temelinde bulunanlar deneysel ve gözlemsel olarak ispatlanamaz.<strong> </strong></span>Böyle olduğundan da herkes kendi dinini ve geleneklerini <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">diğerlerinden</span> üstün tutar.<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> </span>Daha ötesi: Dünya’da yaşayan insanların çoğu için en önemli -belki de yegane- gurur kaynağı<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> dini ibadetleri ve dış görünümleridir. Eğer toplum bireylerine gurur olacak başka kazanımlar veremiyorsa, onun elinde olana hoşgörü göstermek gerek. </span>Ayrıca da Hindistanlılar’ın bilime ve yeni teknolojiler üretimine bizlerden(Müslümanlardan) çok daha fazla katkıda bulunduklarını da göz önünde tutmak gerekir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                            </span>Gerçek, deneylerle test edilenlerdir.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;"><span style="mso-spacerun: yes;">          </span><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                              </span>Albert Einstein (1879–1955)<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span>Şu anda<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>bilimin ve yeni teknoloji üretiminin öneminin hızla artmış ve daha da artacağı çağdayız. Dünya Bankası’nın </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">yaklaşık beş yıl önceki<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> verilerine göre, ülkelerin kalkınması üç faktöre bağlıdır. Bunlardan en önemlisi ve kalkınmanın yaklaşık %76’sını temin eden, bilim ve yeni teknolojilerin üretimidir. Doğal kaynaklarınki ise yalnızca %5’tir. Kalan %19’u ise insanların diğer etkinliklerine bağlıdır. Bu bilgileri göz önüne alarak bir bilim adamına, bir yılda, ortalama olarak ABD’de 200 bin, Avrupa Birliği’nin öncü ülkelerinde 120–150 bin, Rusya’da 20–25 bin(Rusya hızla gelişiyor, bu nedenle bugün bu paranın 3 misli olabilir) ve Rusya’nın güneyindeki cumhuriyetlerde yaklaşık 3-5 bin dolar ayrılmaktadır. Bu miktar, bilim adamlarının maaşlarını, çalışmaları için gereken masrafları(gerekli binaların inşaatını ve tamirini, vs.) içermektedir. Bunları göz önüne alarak bilimsel çalışmaların yapılan kurumlarda kadro oluşturma işine çok ciddi bakmak gerekir. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>“Yeri doldurulamayan biri yoktur.” sloganı gelişmemiş toplumlarda üretilmiştir<strong>. </strong></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">Bunlara göre yerleri doldurulamazlar sadece <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">şimdiki</span> liderleri ve onların yakınları olabilirler. Gelişmiş ülkelerdeyse bilirler ki, herkesin yeri doldurulamaz. Hatta bu tür insanların kendi liderlerinin memleketiyle bağlantısı bile olmayabilir.<strong> </strong>Bu ülkelerde<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> sanayi birlikleri içinde de bilim ve yeni teknoloji üretimi yapan birimler vardır. Buralarda çalışanlar arasında çok sayıda Nobel ödüllüler de vardır. Sanayi birlikleri bu birimlerinde çalıştırmak için üniversitelerde okuyan öğrencilerden başarılı olanlarını seçerek, onlarla anlaşmalar yapmakta ve parasal desteklerde bulunmaktadırlar. </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">           </span><span style="mso-spacerun: yes;">     </span>Bu </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">sanayi<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> birliklerde çalışmaya yeni alınanları dört gruba ayırırlar: </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">1. Hem bilim hem de yöneticilik açısından iyi olanlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">2. Bilimsel açıdan iyi, ama yöneticilikte yetersiz olanlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">3. Yöneticilikte iyi, bilimsel açıdan yetersiz olanlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="font-size: small;">4. Her iki açıdan yetersiz olanlar. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-weight: bold; mso-bidi-font-family: Tahoma;"><span style="mso-spacerun: yes;">                 </span>Bu kurumlar ilk önce üçüncü gruba dahil olanlarla anlaşmasını kesmektedir. Çünkü bu gruba dahil olanlar kendileri iyi çalışmadıkları gibi “aktif ve etkili olduklarından” çalışanları da engellemektedirler. Gelişmemiş ülkelerin (Türkiye’de de) özel sektöründe, 1. 2. ve 3. gruplara uygun olanlar tercih edilmektedir. Ama gelişmemiş ülkelerin devlet sektöründe(YÖK, TUBİTAK ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurumlar </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;; mso-bidi-font-family: Tahoma;">gibileri<strong> </strong><span style="mso-bidi-font-weight: bold;">dahil. </span>Şuna da dikkat çekmekte fayda var:<strong> </strong>Özel üniversiteler devlet üniversitelerden pek farklı durumda değiller.)<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> akrabalık, dostluk, taraftarlık genelde ilk üç kriterin hepsinden öne çıkmakta. Böylece<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>çalışanların ve yöneticilerin eğitim, bilim ve yeni teknolojiler üretimi gibi konularda bilgisi ve katkısı olmasının önemi, </span>pratik olarak,<span style="mso-bidi-font-weight: bold;"> kalmıyor.</span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Book Antiqua;"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>Sorarlar: “ressam olmak kolay mı?” Şu cevap verilir: “Çok kolay, sadece gerekli boyaları gereken yerlere koymak yeterli.” Gelişmiş ülkelerde genelde, her bir yüksek makamdaki göreve en uygun olan, uzman ve dürüst çalışanlar getirilir. Böyle düzen kurmaksa bilinçli şekilde takım çalışması gerektirir. Gelişmemiş ülkelerde zaten herkes her şeyi bilir ve herkesten akıllıdır. <span style="mso-bidi-font-weight: normal;">Buralarda</span><strong> </strong>herkes bilir ki, çevresinde kendinden daha uzman birini bulundurmak doğru değildir. Önemli vazifeleri, genelde rüşvet alıp vermeyi beceren yakınlarına vereceksin. Neticede, gelişmiş ülkelerin devlet sektöründe yüksek makamlarda çalışmak zordur. Çünkü konumlara uygun insanları iş başına getirmek gerekir. <span style="mso-bidi-font-weight: normal;">Bu da gerçekten o yeri haketmek için ciddi çalışmak demektir. Gelişmemiş ülkelerde canının istediğini, istediğin mevkiye getirebilirsin.</span> <span style="mso-bidi-font-weight: normal;">Yeter ki yetkin olsun.</span></span></span></p>
<p class="MsoBodyText2" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Book Antiqua;"> </span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent2" style="margin: 0cm 0cm 0pt 10.5pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="font-size: small;">Akdeniz Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)</span></span></p>
<p class="MsoBodyTextFirstIndent" style="margin: 0cm 0cm 6pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Volkan Kor, Fizik Öğretmeni (<a href="mailto:volkan-kor@hotmail.com">volkan-kor@hotmail.com</a>)</span></p>
<div style="mso-element: footnote-list;">
<hr size="1" />
<div id="ftn1" style="mso-element: footnote;">
<p class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="mso-spacerun: yes;">(1)  </span>Türkiye Bilimler Akademisi</span></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2009/03/kendi-ulkemizde-einstein-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Einstein&#8217;ın teorisi çürütüldü&#8221; iddiası</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2008/12/einsteinin-teorisi-curutuldu-iddiasi/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2008/12/einsteinin-teorisi-curutuldu-iddiasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2008 16:49:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>
		<category><![CDATA[görecelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=881</guid>
		<description><![CDATA[Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Yarman&#8217;ın, Einstein&#8217;ın &#8220;Genel Görecelik Kuramı&#8221;nı çürüten yeni teorisinin deney yoluyla kanıtlandığı iddia edildi. Okan Üniversitesinden yapılan yazılı açıklamada, nükleer bilimler konusunda uzman Prof. Dr. Yarman&#8217;ın, uzun süredir üzerinde çalıştığı teorisiyle Einstein&#8217;ın &#8220;Genel Görecelik Kuramı&#8221;na farklı bir yaklaşım getirdiği belirtilerek, konu üzerinde Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Yarman&#8217;ın, Einstein&#8217;ın &#8220;Genel Görecelik Kuramı&#8221;nı çürüten yeni teorisinin deney yoluyla kanıtlandığı iddia edildi.</strong></p>
<dl id="attachment_777" class="wp-caption alignnone" style="width: 302px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg"><img class="size-medium wp-image-777" title="einstein" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg" style="float: left;" alt="einstein" width="292" height="203" /></a></dt>
</dl>
<p>Okan Üniversitesinden yapılan yazılı açıklamada, nükleer bilimler konusunda uzman Prof. Dr. Yarman&#8217;ın, uzun süredir üzerinde çalıştığı teorisiyle Einstein&#8217;ın &#8220;Genel Görecelik Kuramı&#8221;na farklı bir yaklaşım getirdiği belirtilerek, konu üzerinde Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Arık ile çalışan Yarman&#8217;ın tezinin, Belarus Devlet Üniversitesinde Prof. Dr. Alexander Kholmetskii yönetimindeki deneylerle doğrulandığı kaydedildi.</p>
<p>Deneylerin, ilk evrede &#8220;bağıl manyetik alanın&#8221; ışık hızından en az dört kat daha hızlı yayıldığını gösterdiği vurgulanan açıklamada, şu hususlara yer verildi:</p>
<p>&#8220;Bu sonuç ilk bakışta, Einstein&#8217;ın özel görecelik kuramıyla çelişiyor, çünkü Einstein&#8217;a göre hiçbir etkileşme ışık hızından daha hızlı oluşamaz. Oysa Yarman&#8217;ın teorisine göre, enerji alış verişi içermeyen &#8216;bilgi&#8217;, örneğin &#8216;yer çekimi&#8217; ya da &#8216;elektriksel etkileşme&#8217; bilgisi, ışık hızından daha hızlı yayılabiliyor.</p>
<p>Duran cisimler ise birbirleriyle hangi uzaklıkta olurlarsa olsunlar ani olarak etkileşebiliyorlar.</p>
<p>Bu yaklaşımın, ayrıca Einstein&#8217;ın özel görecelik kuramı ve enerji korunumu yasasından hareketle türetilen, diğer yandan çağdaş atom kuramıyla tamamen örtüşen &#8216;püf noktası&#8217;, Prof. Dr. Yarman&#8217;ın önerisi uzantısında, son olarak, Belarus Devlet Üniversitesinde, nükleer saatler zemininde gerçekleştirilen deneyle kanıtlandı.&#8221;</p>
<p>Açıklamada, Prof. Dr. Yarman, Prof. Dr. Arık ve Prof. Dr. Kholmetskii&#8217;nin, Okan Üniversitesinde 18 Aralıkta yapacakları basın toplantısında, dünya bilim çevrelerinin dikkatlerini üzerinde toplayan söz konusu kuramı ilk kez kamuoyuyla paylaşacakları duyuruldu.<br />
cnnturk.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2008/12/einsteinin-teorisi-curutuldu-iddiasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>e=mc2 doğrulandı</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2008/11/emc2-dogrulandi/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2008/11/emc2-dogrulandi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 18:20:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=776</guid>
		<description><![CDATA[Avrupalı araştırmacılar, Albert Einstein&#8217;ın teorisi e=mc2&#8242;yi ünlü fizikçinin bu açıklamasından bir asrı geçkin bir zamandan sonra doğruladı. Science dergisinde yayımlanan makaleye göre, Fransa&#8217;nın Teorik Fizik Merkezi&#8217;nden Laurent Lellouch başkanlığındaki Fransız, Alman ve Macar ekipleri dünyanın en güçlü süper bilgisayarlarından oluşturdukları ağ sayesinde yaptıkları araştırmada, ünlü fizikçinin, kütlenin enerjiye ya da enerjinin kütleye dönüşebileceğini gösteren e=mc2 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Avrupalı araştırmacılar, Albert Einstein&#8217;ın teorisi e=mc2&#8242;yi ünlü fizikçinin bu açıklamasından bir asrı geçkin bir zamandan sonra doğruladı.</strong></p>
<dl id="attachment_777" class="wp-caption alignleft" style="width: 302px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg"><img class="size-medium wp-image-777" title="einstein" style="float: left;" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2008/11/einstein.jpg" alt="einstein" width="292" height="203" /></a></dt>
</dl>
<p>Science dergisinde yayımlanan makaleye göre, Fransa&#8217;nın Teorik Fizik Merkezi&#8217;nden Laurent Lellouch başkanlığındaki Fransız, Alman ve Macar ekipleri dünyanın en güçlü süper bilgisayarlarından oluşturdukları ağ sayesinde yaptıkları araştırmada, ünlü fizikçinin, kütlenin enerjiye ya da enerjinin kütleye dönüşebileceğini gösteren e=mc2 formülünü doğruladı.</p>
