<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fizik Portalı &#187; Fizik</title>
	<atom:link href="http://www.fizikportali.com/category/fizik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fizikportali.com</link>
	<description>Fizik Eğitim ve Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 21:58:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Güneş patlamaları küresel soğumaya neden oluyor mu?</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2012/02/gunes-patlamalari-kuresel-sogumaya-neden-oluyor-mu/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2012/02/gunes-patlamalari-kuresel-sogumaya-neden-oluyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 21:58:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş patlaması]]></category>
		<category><![CDATA[küresel soğuma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2236</guid>
		<description><![CDATA[Fizikçiler arasında &#8220;Türk Einstein&#8217;ı&#8221; olarak tanınan fizik yüksek mühendisi Şükran Can, özellikle kuzey yarımküreyi etkisi altına alan soğukların sebebi olarak Güneş&#8217;teki patlamaları işaret etti. Sera etkisi nedeniyle sıcak yer ve hemen üstündeki katmanlardaki sıcak hava buharıyla karşılaşan soğuk kütleler aşırı soğuk hava olaylarına neden oluyor. Dünyanın birçok bölgesi, soğuk havanın etkisi altında. Radyasyon güvenliği konusunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fizikçiler arasında &#8220;Türk Einstein&#8217;ı&#8221; olarak tanınan fizik yüksek mühendisi Şükran Can, özellikle kuzey yarımküreyi etkisi altına alan soğukların sebebi olarak Güneş&#8217;teki patlamaları işaret etti. Sera etkisi nedeniyle sıcak yer ve hemen üstündeki katmanlardaki sıcak hava buharıyla karşılaşan soğuk kütleler aşırı soğuk hava olaylarına neden oluyor.<br />
<a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2012/02/gunes_hava_soguma.jpg"><img src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2012/02/gunes_hava_soguma-300x201.jpg" alt="" title="gunes_hava_soguma" width="300" height="201" class="alignleft size-medium wp-image-2237" /></a><!-- adman --><br />
Dünyanın birçok bölgesi, soğuk havanın etkisi altında. Radyasyon güvenliği konusunda çalışan fizik yüksek mühendisi Şükran Can, özellikle kuzey yarımkürede etkili olan soğuk hava dalgasının sebebinin Güneş&#8217;teki büyük patlamalar olduğunu iddia etti. Can&#8217;a göre iyonosfer tabakası, kısa süre önce Güneş&#8217;te meydana gelen büyük patlama sebebiyle mutlak soğukluğa (-273) yakın aldığı elektromanyetik darbe sebebiyle çökerek aşağıda bulunan hava katmanlarını soğuttu. Sera etkisi sebebiyle sıcak yer ve hemen üstündeki katmanlardaki sıcak hava buharıyla karşılaşan soğuk kütleler, aşırı soğuk hava olaylarına yol açıyor.</p>
<p>Çevresinde &#8220;Türk Einstein&#8217;ı&#8221; olarak tanınan Can, Güneş patlamalarının 2012-2014 senelerinde yoğunlaşacağı ve soğumaya yol açacağının NASA ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü&#8217;ndeki (MIT) uzmanlarca öngörüldüğünü ve çok sayıda yayın yapıldığını belirtiyor. Can, son yılların en büyük Güneş patlamasından sonra gelişen olayları şöyle anlatıyor: &#8220;Bu patlamadan sonra yüksek enerjili parçacıklar ve manyetik alanlar dünyaya geldi. Mutlak soğukluğa yakın iyonosfer tabakası aşırı ısındı. Hem ısınma hem de fiziki etki sebebiyle soğuk iyonosfer uzaya doğru değil de ters istikamete çökme yaptı. Alt katmanları iteledi. İyonosfer soğukluğu bir ölçüye kadar azalarak aşağıya yaklaştı. Tabakaları hızla soğuttu. Bu arada da atmosferin iç yapısında CO2 yoğunluğundan dolayı buharlaşma doğal olarak olması gerekene göre fazla idi.&#8221; Soğukla buharın karşılaşması durumunda hortum, tayfun ve kar yağışı gibi çok şiddetli atmosferik olaylar oluştuğuna işaret eden Can, &#8220;Nükleer patlamalardan sonra da kış şartları oluşur. Çünkü milyonlarca derecelik ısı yükselerek yukarıdaki hava katmanları ile yer değiştirir. Soğuk yere iner.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mini buzul çağı geliyor!</strong></p>