<p>Fransa&#8217;nın Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi, bilim adamlarının, dört boyutlu kristal kafesin parçası olan mekan ve zamanı gözönünde bulundurarak bilgisayar hesaplamaları yaptıklarını belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2008/11/emc2-dogrulandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fizik Doğa Bilimidir ve Matematiğin Uzantısı Olamaz</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2008/11/fizik-doga-bilimidir-ve-matematigin-uzantisi-olamaz/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2008/11/fizik-doga-bilimidir-ve-matematigin-uzantisi-olamaz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2008 17:08:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>afizik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>
		<category><![CDATA[newton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=753</guid>
		<description><![CDATA[Çok zor anlaşılan ve birinin diğeriyle hiç bir bağlantısı gözükmeyen olaylar arasında ortak temel yanlar görmek ne kadar güzel bir duygudur. Albert Einstein (1879 – 1955) Fizik Doğa Bilimidir ve Matematiğin Uzantısı Olamaz 1. Tarihsel bilgiler Türkiye’de Matematik Dünyası gibi bir güzel dergi vardır. Fizik alanında ise bırakın kalite anlamında benzerini, basılan bir dergi bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span><span> </span>Çok zor anlaşılan ve birinin diğeriyle hiç bir bağlantısı </span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>gözükmeyen olaylar arasında ortak temel yanlar</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>görmek ne kadar güzel bir duygudur.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Albert Einstein (1879 – 1955)</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<h1 style="margin-left: 27pt; text-align: center; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Fizik Doğa Bilimidir ve Matematiğin Uzantısı Olamaz</span></h1>
<h2 style="margin-left: 27pt;"><span style="font-size: 12pt; font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span><span> </span><span> </span>1. Tarihsel bilgiler</span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Türkiye’de Matematik Dünyası gibi bir güzel dergi vardır. Fizik alanında ise bırakın kalite anlamında benzerini, basılan bir dergi bile olduğunu bilmiyoruz. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Keşke orta öğretim okulları için de bu kalitede dergiler olsaydı. Bunun nedeni Türkiye’de matematiğin fizikten çok daha iyi biçimde gelişmesidir. Türkiye’de fizikçi gibi iyi tanınanlar bile (örneğin profesörlerden Feza Ğürsey, Erdal İnönü, Yavuz Nutku, İsmail Hakkı Duru, Namık Kemal Pak ve saydıklarımıza benzer fizik eğitimine ve bilime katkıda bulunmuş ama daha az ünlü olanlar veya bu kapasitedeki genç akademisyenler) yüksek seviyede çalışabilen matematiksel fizikçilerdirler. Prof. Dr. Asım Barut, dünya çapında iyi bir fizikçi olmuştur. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ise kuantum kimyasına büyük katkılarda bulunmuştur. Prof. Sinanoğlu bizim teorik fizikçilerin matematiği yeteri kadar iyi bilmediklerini söyler (kuşkusuz bu onun matematiksel fizikçi olmamasından kaynaklanabilir).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>Bu dergi, 2006’da, sırası ile 1., 2. ve 3. sayılarında, Prof. Dr. Tosun Terzioğlu’nun “Gökten bir elma düştü”, Prof. Dr. Erdal İnönü’nün “Matematik: bilimin kraliçesi, hizmetkarı ve kızı” ve Prof. Dr. Ali Nesin’in “Eğitim üzerine sorular ve bazı kısmi ve öznel yanıtlar” adlı çok değerli makaleler yayınlanmıştır. Bu makaleyi yazmaya kalkarken saydığımız makalelerin katkısı oldu. Bu üç makalede, açık şekilde altı çizilmese de matematiğin, temel bilimlerin eğitiminde ve üretiminde (gerçekte tüm düşünce tarzının oluşumunda) baskın olduğu ileri sürülür. Biz bu vurguyu azaltmak istiyoruz.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span></span><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Matematiğe inanmıyorum.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span><span> </span><span> </span>A.Einstein</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Matematiğe (ve genelde bilime) büyük katkılarda bulunanlardan </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Öklid’in (MÖ ~325-265) düz uzay için geçerli geometrisi şimdi en geniş biçimde kullanılmaktadır ve gelecekte de kullanılacaktır. O, geometrisini aşağıdaki aksiyomlar üzerinde kurmuştur:</span></p>
<p class="NormalList" style="margin-left: 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">1. İki noktadan yalnız bir doğru geçer.</span></p>
<p class="NormalList" style="margin-left: 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">2. Sonlu bir doğru parçası, aynı doğrultuda istenildiği kadar uzatılabilir.</span></p>
<p class="NormalList" style="margin-left: 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">3. Herhangi bir nokta merkezli, istenilen yarıçapta çember çizilebilir.</span></p>
<p class="NormalList" style="margin-left: 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">4. Dik açıların hepsi birbirine eşittir.</span></p>
<p class="NormalList" style="margin-left: 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">5. Doğru ile aynı düzlemdeki noktadan, ona paralel (hiçbir yerde kesişmeyen)<span> </span>yalnız bir doğru çizilebilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Aksiyomlardan ilk dördünü herkes doğal olarak kabul ediyordu. Ama bazı zeki matematikçiler 5. aksiyoma şüphe ile bakıyorlardı. Neden yalnız “</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">1”</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> paralel çizgi? Bu aksiyom ilk dört aksiyomdan bağımsız mıdır? Bağımsız değilse o zaman aksiyom da sayılamaz. Beşinci aksiyom, ilk dördünün sonucu ise o zaman teoremdir ve bunu ispatlamak gerekir. Ama matematik doğa bilimi değil mantığa dayanan bilimdir. Böyle olduğundan, Öklid’in beşinci aksiyomu, ilk dördünün sonucu olsa bile, bu geometrinin temelinde mantıksal çelişki yoktur. Mantıksal çelişki olmayan bir matematik yapı doğrudur ve kabul edilmelidir. Bu nedenle ve büyük pratik önemi olduğundan, Öklid’in geometrisi her zaman yaşayacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Beşinci aksiyom üzerinde düşünen ve bazı sonuçlara ulaşabilen bir çok dünyaca ünlü biliminsanı olmuştur: Posidoniy (MÖ. ~135-51), Ptolemey (MS. ~85-165), Prokl (410–485), Nasireddin Tusi (1201–1274), Vallis (1616–1703), Sacceri (1667–1733), Johann Lambert (1728–1777), Lejandr (1752–1833), Farkash Boyai (1775–1856) ve sonraları da Karl Gauss (1777–1855), Nikolay Lobaçevsky (1792–1856), Farkash’ın oğlu Yanoş Boyai (1802–1860), Beltpami (1835–1900) Felix Klein (1849–1925) ve özellikle Bernhard Rimann’nın (1826–1866) buluşlarıyla eğri uzaylar geometrisi de kurulmuştur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Eğriliği eksi olan uzayda (Lobaçevski ve Yanoş Boyai) üçgenin iç açılarının toplamı 180 dereceden küçüktür. Rimann’ın kurduğu daha kapsamlı artı eğriliği olan uzayda ise üçgenin iç açılarının toplamı 180 dereceden büyüktür. Her iki uzayda da iki nokta arasındaki en kısa mesafe doğru boyunca değil geodezi çizgisi boyuncadır. Bu geometrilere yalnızca iki boyutlu uzaylar örnek verilebilir: Uzayın eğriliği eksi ve değişen ise at eyeri; eğrilik artı ve sabit ise küre yüzeyi; eğrilik artı ve degişen işe bir ya da iki eksenli elipsoyid yüzeyleri.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Isaac Newton (1643-1727) ve Albert Einstein (1879-1955), bilimde ve özellikle de fizikteki düşünceleri günümüz çalışanlar dahil herkese göre çok derin, çok kapsamlı ve bilime katkıları azımsanmayacak kadar çok olduğundan bilimsel düşünme tarzını yüz yıllarca belirleyen olmuşlardır. Fiziğin matematiğin bir uzantısı olmadığını Newton’un ve Einstein’ın bazı çalışmalarıyla göstermek istiyoruz. Bu nedenle, kullandıkları matematiksel araçların ortaya çıkmasında katkıları büyük Cortesius Rene Descartes (1596–1650) ve Newton’dan bağımsız olarak difransiyel ve integral kavramlarını 1673’de (Newton’dn 4 yıl sonra) oluşturan Gotfried Leibniz (1646-1716)’i de hatırlatmak gerekmekte.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Einstein’ın Özel Görelilik ve Genel Görelilik Teorileri için gerekli matematik araçları ve teorilerin bitirilmiş biçimleri, bu teoriler basıldıktan sonra verildiler. Bu işleri sırası ile onun üniversite öğretmeni Herman Minkovwski (1864-1909) ve üniversite yıllarından arkadaşı Marcel Grossman (1878-1936) yaptılar. Einstein, Genel Görelilik Teorisini kurdugunda, bu teoriyi anlatacak ve geliştirilmesi için gerekecek analitik geometri vardı. Sonra topoloji de gelişti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Newton fizikle uğraşmasaydı yine de çok ünlü bir matematikçi olarak (cebire yaptığı katkıları, serileri ve interpolasyon yöntemini hatırlayın) matematik tarihinde de en büyük olarak kalacaktı. Ama onu herkesten üstün yapan ve yalnızca fizikçi değil, büyük bir biliminsanı gibi tanıtan, onun doğaya bağlı evrensel fikirleridir. O, optik, mekanik ve evrensel çekim konularında kendi ürettiği matematikten bile daha basitlerini kullanmıştır. Kuşkusuz fiziğe büyük katkılarda bulunmak için yüksek düzeyde matematik kullanmak çoğu zaman gereklidir. Ama matematik bilmekten daha önemlisi, doğadaki olayları daha derinden görmek, gelişmiş sezgiyi kullanıp süreçleri ve olayları doğru biçimde yorumlamak ve kapsamlı teoriler kurmak gerekmektedir. Fizik deneysel bir bilimdir; alınan sonuçların insan mantığına uymasından ve iç çelişkinin olmamasından (matematikteki gibi) daha önemlisi, deneyler ve gözlemler ile uyum sağlamasıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Newton, klasik mekaniği kurduğunda, kendi ürettiği ve temeline sürekliligi koyduğu difransiyel ve integral işlemlerini kullandı. Newton, bilime süreklilik kavramı getirerek kesin nedenlilik</span><a name="_ftnref1" href="#_ftn1"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[1]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> ilkesini de bütün bilimsel düşüncelerin temeline koymuş oldu. Kuantum fiziğinin en önemli temellerinden biri olan Heisenberg Belirsizlik İlkesi (Werner Heisenberg, 1901–1976) ise sürekliliğin getirdiği sonuç olan kesin nedenliliğin, doğada gerçekleşmediğini ve onu daha zayıf nedenlilik</span><a name="_ftnref2" href="#_ftn2"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[2]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> ile değiştirmek gerektiğini ortaya koydu. Bu da insan mantığının ürünü olan matematik sonuçlarının, doğadaki geçerliliğini, deney ve gözlemle yoklanması gerektiğini gösterir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>Şimdi okura bazı tarihi bilgileri hatırlatalım. Tarihsel olarak fizik kinematik ile başlamıştır. Önce yerdeğişme, zaman ölçümü, hız ve sonra ise ivme kavramları gelir. Bu kavramları kullanarak ilk deneyleri yapan Galileo Galilei (1564–1642) olduğundan ilk fizikçi de o sayılmaktadır. Yukarıda matematiğin bilimsel yapısını çok daha önceden kazandığını söylemiştik. Ama, tüm bilime görelilik ilkesi (Einstein’dan önceki biçimiyle) gibi çok önemli bir katkıyı yapan Galileo bile, hız kavramının (doğal olarak ivme kavramının da) derinliğini doğru dürüst bilmiyordu. Bunun için türev anlayışının ve bu kinematikteki fiziksel niceliklerin nelere nasıl bağlı olduklarının bilinmesi gerekiyordu. Mekaniğin dinamik bölümü ise ilk Newton ile başlar: Hız, ivme ve kuvvet kavramlarını kesin biçimde ortaya koyan da Newton’dur. Doğal olarak o önce bu kavramları düşündü, inceliklerini anladı ve sonra da gerekli matematik aracı, difransiyel ve integrel işlemlerini, ortaya çıkardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Orta eğitimde tanıştığımız Newton Kanunları ve bunlara bağlı kavramlar bir çok biliminsanınca incelenmiş ve farklı yöntemlerle uygulanmışlardır. Bu kanunlar tüm fiziğin gelişmesinde çok önemli rol oynamışlardır. Okullarda işlenen kuvvet ve momentum gibi kavramlar, aslında pek kolay anlaşılmıyorlar. Türkiye de basılan okul kitaplarında Newton Kanunları, kuvvet ve momentum kavramları ya yanlış ya da yetersiz anlatılmaktadır. Ortaokulda kullanılan matematik kavramlarını doğru biçimde anlamamış matematikçi öğretim üyesini bulmak ne kadar zor ise fizik kavramlarını anlayanları bulmak da bir o kadar zora benziyor. Kitaplardaki yanlış anlatımı ve ÖSS sınav sorularındaki büyük kusurlar başka nasıl anlatılabilir? Bu da fiziğin matematiğin uzantısı olmadığını ve bizde fizik eğitiminin ve biliminin, matematik dekinden çok daha kötü durumda olduğunu gösterir. Bu durum kısmanda fiziğin anlatılma seviyesinin matematiğinki gibi kesin olmamasındadır. Fizik olaylarının ve süreçlerinin yorumlanması zordur ve sorular yeni soruların ortaya çıkmasına neden olurlar. </span></p>
<h2 style="margin-left: 27pt;"><span style="font-size: 12pt; font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>2. Newton öncesi Evrensel Çekim bilgisi:</span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><strong><span lang="EN-US"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">, 1665-1666 yıllarına gelene kadar matematik ve mekanikte önemli işler başarmıştı ve sonrasında da calculus, optik ve bizi özellikle ilgilendiren, evrensel çekim kanununa doğru ilerliyordu. Hemen hatırlatalım ki, Dünya çekimine yer çekimi ve çekime kütleçekim demek doğru değildir. Kütleçekim için dogrusu enerji çekimi olmalıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Burada hatırlatmak gerekir: </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">, Johannes Kepler’in (1571-1630) gezegenlerin yörüngeleri için bulduğu üç kanununu biliyor ve kullanıyordu. Ama bu, “</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> bu kanunları bilmeden amacına ulaşamazdı” demek de değildi. Kepler hata payları büyük (ama döneminde bilinen en hassas) astronomik gözlemleri kullanmasına ragmen doğru kanunlara ulaşabilmişti. Ama Kepler’in bu kanunları doğrulayacak ne deneyi, daha da önemlisi ne de düşüncesi (kaba teoriler bile demiyoruz) vardı. Diğer yandan Kepler, milattan önceki felsefi fikirleri taban alan, bilimle ilişkisi olmayan ve astrolojiye dayalı sonuçları da ileri sürmüştü. Kepler, yine de böyle yanlış fikirler içindeyken çember yörüngelerden elipslere geçiş yapmış ve dünya çapında çok önemli bir adım da atmıştır. Bu, belki de Nicholas Copernicus (1473-1543)’un devrimi kadar zor bir düşünce değişimi gerektirirdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Evrensel Çekim teorisiyle bağlı, ama Newton’a kadar anlaşılamamış, gelgit olayının tarihi çok uzundur. Makedonyalı İskender’in (Macedonian Alexander M.Ö. 356-323) öğretmeni Lui Aristotle (M.Ö. 384-322), söylenenlere göre, doğayı ve özellikle de hayvan dünyasını öğrenmek için yüzlerce kişiyi İskender’in yürüyüşlerine katmıştı. Bu grup, Hint Okyanus kıyısında bir günde iki kez oluşan, çok yüksek boylara çıkan gelgitleri gözlemişlerdir. Akdenizde bu olay çok daha zayıf gerçekleştiğinden, gruptakiler gelgit olayını önce hiç görmemişlerdi. Bu gözlemlerden sonra birçokları gelgiti anlatmak istemiş ama olayın Ay ve daha az oranda da Güneş’le bağlı olduğunu kolay çıkaramamışlardır. Gelgit, “Her şey Dünya’ya geri düşer” kavramında olduğu gibi insanların bildiği ve onları çok düşündüren bir olaydı. Ancak, gelgit daha ilginçti çünkü olayın Ay ile bağlı olduğunu İmparator Julius Caesare (M.Ö. 100-44) da bilmekteydi. Ama çekim kanunun bulunması için, şeylerin yere nasıl düşmesi gerektiği de çalışılmalıydı. Tarihsel olarak bunun, okyanus ve deniz sularının Ay yönünde çekilmesinin daha önemli olduğu ancak Dünya’nın küreselliği </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">kabul</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> edildikten sonra başladı.</span></p>
<p class="Quote" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>Gerçek deneylerle test edilenlerdir.</span></p>
<p class="Quote" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Albert Einstein</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Galileo Galilei, Kepler ile mektuplaşırdı. Ama o ne Kepler’in kanunlarına ne de gelgitin Ay ile bağlı olduğuna inanıyordu çünkü, Kepler’e göre, bu olay ilahi kuvvetlere ve doğrudan Ay’ın sudaki ilahi etkisine dayanıyordu. Unutmamak gerekir ki bilimsel yorumlar zeka ürünüdürler. Bu yorumlar ne kadar matematik kesinlikten uzak ve ne kadar az deneyle denetlenmişseler o kadar da az inandırıcı olacaklardır. Örneğin Plutarh (45-120, Mestrus Plutarchus)’ın söylediğini düşünün: “Ayın hareket kuvveti azalsaydı, yere taş gibi düşerdi”; günümüz bilimsel bakışına ne kadar yakın bir çıkarım, değil mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Eski Yunan’dan sonra bilimsel düşünce üretim merkezi Avrupa’nın kuzeyine kaydı. İskoçyalı John Scottus Eriugena (800-877) şöyle diyordu: “Yerden uzaklaştıkça ağır cisimler hafifleşirler”. Roger Bacan (1214-1294) ise Dünyanın küreselliği bilinmeden önce, cisimlerin yere düşmesini, merkez doğrultusundaki çekim kuvveti ile anlatırdı. Çekim kuvveti olarak da çoğunlukla mıknatıssal kuvvetler kullanırdı. Kepler ise çekim kuvvetinin yalnızca hareketsiz cisimler arasında oluştuğunu söylüyordu. Ama inandırıcı ve kalıcı öncü fikirler sayılarla açıklanabilenler olmalıydı. Bunu yapan ise </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Doğadaki olayların ve süreçlerin nedenini öğrenmek için deneylerin ve gözlemlerin yapılmasının gerektiğini en iyi biçimde ortaya koyan Galileo oldu. Galileo gökyüzüne ilk teleskobu (çapı </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">5 cm</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">, bir gemici dürbünü) doğrultarak Güneş lekelerini, Ay’daki dağları, Jüpiter’in en büyük 4 uydusunu buldu ve Ay’ın şeklindeki değişikleri açıkladı. Galileo edindiği astronomi sonuçları ile insanların dünya görüşlerindeki en büyük gelişimlerden bazılarını yapmıştır. O, 20 yaşından sonra, fiziğin en temel kanunlarından bazıları için zemin yaratmıştır. Ama bunların arasında en önemlileri, görelilik ilkesini bulması ve teleskobuyla yaptığı devrimsel buluşlardır. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> fiziğine yönelik önemli buluşlarından biri de cismin hareket durumunun kendine ve bu durumun değişmesinin dış etkilere bağlı olmasıdır ki bu Newton’un birinci (daha az ölçüde de ikinci) yasası yönünde ilk önemli adım olmuştur. Bir diğeri de cisimlerin serbest düşmelerini ve sarkacın hareketini çalışarak Newton’un evrensel çekim kanunu yolunda gerekli gelişmeleri sağlamasıdır (Pizza‘daki kuleden cisimleri bırakması ve klisedeki avizenin hareketlerini çalışmasını hatırlayın).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>Kütlesi m, yarıçapı r olan bir küreyi, uzunluğu (</span><span style="font-family: &quot;MT Extra&quot;;"><span>l</span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">) yarıçaptan çok fazla olan (<span style="position: relative; top: 5pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shapetype  id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" o:spt="75" o:preferrelative="t"  path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter" /> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0" /> <v:f eqn="sum @0 1 0" /> <v:f eqn="sum 0 0 @1" /> <v:f eqn="prod @2 1 2" /> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth" /> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight" /> <v:f eqn="sum @0 0 1" /> <v:f eqn="prod @6 1 2" /> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth" /> <v:f eqn="sum @8 21600 0" /> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight" /> <v:f eqn="sum @10 21600 0" /> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect" /> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t" /> </v:shapetype><v:shape id="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75" style='width:30pt;  height:15.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image001.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image001.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image002.gif" alt="" width="40" height="21" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1025"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428363"> </o:OLEObject> </xml><![endif]-->) bir ipe asalım. Burada ipin kütlesi, kürenin kütlesinden çok az olduğundan yok sayılır. Bu durumda ağır kürenin nasıl salınım yaptığını bulursak, o zaman kürenin çapını göz ardı edebilir ve küreyi maddesel nokta olarak </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">kabul</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> edebiliriz. Bu basit kurguya “matematik sarkaç” diyoruz. Matematik sarkacın salınım periyodu</span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span><span style="position: relative; top: 15pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape  id="_x0000_i1026" type="#_x0000_t75" style='width:57pt;height:36.75pt' o:ole=""  fillcolor="window"> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image003.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image003.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image004.gif" alt="" width="76" height="49" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1026"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428364"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span><span> </span>(1)</span></p>
<p class="DenklemNormal" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">olarak yazılabilir ve yalnızca sarkaç ipinin uzunluğuna ve deneyin yapıldığı yerdeki dünya çekim kuvvetinin serbest cisme kazandırdığı ivmenin (g) büyüklüğüne (ortalaması: <span style="position: relative; top: 5pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1027"  type="#_x0000_t75" style='width:38.25pt;height:15.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image005.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image005.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image006.gif" alt="" width="51" height="21" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1027"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428365"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span>m/s<sup>2</sup>; az da olsa Yer’in dönme hızına ve enleme de) bağlıdır.<a name="_ftnref3" href="#_ftn3"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[3]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> Bu bir yaklaşım, bir modeldir ve çekim teorisinin uygulandığı alanlar için önemli bir modeldir. Kürenin asıldığı ipin kütlesi büyük ise ve <span style="position: relative; top: 5pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1028"  type="#_x0000_t75" style='width:30pt;height:15.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image007.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image007.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image002.gif" alt="" width="40" height="21" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1028"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428366"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span>koşulu sağlanmıyor ise bu sarkaca “fiziksel sarkaç” denir ve salınım periyodu bu kadar basit olmaz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Galileo matematik sarkaçların periyodunun yalnızca sarkacın uzunluğuna bağlı olduğunu bulmuştu. O dönemde doğru çalışan bir saat yoktu. Saat yerine çok sayıda gözlenen bir periyot için geçen toplam zamanı, periyot sayısına bölerek hata payı azaltılıyordu. Galileo genç olduğundan kendi kalp ritmini bir saat gibi kullanıyordu. Aynı uzunlukta, farklı ağırlıklı sarkaçların hız değişimlerinin aynı olduğunu ve aynı yolu, aynı zamanlarda aldıklarını (kalp ritmini kullanarak) Galileo bulmuştu. Galileo’nun öğrencisi Evangelista Torrichelli (1608-1847) ise, havası boşaltılmış borunun içindeki küçük cisimlerin, yoğunluklarından ve kütlelerinden bağımsız olarak aynı biçimde düştüklerini göstermişti. Bu Newton’un dilinde, farklı kütleli cisimlerin, aynı evrensel çekim alanında aynı ivmelenmeyi göstermeleri demekti. Newton dinamiği dilinde ise diğer cisimlerin ve alanların etkisinde olmayan cisimlerin Dünyanın aynı bölgesinde, aynı ivme ile düşmesi demekti. Görüyoruz ki Newton’dan önce serbest cismin hareketinin değişiminin (dikkat edin günümüzdeki gibi bir ivme kavramı yok) doğrudan Dünya ile bağlı olduğunu biliyorlardı ancak bunu kütleye bağlayamıyorlardı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Böylelikle, Galileo hareketteki bu değişimin bir kuvvet sonucu olduğunu biliyordu. Bunun yanında, kuvvetin yerden uzaklaştıkça zayıflayabileceğini de bilmesi gerekirdi. Ama Güneş, gezegenler, Dünya ve Ay arasında bir etki kuvvetinin olduğunu ve bu etkinin sonucunda gezegenlerin hareketlerinin de benzer (Kepler yasalarındaki yörünge hareketleri) olduğuna inanmıyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Mıknatısların birbirlerine etkisinin doğası o dönemlerde bilinmese de uyguladıkları kuvvetin aralarındaki uzaklığa bağlı olduğu biliniyordu. Bu nedenle de doğasını bilmeden, cisimler (özellikle Dünya ve üzerindekiler) arasındaki uzaklığın artmasıyla (burada dinamik süreç düşünülmüyor) kuvvetin azalması fikrinin oluşması çok doğaldır. Ama insanlar genelde alıştıkları gibi düşünür. Yukarıda anlatıldığı gibi Hintliler gelgit olayını görüyor ama bilimsel düşünce alışkanlıkları olmadığından gördüklerini bile anlamaya çaba göstermiyorlardı. İlgi alanları dar toplumlarda bilimsel düşünce gelişemez ve düşünemeyen insan da doğruları pek göremez.