<p>Şükran Can, 2014&#8242;ten sonra 10 yıl civarında sürecek mini buzul çağı yaşanacağını da tahmin ediyor. Güneş&#8217;in 2014&#8242;e kadar sürecek patlamaların ardından yorulacağını ve 10 sene sürmesi beklenen uykuya yatacağını aktaran Can, &#8220;Yeteri kadar ısınmayacağız. Dünyanın termostatı gibi olan Gulf Stream sıcak su akıntısı da durma noktasına geldi. Buzullar ABD ve Asya&#8217;yı kaplayabilir.&#8221; diye konuşuyor. Ekvator&#8217;a yakın ülkelerin şanslı olacağına değinen Can, &#8220;Belki bu noktada bugün şikâyet ettiğimiz sera gazları aşırı soğumayı önleyerek insan hayatı için olumlu bir işlev görebilir.&#8221; diyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2012/02/gunes-patlamalari-kuresel-sogumaya-neden-oluyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni teori: Uzay Yörüngeleri</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2012/01/yeni-teori-uzay-yorungeleri/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2012/01/yeni-teori-uzay-yorungeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 18:47:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzay yöyüngeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yörünge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2224</guid>
		<description><![CDATA[5 -9 Aralık 2011 tarihinde Nasa bir konferans düzenledi. Burada Dünyamıza benzer, yaşanabilir gezegenler araştırmalarının vardığı noktalar konuşuldu. Nasa’nın ilan ettiği bilgilere göre, Güneş sistemimizin dışında, başka bir güneş sisteminde aranan özellikleri taşıyan birçok gezegen bulundu. Bunların arasında Kepler 22-b adı verilen gezegenin insanların yaşaması için aranan bütün şartları taşıdığı ilan edildi. Bulgulara göre Kepler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2012/01/yörünge.png"><img src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2012/01/yörünge-300x155.png" alt="" title="yörünge" width="300" height="155" class="alignleft size-medium wp-image-2226" /></a>5 -9 Aralık 2011 tarihinde Nasa bir konferans düzenledi. Burada Dünyamıza benzer, yaşanabilir gezegenler araştırmalarının vardığı noktalar konuşuldu. Nasa’nın ilan ettiği bilgilere göre, Güneş sistemimizin dışında, başka bir güneş sisteminde aranan özellikleri taşıyan birçok gezegen bulundu. Bunların arasında Kepler 22-b adı verilen gezegenin insanların yaşaması için aranan bütün şartları taşıdığı ilan edildi. Bulgulara göre Kepler 22-b Dünyamızdan 2,4 misli büyük; kendi güneşi etrafında 290 günde bir devir yapıyor; Dünyamıza uzaklığı, bugünün şartlarında 600 ışık yılı. Bu konferansa kendim gidemediğim için bir poster bildiri ile katıldım. Bildirimimin konusu dünya benzeri gezegenler hakkında fikir ileri sürmek değil, bu vesileyle araştırmacılara “Kepler kanunları” ndaki sakatlığı hatırlatmak idi. Yazımı gönderirken kabul edilip edilmeyeceği konusunda şüphelerim de yok değildi. Zira onlara farklı bir uzay teorisi anlatıyordum. İlmi komite yazıyı saçma bulabilir ve ret edebilirdi. Komitede 10 profesörden kurulu. Bir çeşit hakem heyeti. Bildiriler konferans öncesi gönderiliyor. Bu gibi hallerde 2-3 kişilik bir hakem heyeti gelen yazıları tetkik eder, kabul veya ret eder.10 kişilik ilmi komite aşağıdaki bildirimimi yayınlamayı uygun gördü:Google/Nasa P1019 abstract.<br />