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Dünya’nın çekimi ile ilgili bazı bilgiler ve bu bilgilerin kullanımının binlerce yıl gündem konusu yapıldığını hatırlatalım. Doğada bilgi (kitaplarda ki bilim değildir; bilgiyi de bilim olarak sayamayız; ÖSS sınavlarında bilginin olması istenir, bilimin değil; okul kitapları da bilimi anlatmalı, bilimi vermelidir) hep birikir ve üretilir. Buna örnek kargaların ceviz yeme yöntemi verilebilir: Karga, cevizi kırmak için beton veya asfaltın işe yaradığını bilir; yeni malzemelerin fiziksel özelliklerini deneyle öğrenmesi gerektiğini anlamıştır. Cevizi ne kadar yüksekten düşürürse o kadar kolay kırılacağını da bilir. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Kuşkusuz bu da bir bilgi ama temeli matematiğe dayanan bilim kadar güvenli değildir. Ne mutlu bize ki biz cevizin kırılma olasılığının, onun betona çarpma anındaki hızına ve bu hızın da cevizin düştüğü yüksekliğin kare kökü ile doğru orantılı olduğunu biliyoruz. Cevizi kırmak için karga onu yukarıdan bırakmalıdır. Peki neden karga her zaman böyle yapmıyor? Belki de karganın yaptığı bilgisizlik olmayıp, fiziğin kinematik ve dinamik kanunları dışında kalan başka bir bildiği olabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Ceviz ne kadar yüksekten düşerse onun kırıntıları da bir o kadar geniş alana dağılır. Kırıntıları bulmak zorlaşır ve yakındaki diğer kargalara ve yavrulara yem olabilir. Karganın bu olasılıkları değerlendirmesi gerekir. Seçim kolay değildir. Bu nedenle de yalnızca bir örnekle karganın bildiklerini değerlendirmek zordur. Ama onu uzun zaman izleyerek bildiklerinin ne keder geniş ve mükemmel olduğunu anlayabiliriz. Bu seçime istatistiksel fiziğin temelindeki duran kanunlarda uygundur. Nasıl ki biz hep ayni molekülü izlemiyoruz ve onların özdeş olmalarından yararlanıyoruz, kargaların da ortak özelliklerini incelemek yeterli olabilir. Karganın bilgi düzeyini değerlendirmek kurnaz bilginlerinkini değerlendirmekten daha kolaydır; karganın neyi, nasıl yaptığı göz önündedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Örnekleme, öğretimin yollarından biri değildir;</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>tek yoludur.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Albert Einstein.</span></p>
<h2 style="margin-left: 27pt;"><span style="font-size: 12pt; font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span></span><span style="font-size: 12pt; font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">3. Evrensel Çekim Yasası: Oluşum</span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>Newton’dan önce tüm cisimlerde gözlenen çekim kuvvetini anlama yönünde en büyük adımı İngiliz fizikçisi ve kimyacısı Robert Hooke (1635-1703) attı. O Newton’dan 7 yaş yaşlıydı ve çoğu büyük biliminsanları gibi henüz 20 yaşlarındayken bilimsel çalışmalara başlamış ve önemli sonuçlar çıkarmaya başlamıştı. Hooke’un deformasyonlar ve yaylı saatlerle ilgili işleri iyi bilinmektedir. Burada hemen hatırlatmak isteriz ki kılcal borularda sıvının yükselmesi ve yüzey gerilimi anlayışı da Hooke’undur (1660-1661). Hooke yeni tür sarkaç ve teleskop hazırlamış, astronomik gözlemler yapmış ve çekim alanını sarkaçla ölçülmesini önererek serbest düşme ivmesinin gravimetri yöntemi ile farklı yerlerde en iyi şekilde ölçülebileceğini 1666 yılında öngörmüştür. Bu çalışmaları arasında bizim için en önemlisi, Hooke’un 1672’de, (Newton’un çekim teorisini açıklanmasından 7 yıl önce)</span><a name="_ftnref4" href="#_ftn4"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[4]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> çekim kuvvetinin, uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu bulmasıdır. Bulmuş, ama Newton gibi kanıtlayamamıştır: Newton’un ürettiği matematik araçlara</span><a name="_ftnref5" href="#_ftn5"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[5]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">, daha da önemlisi mekanik kanunlara ve doğru kavramlar gereksinimi vardı. Bu örnekten de görüleceği gibi gerekli bilgiyi en iyi biçimde ancak onu üreten kullanabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Galileo şöyle demişti: “Evrenle, kendi dilinde konuşmalı. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Onun dilini bilmeden onu kabaca anlayabilirsin ama evreni anlatmak istediğinde tercüme edemezsin”. Evrenin dili ise matematiktir. Newton’dan öncekiler evreni kısmen anlıyorlardı. Ama </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> hiçkimsenin bilmediğini anladı ve matematikle anladıklarını başkalarına da anlatabildi çünkü matematik, onun anladıklarını çok kesin biçimde gösterebildi ve diğerlerine de inandırıcı biçimde anlatabilmede yardım etti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> evrensel çekim kanununu 1667’de buldu ve 1679’da bazı ugulamaları ile birlikte bitirdi ve yayınladı. Bundan önce ise (fiziğin bütün dallarına uzanan) mekanik kanunlarını bulmuştu. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">, hız ve ivmenin, ortalama ve ani kavramlarını oluşturdu ve açıkladı. Sonrasında da cismin ivmesinin (a) onun kütlesine (m) ve etki yapan kuvvete (F) nasıl bağlı olduğunu (ikinci kanunu) şu biçimde göstermişti:</span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span style="position: relative; top: 12pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1029"  type="#_x0000_t75" style='width:33.75pt;height:33.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image008.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image008.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image009.gif" alt="" width="45" height="45" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1029"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428367"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span>(2)<br />
Daha doğrusu ve kapsamlı biçiminde ise cismin momentumunun (P) etki yapan kuvvetle bağlantısını</span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span style="position: relative; top: 12pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1030"  type="#_x0000_t75" style='width:42.75pt;height:33.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image010.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image010.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image011.gif" alt="" width="57" height="45" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1030"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428368"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span>(3)<br />
biçiminde yazmıştı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Çember boyunca sabit açısal hızla dönen cismin ivmesinin büyüklüğü için aşağıdaki denklemlerin,</span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span style="position: relative; top: 12pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1031"  type="#_x0000_t75" style='width:132.75pt;height:51.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image012.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image012.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image013.gif" alt="" width="177" height="69" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1031"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428369"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span>(4)</span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><br />
geçerli olduğunu Newton kendi mekaniğinden biliyordu. Burada <span style="position: relative; top: 3pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape  id="_x0000_i1032" type="#_x0000_t75" style='width:9.75pt;height:11.25pt'  o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image014.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image014.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image015.gif" alt="" width="13" height="15" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1032"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428370"> </o:OLEObject> </xml><![endif]-->, cismin yörünge boyunca hareketinin çizgisel hızının büyüklüğünün ortalama değeri, r yörünge yarıçapı ve T periyottur. Buradan şu T bağıntısını yazabiliriz:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><span> </span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span style="position: relative; top: 14pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1033"  type="#_x0000_t75" style='width:69pt;height:36.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image016.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image016.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image017.gif" alt="" width="92" height="49" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1033"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428371"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span>(5)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Newton (5)’nolu ifadeyi basit sarkaç için bilinen (1)’nolu denklemle karşılaştırarak, uzayda (Güneş’in çekim alanındaki herhangi bir gezegen için) ya da Dünya’da (Dünya’nın çekim alanındaki herhangi bir cismin) serbest hareket eden (yani çekim kuvveti dışında bir kuvvet olmadığında) cismin hareket periyodunun, cismin kütlesine bağlı olmadığını kesin biçimde söyleyebildi. Newton dinamiğinden biliyoruz ki noktasal cismin kütlesinden başka onun hiçbir özelliği, hareket denklemlerine girmez. Bu da Newton’un denklem (1)’deki ivmenin (a), yer yüzeyine yakın bölgede, serbest düşme ivmesine eşit olduğunu bilmesi demekti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton’un ikinci kanununa göre bir gezegenin Güneş’e doğru serbest düşme ivmesinin büyüklüğü, Güneş’in çekim kuvvetinin onun kütlesine bölümüne eşit oldugunu (2)’nolu denklemden yazdı. Diğer yandan Newton’un üçüncü kanununa (etki-tepki) göre bu kuvvet Güneş’in kütlesi ile de doğru orantılıdır:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span style="position: relative; top: 3pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1034"  type="#_x0000_t75" style='width:44.25pt;height:14.25pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image018.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image018.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image019.gif" alt="" width="59" height="19" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1034"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428372"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span><span> </span>(6)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><span> </span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Newton, bu kuvvetin, etkileşen iki cismin merkezlerini birleştiren doğru üzerinde olduğunu hem üçüncü kanunundan hem de cisimlerin yere dik düşmelerinden dolayı biliyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Kepler, gezegen yörünge yasalarını Tycho Brahe’nin (1546-1601) gözlemsel verilerine dayanarak bulmuştur ama gözlem verileri ise böyle kesin bir bağıntı veremez</span><a name="_ftnref6" href="#_ftn6"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[6]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">. Zaten Güneş’e yakın gezegenlerin yörüngeleri tam kapalı değildirler. Kepler bulduğu gezegen yörüngeleri ise kapalıdır. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Bu da Kepler’in dahi olduğunu gösterir. Ama Kepler yasalarını bilen </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> da</span></p>
<p class="Denklem" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span style="position: relative; top: 12pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1035"  type="#_x0000_t75" style='width:45.75pt;height:30.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image020.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image020.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image021.gif" alt="" width="61" height="41" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1035"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428373"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--><span> </span>(7)<br />