Özet:<br />
Kepler’in uzay teorisi kendisinin 3 kanunu ile izah edilir: elips şeklinde yörüngeler, eşit zaman aralıklarında taranan eşit alanlar ve periyotlar kanunu. Newton’un mekanik kanunlarına göre bu teorinin yeniden ele alınması ve yeni bir teorinin incelenmesi söz konusudur.<br />
Yazının devamı için :<br />
<a href='http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2012/01/uzay-yörüngeleri.docx'>uzay yörüngeleri</a> tıklayınız.</p>
<p>Necat Taşdelen: necattasdelen@ttmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2012/01/yeni-teori-uzay-yorungeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atomaltı parçacıkların ışıktan hızlı hareket ediyor mu?</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2011/11/atomalti-parcaciklarin-isiktan-hizli-hareket-ediyor-mu/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2011/11/atomalti-parcaciklarin-isiktan-hizli-hareket-ediyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2011 13:41:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[cern]]></category>
		<category><![CDATA[deney]]></category>
		<category><![CDATA[fizik deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[ışık]]></category>
		<category><![CDATA[ışık hızı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2203</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin en kapsamlı ve en pahalı fizik deneyinin yapıldığı CERN&#8217;de biliminsanları, atomaltı parçacıkların ışıktan hızlı hareket ettiğini ispatlama yolunda bir adım daha attılar. Bilim adamları Eylül ayında, elektriksel yükü sıfır olan ve maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşmeden geçebilen temel parçacık nötrinoların saniyede 299 bin 792 kilometre hızla kozmik hız sınırını aştığını açıklamıştı. Sonuçların, ancak yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihin en kapsamlı ve en pahalı fizik deneyinin yapıldığı CERN&#8217;de biliminsanları, atomaltı parçacıkların ışıktan hızlı hareket ettiğini ispatlama yolunda bir adım daha attılar.<br />
<a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/11/CERN-de-isik-hizi-asildi.jpg"><img src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/11/CERN-de-isik-hizi-asildi-300x132.jpg" alt="" title="CERN-de-isik-hizi-asildi" width="300" height="132" class="alignleft size-medium wp-image-2204" /></a><br />
Bilim adamları Eylül ayında, elektriksel yükü sıfır olan ve maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşmeden geçebilen temel parçacık nötrinoların saniyede 299 bin 792 kilometre hızla kozmik hız sınırını aştığını açıklamıştı.<br />
<!-- adman --><br />
Sonuçların, ancak yeni deneyler ile kesinleşeceği belirtilmişti.</p>
<p>Bu tespitle ilgili deneylerini sürdüren uzmanlar, ölçümlerde yanlış sonuca neden olabilecek olası hatalardan birini eledi. CERN&#8217;den yapılan yeni açıklamada, ileri incelemeler sonucu deneyin en az bir aşamasının güvenirliğinin teyit edildiği bildirildi.</p>
<p>Bilimadamlarının, nötrinoların harekete geçme zamanını bu kez farklı bir şekilde ölçtükleri, ancak yine aynı sonuçlara ulaşıldığı belirtiliyor.</p>
<p>İddianın kesinleşmesi durumunda, fiziğin temel &#8220;hiçbir şey ışıktan hızlı değildir&#8221; kuralı yıkılmış </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2011/11/atomalti-parcaciklarin-isiktan-hizli-hareket-ediyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hidrojen Sülfürden Hidrojenin Ayrıştırılarak Enerji Üretildi</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2011/08/hidrojen-sulfurden-hidrojenin-ayristirilarak-enerji-uretildi/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2011/08/hidrojen-sulfurden-hidrojenin-ayristirilarak-enerji-uretildi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 16:16:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[enerji üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[hidrojen]]></category>
		<category><![CDATA[sülfür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2175</guid>
		<description><![CDATA[Hidrojen enerjileri üzerine ar-ge çalışmaları yürüten Dr. Mükerrem Şahin ve ekibi, tamamen Türk araştırmacılarla Karadeniz dip sularında yoğun olarak bulunan hidrojen-sülfürlü suyu geliştirdiği bir katalizör sistemi üzerinden geçirerek ekonomik koşullarda hidrojen gazı elde etmeyi başardı. Araştırmacıların yaptığı fizibilite raporları, Karadeniz&#8217;deki mevcut potansiyelin, bölgenin 100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini gösteriyor. AA muhabirine bilgi veren Dr. Mükerrem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hidrojen enerjileri üzerine ar-ge çalışmaları yürüten Dr. Mükerrem Şahin ve ekibi, tamamen Türk araştırmacılarla Karadeniz dip sularında yoğun olarak bulunan hidrojen-sülfürlü suyu geliştirdiği bir katalizör sistemi üzerinden geçirerek ekonomik koşullarda hidrojen gazı elde etmeyi başardı.</p>
<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/08/hidrojen_eldesi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2176" title="hidrojen_eldesi" src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/08/hidrojen_eldesi-300x223.jpg" alt="" width="300" height="223" /></a><!-- adman --><br />
Araştırmacıların yaptığı fizibilite raporları, Karadeniz&#8217;deki mevcut potansiyelin, bölgenin 100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini gösteriyor.</p>
<p>AA muhabirine bilgi veren Dr. Mükerrem Şahin, Karadeniz&#8217;de hidrojen-sülfür oluşumunun jeolojik oluşumların etkisiyle sürekli olarak arttığının gözlendiğini belirtti.</p>
<p>Son yapılan araştırma sonuçlarının, Karadeniz&#8217;de hidrojen-sülfür oluşumunun giderek yükseldiğini gösterdiğini aktaran Şahin, ayrıca bu kaynaklara Karadeniz&#8217;in 30-40 metre altında bile rastlandığını belirtti.<br />
Dr. Şahin, yaklaşık 5 yıl süren araştırmaları sonunda, Karadeniz dip sularında yoğun olarak bulunan hidrojen sülfürden hidrojenin ayrıştırılarak bir enerji üretimine yönelik ar-ge çalışmalarını tamamladıklarını bildirdi.</p>
<p>Şahin, araştırmalarına ilişkin şu bilgileri verdi:</p>
<p>&#8221;Çalışmamız, enerjiden kaynaklanan cari açığın yüksek değerlerde olduğu ve önemli bir sorun olarak tartışıldığı bu günlerde yerli bir kaynağın kullanılabileceği husunda ümitlerimizi arttırdı. Hidrojen sülfürlü suyu, geliştirdiğimiz bir katalizör sistemi üzerinden geçirerek ekonomik koşullarda hidrojen gazı elde etmeyi başardık.</p>
<p>Projemizde, Karadeniz&#8217;in 40 metre altında bulunan kaynağın değerlendirilmesi ve ülke ekonomisine katılması hususunda ilk ciddi sonuçlara ulaşıldı. Şimdiye kadar Karadeniz&#8217;deki rezerv tespitleri için yalnızca Rusya, Gürcistan, Ukranya, Romanya gibi ülkelerde çalışmalar yapılmıştı. Ülkemizin de bu konuda eş zamanlı çalışması lazım.&#8221;<br />
Şahin, yaptıkları fizibilite çalışmalarında, mevcut potansiyelin Karadeniz bölgesinin 100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini gösterdiğini bildirdi.</p>
<p>Konu hakkında bir dizi konferanslar verip üniversite öğrencilerinin ilgisini bu konuya çekmeye çalıştıklarını dile getiren Şahin, &#8221;Bunun bir devlet politika haline gelmesi ve pilot tesislerin kurulup bu potansiyelin değerlendirilmesi için çalışmaların yapılması gerekiyor&#8221; dedi.</p>