ifadesini kesinlikle yazabilmiştir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Newton döneminde gezegenlerin Güneş’ten uzaklıkları ve dönme periyotları Tycho Brahe döneminkinden daha kesin biliniyordu. Newton, bunların içinden gözlemleri daha iyi bilinen iki ya da üçünü (Dünya dahil) inceleyip denklem (5)’te kullanarak gezegenlerin ivmelerinin uzaklığa nasıl bağlı olduğunu kolayça bulabildi. Böylece gezegenlerin ivmelerinin onların Güneşten olan uzaklıklarının yaklaşık karesi gibi azaldığı bulunmuş olurdu. Newton, hemen ardından çekim kuvvetinin uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu yazacaktı. Dahi insan denklem 7’yi içeren niceliklerin hepsinin üstünü tam olarak almıştı. Kepler yasaları, gözlem sonuçları ile Newton&#8217;un evrensel çekim kanunu arasında bir tramplendir. Newton gibi bir dehanın tramplene gereksinimi pek yoktur. Charles Coulomb (1736-1806) iki durgun ve noktasal elektrik yükün etkileşme yasasını 1784 yılında bulduğunda, kanunun Newton’un çekim kanununa benzediğine inanmış ve böyle de yazmıştı. O dönemde, etkileşmenin, yükler arasındaki uzaklığa nasıl bağlı olduğunu deneyle bulmanın olanağı çok kısıtlıydı ve bulunsa bile hatası büyük olacaktı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Acaba neden Newton evrensel çekim kanununu yazarken, kuvvetin uzaklığa ters kare ile bağlı olmasına karar vermişti?</span><a name="_ftnref7" href="#_ftn7"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[7]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> Uzayın geometrisi ile bir bağlantı olduğunu mu düşünmüştü: O dönemde bunu düşünmek bile olanaksızdı. Yukarıda Öklid dışı geometrilerin arandığı tarihin çok eskilere kadar gittiğini söylemiştik. Bu dönemlere ait bilgilere rastlamadığımızı söyleyerek bilinen günümüz bilgilerine dayanan tartışmamızı sürdürelim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>İki hareketsiz ve noktasal cisim (elektrik yükü taşıyan kütleler olarak düşünelim) için Newton ve Coulomb yasalarında kuvvetlerin uzaklığın karesi ile ters orantılı olması, yaşadığımız uzayda yaklaşık olarak Öklid geometrisinin geçerli olmasından dolayıdır. Bu uzayda, (fizikten bildiğimiz) vektör alanları için, Gauss teoremi yazıldıkdan sonra uzaklığın karesi ile ters orantılı değişim kesinleşmiştir. Bu da, Öklid uzayında, küre yüzeyinin onun çapının karesi ile doğru orantılı olmasına bağlıdır. Gerçek evrende (çok büyük bölgelerde ya da çok güçlü çekim alanlarında) Rimann geometrisi ve Einstein’ın evrensel çekim teorisi geçerlidir. Bu durumda, çekim kuvvetini Newton’ununkine benzetmek istersek, </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="position: relative; top: 7pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape  id="_x0000_i1036" type="#_x0000_t75" style='width:12.75pt;height:20.25pt'  o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image022.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image022.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image023.gif" alt="" width="17" height="27" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1036"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428374"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>(1/r<sup> n</sup>’deki n) her zaman ikiden büyük olur, uzaklık azaldıkça </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="position: relative; top: 7pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1037"  type="#_x0000_t75" style='width:12.75pt;height:20.25pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image022.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image022.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image023.gif" alt="" width="17" height="27" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1037"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428375"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>artar ve çekim kuvveti Schwarzchild (Karl Schwarzchild, 1873-1916) yarıçapında sonsuz değere ulaşır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Yeni fizik kanunlarını ya da ilkelerini yalnızca matematik aracını kullanarak ya da deneyler yaparak ortaya çıkaramayız. Önemli ölçüde genellemeler yapmak ve yeni fikirler üretmek de gerekir. Bazı yeni tür deney ve gözlem sonuçları bu işte önemli ölçüde yardımcı olur. Örneğin, gravimetrik ölçümler için yeni bir tür aygıt yerine, Dünya yarıçap değeri ve duyarlı bir matematik sarkaç kullanarak, serbest düşme ivme değerini aynı enlemde ama farklı yüksekliklerde ölçerek çekim kuvvetinin uzaklığa nasıl bağlı olduğunu bulabiliriz. Unutmamak gerekir ki Newton’un çekim kanununun bulunmasında astronomi gözlemlerinin sonuçları da bir gravimetri ölçümü gibi kullanılmıştır. Sonucu biliyoruz: Dahi Newton Güneş sistemindeki gezegenlerin hareketini ve mekaniğin üçüncü kanununu kullanarak temel kanunların her ikisinin de tüm evrende ve tüm süreçlerde geçerli olduğunu ireli sürdü. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Yani çok büyük bir genelleme yaptı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Bir ev taşlarla, bilim de olgularla kurulur.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Nasıl bir yığın taşa ev denmiyorsa</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>olgular yığınına da bilim denemez.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Henri Poincare (1854 – 1912)</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>Her şey olabileceği kadar basit olmalıdır,</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>ama daha basit değil.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>Albert Einstein</span></p>
<p class="Quote" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Günümüzde Lagrange denkleminde (Joseph-Louis Lagrange, 1736–1813) Newton potansiyelini kullanarak, Kepler kanunlarını ve onun ışık hızına yakın hızlarda (relativistik) da geçerli durumunu yazabiliriz. Relativistik teoride etkileşmenin hızı Newton’da ki gibi sonsuz büyük değil ışığın boşluktaki hızına (</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span style="position: relative; top: 3pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape  id="_x0000_i1038" type="#_x0000_t75" style='width:54.75pt;height:15.75pt'  o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image024.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image024.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image025.gif" alt="" width="73" height="21" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1038"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428376"> </o:OLEObject> </xml><![endif]--></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">cm/s) eşittir. Bu nedenle de, gezegenin yörünge hızına bağlı olarak etkileşmedeki gecikmeyi göz önüne alan potansiyel kullanılır ve bu gecikmenin sonucu olarak, iki cisim için bile yörünge kapalı olmaz. Hidrojen atomunun içinde elektronun hızlı hareketi sonucu Coulomb potansiyelinde ki büyük gecikme, kapalı yörüngeden çok daha farklı bir yörünge ortaya çıkarır. Bu gecikme potansiyeli de yörüngenin enberi (ing. perihelion) noktasını sürekli olarak kaydırır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Noktasal durumlarda geçerli, statik Newton ve Coulomb potansiyellerinin uzaklıkla ters orantılı olması koşulu, toplam enerjisi sıfırdan küçük olan parçacığın yörüngesinin kapalı olmasını gerektirir. Noktasallık, etkileşen cisimlerin sayısının iki olması ve hareket hızlarının çok küçük olması koşulları bozulduğunda ne Newton, ne de Coulomb kuvvetleri uzaklığın karesi ile ters orantılıdır. Gecikmenin önemini ilk Einstein göstermiş ve bunu ilk kullanan da (toplam enerjisi sıfırdan küçük olan, yani bağlı, elektron hareketinde) Arnold Sommerfeld (1868-1951) olmuştur. Newton çekim alanında cismin yörünge şeklinin onun enerjisine ve açısal momentine nasıl bağlı olduğu Lagrange denklemi kullanılarak açığa çıkar. Bu da “her gözönüne alınan yeni fikir, yeni çözümler getirir” demektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Cisim kendi ekseni etrafında dönüyorsa onun yarıçap doğrultusundaki çekim kuvvetine dik yeni bir kuvvet oluşur. Bunu ilk ortaya çıkaran ve böyle bir durum için Einstein denkleminin kesin çözümünü ilk bulan Roy Patrick Kerr (1934- ) olmuştur.</span></p>
<p class="Quote" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span></span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Teori hiçbir zaman bu böyledir demez.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>Teori bu böyle olabilir der.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Yalnızca deney bu böyledir diyebilir.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Her teorinin geçerli olduğu bir sınır vardır.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>A. Einstein</span></p>
<p class="Quote" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Bilimde, en önemli buluşlardan sonra diğer biliminsanları bu buluşların hangi düşüncelere dayandırıldığını kolayca benimseyemezler. Örneğin, Newton’un çok değer verdiği öğrencisi ve iyi bir matematikçi olan Roger Cotes (1682–1716), Newton’un kitaplarını okuyarak ve onunla fikir alışverişi yaparak Güneş’in Dünya’yı çektiğini kavramıştı. Ama bazı bilim tarihçilerine göre Cotes Dünya’nın Güneş’i çekebileceğini anlayamamıştır. Belki de Cotes, çekimin, kütlenin vazgeçilmez, temel, bir özelliği olduğunu kavrayamıyordu. Diğer yandan, Cotes, Newton’un etki–tepki yasasını da derinden değil de mekaniksel anladığı sonucuna varılabilir. Zaten bu kanun, şu an kullandığımız okul kitaplarında bile kanunun yalnız mekanikte geçerli olduğu çerçevede anlatılmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Unutmamak gerekir ki Newton etki tepki kanununu mekaniğe dayanarak çıkardıysa da kanunun çok geniş bir geçerliliğinin olduğunu kavradı ve karşılıklı etki gibi ele aldı. Bu kanunun yalnızca mekanik ve gravitasiyon alanı için değil, sonradan incelenmiş diğer tüm alanlardaki etkileşmeler için de geçerli olduğu doğrulandı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>İnsan düşüncesi hem bireyin düşünce tarzına, hem de bu düşünce tarzını etkileyen ortama bağlıdır. İnsanın çevresinde bulunan şeyleri görmesini bile onun düşüncesi yöneltir. Toplumun düşüncesi gerekli yönde gelişmiyorsa böyle bir toplumun eğitime, kültüre, bilime ve teknolojiye katkıda bulunması da çok zordur. Yeri gelmişken hatırlatmakta yarar var: Newton gibi bir dahinin mekaniği ve kanunları okullarımız ve üniversitelerimizde çok kötü anlatılıyor. Öğrenciler bunları anlamadan fizik bölümlerini bitirebiliyorlar. Mekaniksel hesaplamalar yapabilseler de ortada anladıkları pek bir şey gözükmüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Doğal olarak Newton’un çekim yasasına çok itirazlar olmuştu. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Şaşırtıcı değil mi: evrensel bir yasa çok basit bir denklemle verilmiş. Bilebildiğimiz kadarıyla, biliminsanları bu yasaya karşı en son 1745’te itiraz etmiştir. İtirazların uzun sürmesi, yapılan deney ve gözlemlerin hatalarının büyük olmasına da bağlıdır. Einstein zamanında fizik çok ilerlemişti ama onun sıradışı fikirlerinden dolayı Genel Görelilik Teorisini hiç kimse </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">kabul</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> edemiyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span><span> </span>Doğa ve onun yasaları karanlığa gömülüydü.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span><span> </span>Tanrı “Newton gelsin” dedi “ve heryer Işık oldu”.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>(Papa)<br />
<span> </span><span> </span><span> </span>Rövanş ve karanlık isteyen şeytan Einstein’ı getirdi.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Çoğusu için aydınlık kalktı, ama Doğa daha fazla aydınladı.</span></p>
<h2 style="margin-left: 27pt;"><span style="font-size: 12pt; font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>4. Fizik eğitimi ve bilim</span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Unutmamak gerekir ki, dünyanın en büyük matematikçi ve fizikçileri, en önemli bilimsel çalışmalarını çoğunlukla 22–26 yaşlarında yaptılar ve buna en iyi örnek Newton’dur. Birkaç örnek daha verelim: Einstein 24 yaşında yaptığı çalışmayla Nobel aldı ve 25 yaşında yaptığı çalışmayla da Dünyanın en büyük biliminsanı olduğunu gösterdi. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Fransız matematikçi ve astronom Alexis Claude Clairaut (1713-1765) Paris Akademisine ilk bildirisini sunduğunda 13 yaşındaydı. Fizik ve matematik konularında, çalışmalarıyla öncülük yapan bazı biliminsanları ilk bilimsel makalelerini 13–14 yaşlarında yazdılar (örneğin Maxwell ve </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Hamilton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">). Adı matematik tarihine geçmiş ama 21 yaşında düelloda öldürülmüş Evariste Galois (1811–1832) da vardır. Büyük fizikçi Thomas Young (1773–1829), 2 yaşında kitap okumaya başlamıştı ve 16 yaşında yaklaşık on dil biliyordu &#8211; bunların içinde Türkçe ve Arapça da vardı; 23 yaşında ise tıp dalında doktorasını bitirmişti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span lang="EN-US"><span> </span>Şimdi yukarıdaki örnekleri göz önüne alarak düşünelim: Orta eğitimi 12 yıl yaparak (ve devamında da bilimsel olanakları kısıtlı üniversitelerde ezbercilikle zaman geçirerek), gençlere ne bilim, ne de düşünce mantığı vermemek, nasıl bir eğitim sistemidir? Ama Türkiye’de lise ve üniversitelerde çok zeki ve bilim arzusu ile dolu birçok ögrenci var. Bunların fizik ve teknoloji alanlarında çok iyi biliminsanları olma potansiyelleri var ama şansları yok. Hiç olmazsa bunların eline yanlışlardan arındırılmış kitaplar verebilmeliyiz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span lang="EN-US"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span lang="EN-US"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span lang="EN-US"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span lang="EN-US"><span> </span><strong>Matematikçi istediğini söyleyebilir,</strong></span><strong></strong></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span><span> </span>ama fizikçi biraz olsun aklı başında olmalıdır.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Josiah Gibbs (1839 – 1903)</span></p>