<p>Hidrojen-sülfürden ayrıştırılan hidrojenin, sudan hidrojen üretiminden çok daha ekonomik olduğuna işaret eden Şahin, &#8221;Elde ettiğimiz hidrojen yanabiliyor, termik santralde kullanılabiliyor. Ayrıca elde edilen yakıt, araçlarda da kullanılabiliyor&#8221; dedi.</p>
<p><strong>20-30 YIL İÇİNDE KULLANILMAZSA BÖLGE ZEHİRLENECEK İDDİASI</strong></p>
<p>Literatürde kendilerinin yaptığı boyutta hidrojen ve sülfür ayrıştırmasını yapan ve bunu uygulamaya koyan bir araştırmaya rastlamadıklarını belirten Şahin, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8221;Hidrojen-sülfür, denizin altındaki basınç sebebiyle suda çözünmüş olarak olarak bulunuyor. Oraya herhangi bir boru indirdiğinizde ve suyu yüzeye çektiğinizde, hidrojen-sülfür sudan ayrışmaya başlıyor. Zaten bu kaynak, 20-30 yıl içinde enerji olarak kullanılmazsa, bütün bölgeyi zehirleyeceğine dair araştırma raporları var. Hidrojen-sülfür, denizin dibinde bakteriler üretiyor. Buradaki hidrojenin ayrıştırılmasıyla denizin dibi temizlenecek ve bununla kalınmayıp enerji de üretilecek.&#8221;</p>
<p>Karadeniz dip sularından hidrojenin elde edilmesini sağlayacak prototip çalışmalarını da tamamladıklarını bildiren Şahin, &#8221;Türkiye, bu çalışmayı nasıl işlevsel hale getireceği konusunda yoğunlaşmalı. Bölgeye pilot tesislerin kurulması için Karadeniz sahillerindeki en uygun bölgeleri de fizibilite çalışmalarımızda tespit ettik&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8221;KAUÇUK ve KİMYA ENDÜSTRİSİNE DE HAMMADDE VERECEK&#8221;</strong></p>
<p>Şahin, hidrojen-sülfürden hidrojen üretiminin yüksek seviyelere çıkmasıyla, aynı zamanda ekonomik değeri bulunan sülfür de denilen kükürtün açığa çıktığını kaydetti.</p>
<p>Sülfürün kauçuk endüstrisinin temel kimyasalı olduğunu vurgulayan Şahin, &#8221;Hidrojen-sülfürden hidrojeni enerji olarak aldığınızda, oluşan sülfür miktarı da ekonomik olarak bir katkı oluşturuyor. Böylece hidrojen üretimi neredeyse bedavaya geliyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8221;KARADENİZ&#8217;DEN BESLENEN BİR SANTRAL HAYAL DEĞİL&#8221;</strong></p>
<p>Şahin, çalışmalarının her türlü maliyet ve fizibilite çalışmalarının tamamlanmasıyla, bölgeye Karadeniz&#8217;den doğrudan beslenen enerji santrallerinin kurulmasının &#8221;hayal olmaktan çıkacağını&#8221; söyledi.<br />
Özellikle Karadeniz&#8217;e kıyısı olan ülke araştırmalarının bu kaynağın değerlendirilmesi için yoğun çalışmalar yürüttüğünü belirten Şahin, &#8221;Litaratürü inceleyenler görecekler. Biz de istiyoruz ki Türkiye de bu konuda çalışma başlatılsın. Petrol azaldığında, yerine alternatif enerjiler kullanılmaya başlandığında bizim yanıbaşmızdaki kaynağı değerlendirir potansiyele sahip olalım. Aksi halde 20 sene sonra çok geç kalınmış olunacağından hazır teknolojiler almaya devam edeceğiz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Projelerinde hidrojen enerjileri üzerine adını duyuran bilim insanlarıyla da ortak çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Şahin, ayrıca İstanbul&#8217;daki Milletlerarası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi&#8217;nin Kurucu Direktörlüğünü yapan ve ardından ABD&#8217;ye dönen Prof. Dr. Nejat Veziroğlu&#8217;ndan da çalışmaları konusunda büyük destek aldıklarını söyledi.</p>
<p><strong>PROF. DR. VEZİROĞLU:&#8221;MALİYET ANALİZLERİ GEREKİYOR&#8221;</strong></p>
<p>Mükerrem Şahin&#8217;in çalışmalarını yakından takip eden ve halen ABD&#8217;de yaşayan Dünya Hidrojen Enerjisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Nejat Veziroğlu da konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.</p>
<p>Veziroğlu, halen ABD&#8217;de Miami&#8217;de dünyanın çeşitli bölgelerindeki hidrojen araştırmaları konusundaki çalışmaları izliyor ve dünyanın bu enerjiye dikkatini çekmesi için konferanslar düzenliyor.</p>