<p class="Quote" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-weight: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Matematik ve fizikte yaşanan gelişmeler daha güçlü bir düşünce yapısı gerektirir. Fakat fizikte ek olarak doğadaki olaylar, süreçler ve bunlara bağlı verilerin doğru yorumlanması için yalnızca güçlü bir mantık yetmemekte ve bazılarımızda doğuştan bulunan sezginin de oldukça gelişmiş olması gerekmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Hepimiz biliyorki eğitim sistemimiz ezberciliğe dayanmaktadır. Eğitim ve bilim düzeyini belirleyen ÖSS sınavlarında da ezberciliğe dayanan (bilimsel düşünçeyi kısıtlayan) bu anlayış korunmaktadır</span><a name="_ftnref8" href="#_ftn8"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[8]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">. Özellikle iyi eğitim ve bilimsel çalışma yerine yalnızca üniversiteyi kazanma ve diploma almaya yönelik bir yapıyla başarılı olmamız söz konusu bile değildir. Üniversitelerin de bu yapının işleyişinde önemli payı olduğu görülmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>ÖSS fizik sınav sorularına (1994-2003 yıllar) bakıldığında ve lise 1., 2. ve 3. sınıf öğrencileri için yazılan kitaplar incelendiğinde görülmektedir ki soruların yaklaşık %50’si doğa bilimlerinden olup bilimsel düşünce bakış açısının dışında kalmaktadır. Hazırlanan soruların yaklaşık %20’si de doğru çözülmemekte ya da fiziksel anlam taşımamaktadır. Üniversitelerimizdeki fizik eğitimi de ezberci sistemden payını almış ve ortaöğretimde edinilen fizik düşünce düzeyini fazlaca aşamamıştır. Ama unutmamak gerekir ki 15-17 yaşlarını geçtikten sonra bilimsel fizik düşüncesine olan istek sürekli azalmaktadır. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Bunun yanı sıra son 15 yılda lise ve üniversite fizik eğitimi hep gerilemektedir. Ne yazık ki eğitim, bilim ve yeni teknoloji üretimi konusunda uzman ne bir kurumun varlığını (eski TÜBİTAK Feza Gürsey Enstitüsü dışında – şu andaki durumu daha da kötü ve en önemlisi de temel bilimleri tam kapsamıyor) duyduk ne medyanın bu işlere ciddi bakışını gördük ne de toplumda bu işlere saygı gösterildiğini.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Yalnızca 15 milyon nüfuslu Hollanda biliminsanları, Çin’den Avrupa sınırlarına kadar, Asya ve Afrika halklarının toplamından (yaklaşık 5 milyar insan) daha fazla fizik Nobel ödülü almışlardır. Bu yılki 8 Nobel ödülünü alanlardan 6’sı ABD’de yaşayanlar oldu. Matematikde ise durum tam olarak böyle değil: Matematikte bireylerin önemi çok daha fazla; buna karşılık fizikte ve özellikle de yeni teknoloji üretiminde, güçlü fiziksel düşünce ve grup çalışmaları artık çok öne çıkmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> ve Einstein bizim eğitim sistemimizden geçmek zorunda kalsalardı bizim biliminsanlarımızdan pek farklı olmazlardı. Böyle bir ortaöğretimden sonra yurt dışında iyi üniversitelerde okumanın ve oralarda bilim yapmanın bile çok işe yaramadığı, bizim temel bilim düzeyimizden de görülmektedir. Üniversite eğitimimiz ise (özellikle yüksek lisans ve doktora) ortaokuldakinden de kalitesizdir. Örneğin lise fiziğini, iyi öğretmenler ya da en iyi lise son öğrencileri kadar bile bilmeyenler, ne yazık ki üniversitelerimizde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine danışmanlık yapabilmektedirler. Okul ve üniversite sayısını ikiye katlamak değil on kat artırmak bile kaliteyi pek etkilemez.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Türkiye’nin en iyi (“ünlü” sözünü kullanmıyoruz ki ünlü ama iyi olmayanlar birbirine karışmasın) matematiksel fizikçilerinden Prof. Dr. Erdal İnönü, matematiğin önemini vurgulamak için şöyle diyor: “Matematik bilimlerin kraliçesi, hizmetkarı ve kızıdır”. Buna da razıyız ve desteklemek için aşağıdaki fikri söylüyoruz:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span><span> </span>Her bir bilim dalında ne kadar matematik varsa, </span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>kesinlikle bir o kadar da gerçek vardır.</span></p>
<p class="Quote" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>İmmanuel Kant (1724 – 1804)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Diğer yandan Prof. Dr. Ali Nesin ülkemizde matematik kültürünün yükselmesi yönünde çok önemli uğraş verirken liselerdeki eğitim ile ilgili şunları söylüyor: &#8220;Sanat, felsefe ve matematik eğitimine ağırlık verilmeli; biyoloji, fizik ve kimya gibi dersler minimum düzeyde tutulmalıdır&#8221;.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Böyle fikirlerin “Matematik Dünyası” dergisinde yayınlanması çok güzel; özellikle de bilimsel düşüncelerin pek ilgi görmediği doğu ülkeleri için. Ama teknoloji ve biyolojinin, bu kadar hızla gelişerek ülkelerin kalkınmasını belirlediklerinde, temel bilimler ve meslek okulları öne çıkarılmalıdırlar. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Bu, matematik, sanat ve özellikle de felsefeden çok daha önemlidir ama temel bilimlerden değil. Hepimizin eskiden beridir bildiği ve günümüzde daha da kolay gözleyebildiğimiz bir olgu vardır: Uygarlığımız boyunca</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> insan hayatında yüzyıllarca pek bir değişiklik gözlenmemiştir. Ancak günümüzde, yaklaşık 10 yıl içinde bile teknolojik ilerlemeleri çok rahat gözleyebiliyoruz. Dünya bankasının verilerine göre ülkelerin kalkınması üç faktöre bağlıdır: Bunlardan en önemlisi ve kalkınmanın %76’sını temin </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">eden</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> insan faktörüdür. Sanayinin payı %19 ve doğal kaynakların ki ise yalnızca %5’dir<span>.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Matematik insan mantığına dayanır ama insan mantığı doğa yasalarını ortaya çıkaran en önemli faktörlerin başında gelmez. Doğayı yansıtan denklemlerin kesin çözümlerinin sayısı binlerce olabilir. Ama doğayı yansıtanlar bunlardan yalnızca bir kaçıdır. Poincare, döneminin en iyi matematikçisi idi ve Özel Görelilik diye adlandırılan konuda Einstein’dan önce çalışmaya başlamıştı. Ama bu konudaki en büyük buluşları, matematiği çok daha kötü olan, Einstein yaptı. Böyle bir çok örnek olsa da tersi örnekler çok azdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Bu yazıda çok sayıda büyük matematikçi adını sıraladık ama fiziğin gelişimine baktığımızda diğer biliminsanları çok daha önemli olmuşlardır. Kimya ve biyolojide durum daha da farklıdır. Bu derslere, liselerde daha fazla önem verilmelidir. Teknolojinin temelindeki fiziksel düşünce ise orta eğitim yıllarında gelişmelidir ki geç kalmış olmayalım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Yukarıda, en büyük buluşları yapanların ve devrimsel fikir üretenlerin, bu çalışmaları yaptıkları yaşlara örnekler vererek bireyin temel eğitiminin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışmıştık. Bunun yanında, bu kişilerin çalıştıkları bilimsel yelpazeler de çok genişti: Ürettikleri arasında hem matematik, hem fizik, hem de teknik konular vardı. Yeniden bir örnekle hatırlatmak gerekirse </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Newton</span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> matematik ve fizik çalışmalarını sürdürürken optik konusundaki ilk önemli deneyleri yapmış, prizma, mercek ve aynalı teleskop gibi o günün önemli teknolojik araçlarını da üretmiştir. Çağdaşı olan Hooke ise fizik çalışmaları sırasında malzeme bilimiyle (yani yaylar, deformasyon, bozulma v.b) uğraşırken ilk mikroskobu üreterek nesnelerin ayrıntılı yapı haritası ilk kez çıkartmıştır. Şimdi de Türkiye’deki fizikten örnekler verelim.</span></p>
<h2 style="margin-left: 27pt;"><span style="font-size: 12pt; font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>5. Türkiye’den örnekler<a name="_ftnref9" href="#_ftn9"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[9]</span></span><!--[endif]--></span></span></a></span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><span lang="EN-US"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>1995-1996 yılları arasında TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Uzay Bilimleri Bölümünde çalıştım. Aynı bölümde konusunu çok iyi bilen, doğu Avrupa’dan gelmiş bir eleman çalışıyordu. Bu ülkeyle kurulan ilişkiler sonucunda pek işe yaramayan bir radyo teleskop antenini Türk tarafına çok ucuza satmışlardı. Onlar teleskobu çalışır duruma getirmek istiyor ve konularında iyi uzman olduklarından başka diğer işleri de yapmayı amaçlıyorlardı. Teknoloji üretimi ile ilgilenen pek çok insan vardı ve ünlü ve kendi alanlarında çok iyi olan fizikçilerimiz de bu gelen elemanın çalışmalarıyla ilgilenirlerdi. Ben de bu elemanın onlara anlattıklarını dinlerdim; bizim gerçekten de en iyilerimizden olanlar (TÜBA üyeleri dahil) “OK” ve “I see” dışında bir şey söylemezlerdi ve bu eleman da bazen, basit fizik düzeyiyle onları kandırırdı. Ben bu elemana neden böyle yaptığını sordum. Yanıtı yaklaşık şöyleydi: “Türkler fizik bilmezler ki”. Haklıydı; çalıştıkları dar alanlarda bizimkiler iyi uzmandırlar ama geniş fizik bilgileri azdır. Bu eleman hala merkezde çalışıyor. Uzun yıllardır da yönetim kademesinde; bizim gençler ondan çok önemli bilgiler alabilirler, isterseler ve düşünce kapasiteleri gelişmişse.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Diğer bir örnek. 1992 yılında ODTÜ Fizik Bölümünde çalışmaya başlamıştım<a name="_ftnref10" href="#_ftn10"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[10]</span></span><!--[endif]--></span></span></a>. Aynı yıl düzenlenen Ulusal Astronomi Toplantısına katıldım. Kötü Türkçeme rağmen, bilimsel alışkanlıklarım gereği pek çok soru yönelttim. Bundan rahatsız olanlar da oldu. Sonraki günlerde, gözlemsel astrofizikçiler arasında çok değer verdiğim bir arkadaşım iki uzun konuşma yaptı. İkinci konuşması yanlış temele (iki yıldızın ortak ışık merkezi) dayanan ancak çok önemli sonuçlara varan bir sunumdu. Türkiye’deki astrofizikçilerinin çoğu yıldız fotometrisi çalıştıklarından bu basit yanlışı hemen görmeleri gerekirdi. Ama bilimsel tartışmanın yetersizliğinden dolayı durum böyle olmadı. Ben bunu gördüm ve tartışma sevmeyenlere karşı küçük ama öğretici bir oyun oynadım: Bu temel yanlışlığı çürütmeye çalışacağıma, büyük değer verip önemsedim. Bunu gören, astrofizikçiler arasında en değer verdiğim (ama yıldız fotometrisi çalışmayan) bir diğer arkadaşım, “bu işin çok çabuk yayınlanmasını” istedi. Böylece herkes şakama kanmış oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Öğle arasında sunumu yapan arkadaşımla birebir konuştum ve yaptığı işin yanlışlıklarını açıkladım ve o da hemen anladı; zaten kendisinin de kuşkuları varmış: Konuyu önceden başkalarıyla tartışabilseydi yanlışını kendisi de bulabilirdi. Ertesi gün yine birlikte otururken işin yayınlanmasını isteyen arkadaşım da aramıza katılıp konuşmaya başladı ve yayın için teşvik etmeyi sürdürdü. O an anladım ki en iyi biliminsanlarımız bile önemli problemlere ve bunların sonuçlarına gerekli ilgiyi göstermiyor ve bunları tartışmıyorlardı. Bu yüzden lise fiziğini çok iyi bilen bir öğretim üyesine hala rastlamadım desem yeridir. Geleneklerimiz işte böyle. Böyle bir ortamda dünya çapında önemli ve uygulamaya dönük bir bilim yapılabilir mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Çoğu toplumun karşısındaki en önemli sorunlar genelde ekonomi, tıp ve milli savunma olmaktadır. Bu sorunlar, gelişmiş demokrasi yanında, gelişmiş fen bilimleri eğitimi, bilim ve yeni teknoloji üretimi gerektirir. Hatırlatalım ki ekonomik kalkınmanın %76’sı bilimin ve ona bağlı teknolojilerin üretimine bağlıdır. Bu durumda, matematiğin bir bilim gibi gelişmesinden çok fen bilimlerinin aracı gibi gelişmesi çok daha fazla önem taşıyor. Yani uygulamalı matematik ve hesaplama teknikleri çünkü amaç, araçtan daha fazla önem taşımalıdır. Bu doğrultuda baktığımızda, ülkemizdeki on iki yıllık orta eğitim müfredatında fizik eğitimi çok yetersizdir; kitaplarda fizik kavramları çoğunlukla ya yetersiz ya da yanlış anlatılmaktadır. Derslerden ve sınavlardan fizik sanki silinmiş gibidir; yalnızca fizik denklemlerini kullanarak doğru, yanlış hesaplaması öğretilmeye çalışılmaktadır. Ortada bilimsel düşünceyi geliştirme amacı ise yoktur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Eskiden en önemli silahların temeli fiziğe dayanırdı. Şimdi ise biyolojiyi temel alıyorlar. Yeni ve etkili ama kansız ve sessiz silahların amaçları farklı genleri taşıyan insanların sayısını belirleyip türlerini değiştirmeye yöneltilmiştir<a name="_ftnref11" href="#_ftn11"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[11]</span></span><!