<p>Hidrojenin çeşitli yöntemlerle üretilebileceğine işaret eden Veziroğlu, bu enerji kaynağının Türkiye&#8217;nin yenilenebilir enerji kaynaklarından, rüzgar, güneş, su ve jeotermal gibi enerji kaynaklarından elde edilebileceği gibi Karadeniz&#8217;in dip sularındaki hidrojen sülfürden de elde edilebileceğini belirtti.</p>
<p>Hidrojen üretiminde uygun maliyetlerle üretim yapmanın önemini vurgulayan Veziroğlu, &#8221;Türkiye eğer bu alana yatırım yapar ve düşük maliyetle hidrojen üretimini yapabilirse, enerji bağımlılığından kurtulur. Ayrıca ticaret açığımız tamamen kapanır. Bu çok mühim bir konu&#8221; dedi.</p>
<p>Dr Mükerrem Şahin&#8217;in yaptığı buluşun da bu açıdan çok mühim olduğunu vurgulayan Veziroğlu, &#8221;Tabii bunu ticari hale getirmek için büyük çaplı deneyler yapmak lazım. Bunların da desteklenmesi gerekiyor&#8221; değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Karadeniz&#8217;deki bu potansiyelin değerlendirilmesi konusunda Karadeniz Teknik Üniversitesi, Rize Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi araştırmacıları ile Karadeniz&#8217;e kıyısı bulunan ülke araştırmacılarının çalıştığını dile getiren Veziroğlu, &#8221;Ancak bu çalışmalar hala araştırma aşamasında. Henüz ticari hale gelmedi. Bu araştırmalar arasında hidrojeni en ekonomik şekilde üretecek sistemin bulunması lazım&#8221; dedi.</p>
<p>Bu araştırmaların büyük çaplı yapılabilmesi için desteklenmesi gerektiğini ifade eden Veziroğlu, &#8221;Büyük çaptaki deneylerde ticari olarak ne şekilde hidrojenin üretilebileceğinin projesinin hazırlanmış olması gerekiyor. Mükerrem Şahin&#8217;in çalışmasında hidrojen, kalalizör yöntemiyle elde ediliyor. Diğer çalışmalarda ise başka yöntemler kullanılıyor. Burada mühim olan hangi yöntemin hidrojeni daha ucuz üretilebileceği. En ucuz yöntem piyasayı tutacaktır. Bu anlamda Şahin&#8217;in çalışması çok mühim.</p>
<p>Bu çalışmanın ticari olarak üretilebilmesi için daha büyük çapta üretim yapılması ve maliyet hesaplarının yapılması lazım. Bu yöntemle ilk etapta hidrojen üretilirse, maliyet ne olacaktır? Bunun gösterilmesi lazım. Eğer doğalgazdan daha ucuza üretilebilirse, Türkiye&#8217;de doğalgazın, petrolün ve kömürün yerini alır ve dışarıdan doğalgaz, petrol ve kömür ithal etmemize gerek kalmaz.&#8221;</p>
<p>Veziroğlu, Şahin&#8217;in çalışmasının Dünya Hidrojen Enerjisi Derneği&#8217;nin çıkardığı Uluslararası Hidrojen Enerjisi Dergisi&#8217;ne gönderildiğini ve burada çeşitli araştırmacılar tarafından tetkik edilip yayınına karar verileceğini söyledi.</p>
<p><strong>BU ÇAĞIN ADI &#8221;HİDROJEN&#8221; ÇAĞI</strong></p>
<p>Uzun yıllar hidrojen ve bor teknolojileri üzerine çalışmalar yürüten ve çok sayıda uluslararası yayım yapan Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Levent Aksu da konuya ilişkin görüşlerini aktarırken, geçen yüzyılın bilim çevrelerinde &#8221;atom çağı&#8221; olarak adlandırıldığını, bu yüzyılın da &#8221;hidrojen çağı&#8221; olduğunu belirtti. Aksu, hidrojenin kainatta en çok bulunan element olarak çok büyük bir enerji kaynağı olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Hidrojenin genellikle suyun elektrolizinden elde edilebildiğini anlatan Aksu, iki hidrojen ve bir oksijen elementinden oluşan sudan hidrojenin ayrıştırılması için çok yüksek elektrik enerji gerektiğinden bu çalışmaların çok zahmetli ve zor olduğunu belirtti.</p>
<p>Hidrojen-sülfürlü suda bu zahmetlerin çoğunun bulunmadığını söyleyen Aksu, Mükerrem Şahin&#8217;in yürüttüğü projenin özellikle bu açıdan çok önemli olduğunu vurguladı. Çalışmada, hidrojeni sülfürden ayırmak için özel katalizörler kullanıldığını anlatan Aksu, şu bilgileri verdi:</p>