--[endif]--></span></span></a>. İnsanlık, fizik, kimya, biyoloji ve bunlara dayalı yeni teknolojilerin gelişmesi ile gereksinimini giderir ve hayat standardını yükseltir. Ülkemizde gördüğümüz klasik matematik, matematiksel fizik ve sanayi, fizikten, kimyadan, biyolojiden ve yeni teknoloji üretiminden daha iyi gelişmiştir. Yani ülkenin kalkınmasında ve korunmasında gerekecek daha önemli kısımlar geride kalmışlar: Bize bilimsel düşüncesi gelişmiş, yeni teknoloji üretebilecek nitelikte insanlar gerekmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Eskiden bilim, tek tek bireylerin ilgisi doğrultusunda gelişirdi. Bu ilginin topluma yararı büyük olduğundan, bu kişiler devlet ve özel sektörce parasal yönden desteklenirlerdi. Şimdi sayısal matematik, fizik, kimya, biyoloji ve yeni teknoloji üretiminin gelişmesi, grup çalışmalarına yöneldi. Unutulmamalıdır ki öne çıkartılmış bireysel benlik, kişiyi “her zaman yanılabileceği” gerçeğinden uzaklaştırabilir dolasıyla da grup çalışmaları bu tür kişiler için kazançlı bir ortam olmayabilir. Ancak grup çalışması her zaman için geniş vizyonlu olacağından, grup üyeleri birbirlerini tamamlayıp, geliştirerek daha kapsamlı işleri sonuçlandırabilecek kapasiteye ulaşır. Kuşkusuz, burada da derin ve geniş bilimsel düşüncesi olan bireylerin önemi çok fazladır ve yatırımların boşa gitmemesi için yöneticilerin iyi uzmanlar arasından seçilmeleri gerekir. Ülkemizde bu koşulların hiç biri bulunmamaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki Matematik Dünyası dergisi Türkiye’deki matematik kültürü doğru biçimde yansıtabilen ve öğretebilen en önemli dergi sayılabilir. Neden? Öncelikle, matematik çok kesin mantığa dayanır ve kullanım sınırları çok iyi belirlenmiş olan bir bilimdir. İyi matematikçi, dürüst düşünmeye alışmıştır ve bu nedenle de doğru olmayan çözümlerden ve fikirlerden uzak durmağa çalışır. Matematikçi için yanlışlar içeren bir makaleyi yayınlamak da zordur. Fizik ve astrofizik konularında, özellikle deney ve gözlemlere dayalı makalelerdeki yanlışları bulmak çok daha zordur. Diğer bilim dallarında ise doğru olmayan sonuçlar içeren makaleleri ortaya çıkarmak daha da zordur. Fizik konusunda popüler makaleler çeviri değiller ise çok sayıda yanlış yorum ve anlatım içermesi neredeyse doğal karşılanmaktadır. Bunun yanında dikkatli incelendiğinde, temel bilimlere bağlı işlerin çoğunluğu naftalin koksa bile yine de yeni problemler ile birlikte uğraşılmaktadır. Matematik derslerinde (üniversiteler dahil) ise anlatılan problemlerin çoğu yaklaşık 100 yıl öncesine uzanmaktadır; yani buram buram naftalin kokmaktadır. Bu anlamda fizik egitimi matematiğe daha yakındır, ama üniversitelerde böyle olmamalı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Şu bir gerçek ki üniversitelerimizin temel bilim dallarında çalışan herhangi bir öğretim görevlisi, bu konuda yüksek lisans yapmamış olsa bile, istediği her konuda ders verebilir ve bu dersi verirken konuyu bilmesine ya da anlamasına da pek gerek yoktur. Bunun ötesinde böyle birisi genel fizik anabilimdalı başkanı bile olabilir. Matematik bölümünde imkansız olan böyle bir durumu fizik bölümünde görebiliyoruz. Bunun yanında iyi bir matematikçi fizik dersi anlatmaya kalkmaz; matematikçi kesin düşünceye alışmıştır ama fizikçilerin genelde böyle bir alışkanlıkları yoktur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Bunu bir örnekle anlatalım. İyi tanınan üniversitelerimizin birinde yaşanmış bir olaya göre deneysel fizik profesörü, matematik dersinin sınavında öğrencilere üç yazılı soru sormuş. Soruların ikisinde belirsizlikler varmış. Üçüncüsünde ise çözülmesi istenen denklemde “<span style="position: relative; top: 3pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1039" type="#_x0000_t75"  style='width:9.75pt;height:11.25pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image026.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image026.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image027.gif" alt="" width="13" height="15" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1039"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428377"> </o:OLEObject> </xml><![endif]-->” değişkeni unutulmuş. Soruyu iptal etmeyip yanıt beklerseniz, doğaldır ki sınıfın yaklaşık %90’ı başarısız olacaktır. Ülkemizin eğitim sistemindeki bu tür olaylara alışmış olduğumuzu biliyoruz. Ancak daha da hazin olan ise soruyu iptal etmeyen profesörün şikayete verdiği yanıt yaklaşık şöyledir: “Yanlış sorularla öğrencilerin bilgi ve düşünce düzeylerini denetliyorum”. Belki de böyle bir yanıt, diğerlerince de kanıksandığı için anlayışla karşılanmalıdır. Ancak bir de tersini düşünerek soralım: Ders ve sınavlarda, öğrencilerin, doğru sorulara yanlış yanıtlar vererek öğretim üyelerinin bilgilerini denetleme hakları var mı yok mu?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Şimdi de yazımızın başında da yer verdiğimiz Matematik Dünya’sı dergisinin, 2006-IV nolu sayısında yayınlanmış (sayfa 68-74), Türkiye çapında güzel ve önemli sayılabilecek ancak fizik konusundaki, makaleden söz edelim. Bu makalenin yazarı hiç kuşkusuz Türkiye&#8217;nin en iyi fizikçilerindendir ve TÜBA üyesidir de. Bu çapta bir biliminsanları matematik konusunda popüler makale yazsalar bir sorun olmaz. Ama fizikte temel bir konuyu anlatmaya kalkışıldığında, ne yazık ki ülkemizde yanlışlık yapmayana rastlamak neredeyse olanaksızdır; fizik konusunda yazılıp ve yayınlanan popüler makalelerdeki anlatım, hep yetersiz kalmakta ve içeriklerinde yanlışlar bulunmaktadır. Sayfalardan alıntılarla kalitesi çok iyi olan bu makaleyi inceleyelim:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span></span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Sayfa 68:<span> &#8220;Denizdeki dalgalar misali, enerji de belirli zaman aralıklarında düzenli olarak tekrarlanan dalgalar halinde yayılır&#8221; Öncelikle enerjinin dalgalarla yayılma kavramı fizikte yoktur. Makalede söylenmek istenen ışımadır. Ama ışıma, kütleleri olan ve olmayan parçacıkların ışıması diye ayrılmalıdır. Makalede elektromanyetik ışımadan (kütleleri olmayan parçacıklardan oluşan) söz ediliyor. Ama unutmamak gerekir ki bu ışıma, dalgaboyu kadar bir engelle karşılaşmazsa dalga özelligi göstermez ve geometrik optik geçerli olur. Yayılan elektrik ve manyetik alanlarının titreşimleridir; lazer ve mazer gibi ışımaların yayılması sudaki dalgaların yayılmasına hiç benzemez.</span></span></p>
<p class="Normaleride" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Sayfa 69:<span> Sesin atmosferde yayılma hızı, evrensel sabit olan ışık hızının yanında, “ses duvarı” olarak altı çizilmiştir. Verilen bu değer atmosferde, normal koşullardaki ses hızıdır. Işık hızı çok küçük aralıklarda değişen bir niceliktir. Ama ses hızı, ortamın yoğunluğuna ve sıcaklığına bağlı olarak yaklaşık sıfırdan başlayıp çok geniş aralıklarda değişir.</span></span></p>
<p class="Normaleride" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>“Dalgaboyu değiştikçe yayılan enerjinin türü de değişir”.</span></p>
<p class="NormalerideFirstLine" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Fizikte böyle “tür” değişim kavramı yoktur.</span></p>
<p class="Normaleride" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>“Işınım şiddeti &#8230; çok kısa dalga boylarında çok az olan ışınım enerjisi, kızılaltı dalga boylarında bir zirveden geçiyor”.</span></p>
<p class="NormalerideFirstLine" style="margin-left: 27pt;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Böyle bir cümle genel anlamda doğru olamaz.</span></p>
<p class="Normaleride" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Sayfa 70:<span> Kuantum fiziğinin temeli ve ilk adımları olan Planck ve Einstein&#8217;ın, 1900 ve 1904‘deki çalışmaları gerekli ayrıntıda anlatılmadan deniyor ki: “Kuantum teorisi de böylece doğdu”. Bunlar kuantum mekaniğine ilk adımlardır! Kuantum mekaniği için bir teorinin kurulması yaklaşık 30 yıl sürmüştür. 1913’te sunulan Bohr Modeli bile yarı klasiktir. Unutmamak gerekir ki kuantum mekaniğini kuran kişilerin çoğu o dönemde çocuklardı ve bazıları 1900‘den sonra doğmuşlardı.</span></span></p>
<p class="Normaleride" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Sayfa 71 ve 73:<span> “Gamow çoğunlukla unutulmuş &#8230; hidrojen/helyum oranının 4 olarak belirleneceğini &#8230;”. Bu oran basit anlamda hidrojen atom sayısının, helyum atom sayısına oranı değil, her iki atomun, galaksilerin ilk oluştukları zamanlardaki, kütle oranıdır. Gamow‘un bu teorisini astrofizikçiler gözlemlerle onaylamaya çalışmışlardır. Ama o dönemde hep yanlış sonuçlara varılarak helyum bolluğunun çok az olduğu ve teoriye uymadığı söylenmiştir. Bu demektir ki yalnızca teori zamanla unutulmamış aynı zamanda gözlemlerin yanlış sonuçlarına da fazla bel bağlanmıştır.</span></span></p>
<p class="Normaleride" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Sayfa 72:<span> “Bu azalan ısı enerjisi büyük kütleli kararsız &#8230; bu kopmanın &#8230; kalan fotonların soğumaya devam ederek &#8230;”. Evren kapalı ve yalıtılmış bir sistem sayılmaktadır. Böyle bir sistemin entropisi artar ve toplam enerji korunur. Fiziksel süreçler sürdükçe farklı enerji türlerinin kısmen ısısal enerjiye dönüşmesi doğaldır. Bu durumda okur, ısısal enerjinin artmasını beklemelidir. Diğer yandan fotonların soğumasının sürdüğü söyleniyor ama bu sürecin nedenine değinilmiyor: Nedeni ise çekim alanının etkisine karşı görülen iştir. Işımanın parçacıklardan kopmasının nedeni olarak makalede yazıldığı gibi ısı enerjisinin azalması ile değil sıcaklığın azalması ile anlatılması gerekiyordu.</span></span></p>
<p class="Normaleride" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Sayfa 73:<span> “&#8230; ki bunlar proton, nötron, piyon gibi &#8216;ağır&#8217; parçacıkların, yani hadronların yapıtaşıdır &#8230;”. Burada piyon yerine hiperonlar denmesi daha iyi olur.Burada kozmoloji teorisi anlatılır ve kütleçekim terimi kullanılır. Kütleçekim denildiğinde evrensel çekim, kütlenin bir özelliği gibi gösterilmektedir. Aslında bu çekim yalnızca kütlenin değil alanların da bir özelliğidir. Çekim, enerjinin özelliğidir. Türkiye&#8217;de birçok fizik kavramı yanlış anlatıldığı gibi gravitasyon yerine kütleçekim (Dünya çekimi yerine de yerçekim) kullanılır. Kütleçekim yerine “evrensel çekim” diye kullananlar daha doğru yaparlar.</span></span></p>
<p class="Normaleride" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt 27pt; text-indent: 0cm;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> </span></p>