<p>&#8221;Hidrojen günümüzde çok önemli bir yakıt. Bildiğimiz tüm roket yakıtları hidrojenden yapılıyor. Çağımıza adını veren de hidrojen. Hidrojen, bilinen en etkili yakıt. Petrolün veya benzinin veriminin 10 bin katı kadar yüksek bir verim sağlıyor. Fakat, sıvılaştırılması sorunu belli katalizörlerle, depolanması sorunu da büyük ölçüde halledildi.&#8221;</p>
<p>Hidrojenle çalışan arabaların yapılmaya başladığını, ABD&#8217;de de çok sayıda hidrojen dolum merkezinin bulunduğunu dile getiren Aksu, &#8221;Hidrojen sülfürden hidrojeni elde etmek mevcut tüm yöntemlerden daha kolay&#8221; dedi.</p>
<p>Karadeniz dip sularına yönelik projenin son derece önemli bir proje olduğunu ifade eden Aksu, şu görüşlerini bildirdi:</p>
<p>&#8221;Hidrojen sülfür Karadeniz&#8217;in dip sularında çok fazla bulunan bir bileşik. Bunun içinden hidrojenin alınması konusunda yapılan fizibilite çalışması da son derece uygun. Daha yapılması gereken çok çalışma var. Bu çalışma, hidrojen araştırmalarında bir mihenk taşı diyebilirim. Türkiye&#8217;de uygun bir şekilde petrolden daha ucuza mal edilebileceğini düşünüyorum. Bunun için fiyat ve fizibilite araştırmasının yapılması lazım. Sanıyorum ki petrolden daha ucuza mal olacaktır.&#8221;</p>
<p><strong>samanyoluhaber.com</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2011/08/hidrojen-sulfurden-hidrojenin-ayristirilarak-enerji-uretildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Yerli Uydumuz Uzaya Fırlatılacak</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2011/08/ilk-yerli-uydumuz-uzaya-firlatilacak/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2011/08/ilk-yerli-uydumuz-uzaya-firlatilacak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2011 20:36:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[rasat]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2170</guid>
		<description><![CDATA[17 Ağustos 2011 günü ilk yerli uydumuz uzaya fırlatılıyor. TÜBİTAK tarafından Türkiye&#8217;de tasarlanarak yerli üretilen uydumuzun adı RASAT. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) tarafından, DPT tarafından sağlanan kaynakla Türkiye&#8217;de tasarlanarak üretilen, Türkiye&#8217;nin ilk yerli yer gözlem uydusu ve Türkiye&#8217;de bugüne kadar üretilen en büyük uydu olan RASAT, Yasny Fırlatma Üssü&#8217;nden verilen bilgiye göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>17 Ağustos 2011 günü ilk yerli uydumuz uzaya fırlatılıyor. TÜBİTAK tarafından Türkiye&#8217;de tasarlanarak yerli üretilen uydumuzun adı RASAT.</p>
<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/08/ilk-yerli-uydu-yola.jpg"><img src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/08/ilk-yerli-uydu-yola-300x169.jpg" alt="" title="ilk-yerli-uydu-yola" width="300" height="169" class="alignleft size-medium wp-image-2171" /></a><!-- adman --><br />
TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) tarafından, DPT tarafından sağlanan kaynakla Türkiye&#8217;de tasarlanarak üretilen, Türkiye&#8217;nin ilk yerli yer gözlem uydusu ve Türkiye&#8217;de bugüne kadar üretilen en büyük uydu olan RASAT, Yasny Fırlatma Üssü&#8217;nden verilen bilgiye göre 17 Ağustos 2011 günü uzaya gönderilecek.</p>