<h2 style="margin-left: 27pt;"><span style="font-size: 12pt; font-style: normal; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>6. Son söz</span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt;"><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Yazının başında da anlattığımız gibi matematik, ciddi anlamda, Öklid ile başlamış, fizik ise yaklaşık olarak 2000 yıl sonra Galileo ile başlamış (astrofiziğin tarihi ise yaklaşık 120 yılı aşmaz). Bu gerçek, okul müfredatlarına da yansımaktadır:<span> </span>Okullarda öğretilmesi gereken matematik çok eski zamanlardan beri bilinen bilgileri ve çözümlerini içermektedir. Bu da, eğitim için matematikte 100 yıl önce bilinenlerin, matematikte ve fizikte son yıllarda bulunan buluşlardan daha önemsiz olmadığını ve matematik bilgisinin (ve doğal olarak fiziğin de temelindekilerin) gerekliliğinden dolayı korunduğunu gösterir. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Buna rağmen matematiksel fizikçilerimiz sicim teorisi gibi sıcak konularda başarılı çalışmalar yapıyorlar ve bu çalışmaların maliyeti de çok küçüktür. Gelin görün ki eğitim ve bilimsel açıdan eski ya da iyi irdelenmemiş problemleri, maliyeti ve çalıştırması pahalı aygıtlarla çözmeye kalkarsak kötü bir yatırım yapmış olmaz mıyız?<span> Şimdi astrofizik konusunda TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) kullanılarak yapılan bazı içi boş gözlemlerin yaklaşık 100 kere daha masraflı olduğunu da göz önüne alın ve söyleyin. Orta eğitimde temel bilimlerin hafife alınması ne kadar doğrudur?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span><span> </span>TUG kurulmadan önce Türkiye’ye geldim</span><a name="_ftnref12" href="#_ftn12"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 12pt; font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">[12]</span></span><!--[endif]--></span></span></span></a><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"> ve küçük teleskoplarla (Kandilli Rasathanesi de dahil) ne kadar verimli işler yapıldığını gördüm. Özellikle de İzmir’de (özellikle Prof. Dr. Cafer İbanoğlu’nun çalışmaları). ODTÜ&#8217;de de dünya çapında teorik işler yapılıyor (örneğin Dilhan Eryurt, Halil Kırbıyık ve Ali Alpar gibi profesörler) ve X-ray konusunda çalışılıyordu (örneğin Prof. Dr. Hakkı Ögelman gibi). Sözü geçen bu işlerin maliyeti de çok düşüktü. Astrofizik amaçlı yatırımlar, fizik ve teknoloji konularında uzmanların ve astrofizik vizyonuna sahip biliminsanlarının istekleri doğrultusunda yapılsaydı Türkiye’deki astronomi ve astrofizik gelişimi çok daha iyi bir konumda olurdu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Toplumumuz kaliteli eğitime gereksinim duysaydı eğitim ve bilimle gerçek anlamda ilgilenen liseler ve üniversitelerimiz bulunurdu. Diğer yandan ekonomik durumları iyi olan aileler çocuklarının gelişimine daha fazla katkıda bulunabilmek için konusunda yetkin, özel öğretmenlerin yardımlarına başvururlardı. Düşük eğitim ve bilim seviyesine bağlı olarak öğrenci şenliklerinde, bilimsel düşünceyi gerekli yönde geliştirmeyen bilim olimpiyatları yapmaya (Olimpiyatlar gereklidir ancak bu biçimiyle yetersizdirler) ve iyi şekilde düşünülmeden hazırlanılmış projelere (Avrupalılarla yürütülenler dâhil) büyük paralar ayrılması ülkemizin devlet ve özel kurumları için yeterli görülmezdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde, devlet bütçesinin yaklaşık %10&#8242;si eğitim ve bilime ayrılsa bile, yurttaşların eğitim ve bilim düzeylerinde pek bir iyileşme gözlenmesi beklenmemelidir. Okul ve üniversite sayısını artırmakla yayın sayısı artar ama kalite ya da bilimsel düşünce düzeyi değil. Ülkede konut, araba, yol, köprü, baraj ve diğer yaşamsal araçların sayısını artırmak zenginliktir ve gereklidir ama kalitesiz öğretmen ve profesör sayısını artırmak bir işe yaramaz. Öğretmen ve öğretim üyesi sayısı, eğitime ve bilime bizlerden çok daha fazla saygı gösteren ülkelerde (örneğin Çin ve Rusya&#8217;da) kuşkusuz bizden çok daha fazladır. </span><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;">Onların öğrencileri matematik ve fizik olimpiyatlarında sıklıkla birincilik de elde ederler. Avrupa ülkeleri, bu göstergelere bakıldığında Türkiye&#8217;den daha geride gözükmektedir. Ancak bu ülkelerden bazıları bilime katkıda ve ekonomik gelişmede Rusya ve Çin&#8217;den çok daha öndedirler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>TÜBA’ya yeni bir üye seçilirken, TÜBİTAK ödülleri dağıtılırken, üniversitelerde makaleler değerlendirilirken, bilimsel sonuçların değerlendirmesinde zorluk çekiliyor ve “hangi çalışma, hangi dergide yayınlanmış” sorusu öne çıkıyor. Makalenin bilimsel sonucunun önemi ile yayınlanan derginin düzeyi ve makaleye verilen yanıtların sayısı arasında önemli bir ilişki yoktur. Doğrudan bilimsel sonuçlar değerlendirilemiyorsa bu ülkemizde temel bilimlerin (ve yeni teknolojilerin üretiminin) yeterli durumda olmadığının bir ğöstergesidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Bilime ve eğitime ciddi yaklaşım olmadığından, büyük kentlerde sık sık elektrik kesintisini aradan kaldıramayanlar, atom santralı kurmaya kalkıyorlar. Bilimsel düşüncenin zayıf olduğu yerde insanları diğer faktörler birleştirebilir; TÜBA’da bile arkadaşlık duyguları bilimden önceye alınmışsa atom santralında işlerin nasıl yürütüleceği kaygı yaratmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Tarımda verimi artırmak için tohum genleriyle oynuyorlar ve bu tarımcılık yöntemi bütün dünyaya yayıldı. Bunun sonucunda da son on yılda kanser, allerjik hastalıklar ve kilolu insan sayısının çok artması kaçınılmaz bir gerçektir. Örneğin genleriyle oynanmış soya fasulyesiyle beslenen fare yavrularının kısır kalması ve farelerin iç organlarının zarar gördüğü kesinleşmiştir (en yakın açıklama: internette yayınlanan Pravda Ru gazetesi, 9-12 haziran 2007). Biliminsanları, genlerle oynanarak yeryüzünde birçok bitki ve hayvan türünü yok edilebileceğine ve insanları kısırlaştırabileceğine inanıyor. Gelişmiş ülkeler, bu beladan nasıl kurtulacaklarını da biliyorlar: Çoktan beridir de genlerle oynayarak dünya nüfusunu denetlemeye ve işlerine uygun insan soyu üretmeye çalışıyorlar. Amaç belli, yöntem belli. Peki, acaba bizim gibi toplumlar kendilerini kurtarmak için temel bilimlere sarılabilecekler mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 27pt; text-align: justify;"><span style="font-family: &quot;Book Antiqua&quot;;"><span> </span>Özetlersek, fantezi romanlarının, dialektik felsefenin ve özeleştirinin Asya’da (Japonya ve İsrail hariç), Latin Amerika’da ve Afrika’da gelişmemesi doğal olabilir ama bizde matematiğin göreli olarak daha iyi gelişmesi, fiziğin matematiğin bir uzantısı olmadığının bir göstergesidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm -36pt 0.0001pt 27pt; text-align: justify; line-height: 150%;"><strong><span lang="EN-US"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm -36pt 0.0001pt 27pt; text-align: justify; line-height: 150%;"><span>Akdeniz Üniversitesinden Emekli Prof Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm -36pt 0.0001pt 27pt; text-align: justify; line-height: 150%;"><span>oktay_guseyinov@yahoo.kom.tr</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm -36pt 0.0001pt 27pt; text-align: justify; line-height: 150%;"><span>ODTÜ Fizik Bölümü. Yar.Doçent Sinan Kan Yerli</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm -36pt 0.0001pt 27pt; text-align: justify; line-height: 150%;"><strong><span> </span></strong></p>
<div><!--[if !supportFootnotes]--></p>
<hr size="1" /><!--[endif]--></p>
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn1" href="#_ftnref1"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[1]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> <em>ing.</em> “hard determinism”.</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn2" href="#_ftnref2"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[2]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> <em>ing.</em> “soft determinism”.</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn3" href="#_ftnref3"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[3]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> Şunu da unutmayalım ki bu ifade ile verilen salınım yalnızca dar açılar için geçerlidir. Bu koşul ve denklemin sabit değeri (katsayısı) ise ancak Newton döneminde bulunabildi.</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn4" href="#_ftnref4"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[4]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> Hooke ve Newton arasında akademik yaşamları boyunca hep sürtüşme olmuştur. Bunların ilki optik konusundadır: Hooke’un 1665’teki “Işık” çalışmasına karşılık Newton’un “Işık ve Renk” (1672) makalesi. Diğeri de Hooke’un 1672’deki “Dünya’nın Elips Yörüngesi” ve 1678’deki “Gravitasyonun Ters Kare Yöntemi”ne karşılık Newton’un 1666’da yazıya döktüğü ama ancak 1687’de basabildiği “Evrensel Çekim Yasası”dır. Bu çekişmelerden dolayı Newton, Principia’da Hooke’a yaptığı tüm atıfları kaldırmıştır.</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn5" href="#_ftnref5"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[5]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> <span>Şunu vurgulamalıyız ki Newton’un teorileri bildiğimiz matematik biçimiyle daha sonra yayınlanmışlar (“<em>Principia</em>” 1687). Yayınlanana kadar ise yeni kavramlar üretip, düşünce ve genelleştirmeler yolu ile çok önemli sonuçlara varırken de deneysel fizikte büyük çalışmalar yaparak (1670-1672) yeni aygıtlar üretmiştir. Bunlara en iyi örneklerden biri ilk aynalı teleskoptur (1672).</span></p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn6" href="#_ftnref6"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[6]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> <span>Vurgulamak istediğimiz, kanunların kurulduğu denklemlerdeki (örneğin:<span style="position: relative; top: 3pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600"  o:spt="75" o:preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f"  stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter" /> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0" /> <v:f eqn="sum @0 1 0" /> <v:f eqn="sum 0 0 @1" /> <v:f eqn="prod @2 1 2" /> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth" /> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight" /> <v:f eqn="sum @0 0 1" /> <v:f eqn="prod @6 1 2" /> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth" /> <v:f eqn="sum @8 21600 0" /> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight" /> <v:f eqn="sum @10 21600 0" /> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect" /> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t" /> </v:shapetype><v:shape id="_x0000_i1040" type="#_x0000_t75" style='width:62.25pt;  height:15.75pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image028.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image028.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image029.gif" alt="" width="83" height="21" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1040"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428378"> </o:OLEObject> </xml><![endif]-->) niceliklerin (burada: <span style="position: relative; top: 2pt;"><!--[if gte vml 1]><v:shape id="_x0000_i1041"  type="#_x0000_t75" style='width:14.25pt;height:15pt' o:ole=""> <v:imagedata src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image030.wmz" mce_src="file:///C:\Users\enes\AppData\Local\Temp\msohtml1\03\clip_image030.wmz"   o:title="" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><img src="file:///C:/Users/enes/AppData/Local/Temp/msohtml1/03/clip_image031.gif" alt="" width="19" height="20" /><!--[endif]--></span><!--[if gte mso 9]><xml> <o:OLEObject Type="Embed" ProgID="Equation.3" ShapeID="_x0000_i1041"   DrawAspect="Content" ObjectID="_1287428379"> </o:OLEObject> </xml><![endif]-->) üstlerinin (burada: 2) tam sayılar olmasıdır; deney ve/veya gözlem verisi ise bu kesinliği veremez, bu kesinliğe ulaşamaz.</span></p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn7" href="#_ftnref7"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[7]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> <span>Newton gibi Kepler de ileriyi görerek denklemlerinde tam sayılar kullanmıştır. Ayrıca bkz. dipnot no: 4.</span></p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn8" href="#_ftnref8"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[8]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> <span>Burada “<em>ÖSS sınavları bizim eğitim ve bilim düzeyimizi belirleyen en önemli olaydır</em>” dediğimizde çok da yanıldığımızı sanmıyoruz.</span></p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn9" href="#_ftnref9"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[9]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> UYARI: Çalışma konum astrofiziğe daha yakın olduğundan ve bu konuda ülkemizde kimin ne yaptığını daha yakından izleyebildiğimden vereceğim örnekler de bu konuda olacaktır. Kuşkusuz diğer fizik alanlarında da benzer örneklerin bulunması çok doğaldır.</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn10" href="#_ftnref10"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[10]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> Oktay Hüseyin 1992’de Türkiye’de çalışmak üzere Azerbeycan’dan gelmiştir.</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn11" href="#_ftnref11"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[11]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> <span>Ülkelerin sessiz silahlarla yenilmesine örnek Sovyetler Birliği’nin çöküşü verilebilir. Ama bu biyolojik silahlara değil de ağırlıklı olarak uzay, mikroelektronik, malzeme bilimi ve hesaplama teknolojilerine dayandırılmıştı.</span></p>
</div>
<h2 id="ftn12">
<p class="MsoFootnoteText"><a name="_ftn12" href="#_ftnref12"><span class="MsoFootnoteReference"><span><!--[if !supportFootnotes]--><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 10pt; font-family: &quot;Bookman Old Style&quot;;">[12]</span></span><!--[endif]--></span></span></a> Oktay Hüseyin.</p>
<p class="MsoFootnoteText">
<p><strong><a href="http://www.fizikportali.com/dosyalar/makale/newton.rar">Bu yazıyı word dökümanı olarak indirmek için tıklayınız&#8230;.</a></strong></h2>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2008/11/fizik-doga-bilimidir-ve-matematigin-uzantisi-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