<p>TÜBİTAK yetkililerinden edinilen bilgilere göre, RASAT 15 Haziran 2011 tarihinde Rusya Federasyonu&#8217;nun Kazakistan sınırındaki Yasny Fırlatma Üssü&#8217;ne gönderildi. Üstteki testleri tamamlanan RASAT, yarın uzaya gönderilecek. RASAT&#8217;ın tasarım, üretim ve test aşamalarının tamamı Türk mühendisler ve teknisyenler tarafından, hiç bir yabancı ortak ya da danışman kullanılmadan, Ankara&#8217;da TÜBİTAK UZAY Tesislerinde gerçekleştirildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2011/08/ilk-yerli-uydumuz-uzaya-firlatilacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞAL BOYUTLAR</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2011/06/dogal-boyutlar/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2011/06/dogal-boyutlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 16:48:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[boyut]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2163</guid>
		<description><![CDATA[Doğal boyutları sıralarken matematikten yardım alabiliriz, doğal sayıları kullanarak onları sıralayabiliriz. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 ve rakamların gidebildiği yere yani sonsuz sayıda boyuttan söz edebiliriz. Bu durumda evrenin durmadan kendini yapılandırdığı sonucuyla da karşı karşıya kalabiliriz. Evrenimiz bildiğimiz çaptan milyonlarca ve hatta milyarlarca kat daha büyük bir olma olasılığı belirebilir. Kozmik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğal boyutları sıralarken matematikten yardım alabiliriz, doğal sayıları kullanarak onları sıralayabiliriz. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 ve rakamların gidebildiği yere yani sonsuz sayıda boyuttan söz edebiliriz. Bu durumda evrenin durmadan kendini yapılandırdığı sonucuyla da karşı karşıya kalabiliriz.  Evrenimiz bildiğimiz çaptan milyonlarca ve hatta milyarlarca kat daha büyük bir olma olasılığı belirebilir.  </p>
<p>Kozmik ışımanın galaktik yoğunluktan kaynaklanabilme olasılığından tutunda, evrenin genişlemesine kadar bilinen olayların sorgulanmasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Evrenin genişlemesi gibi daralabileceği bir galaktik bir mekanizma içinde olma olasılığı da belirebilir. Nedir bu doğal boyutlar diye merak ettiğinizin farkındayım. </p>
<p>Tüm hareketliğin ve tüm boyutların içinde bulunduğu metafizik evreni yani sonsuzluğu sadece ve sadece mekan olarak düşündüğümüzde yani sonsuzluktan meydana gelmeyen yalnız sonsuzluğun içindeki enerji ve maddesel yapılar olarak kabul ettiğimiz zaman karşımıza boyutlarından meydana gelmiş bir yapı çıkmakta ve sonra boyutların meydana getirdiği devasa bir yapı belirmekte. Bu devasa yapının büyük olması ve kendini inşa etmesi durumu, bu maddesel yapının işgal ettiği metafizik alanda yani sonsuzlukta, bir anlamı ve kapladığı yerin bir önemi olmayabilir; çünkü sonsuzluk başı ve sonu olmayan, hiçbir yönün olmadığı mekan içinde mekan aramanın son bulduğu yer olarak ifade edebiliriz.</p>
<p>Sonsuzluk Bildiğimiz kurallarla açıklayamadığımız bir durumdur. Asla anlamamızın mümkün olmadığı bir yapı, her şeyin bizim tarafımızdan algılanma düşüncesi de yanlış bir düşünce olabilir, bildiğimiz evrende algılayamadığımız ilk yapı sonsuzlukla başlayabilir mi? </p>
<p>Sonsuzluğun içindeki maddesel evren kendini sorgulamaya çok uzun zamanlar önce başladı. Kendi parçaları olan insanoğlunun vasıtasıyla geçmişini ve geleceğini sorguladı, teknolojide ilerleyen insanoğlu evrenin doğasını çözmeye çalışırken diğer taraftan da kendini sorguladı. Evreni araştırmak kendi parçalarımızı merak etmek gibi ise evrenin parçaları olan bizler evrenle aynı anlama geliyor olabilir miyiz? Sonsuzluğun anlaşılamaz olması,   bu yapının anlaşılmazlık yapısıyla kendini donatılmış olması yüksek bir ihtimaldir. Yalnız maddesel evren algı sınırlarımız içinde bir durumdur. Maddesel evrenin Anlaşılır olması ileriki tarihlerde her türlü gelişmeye açık olması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Maddesel boyutlardan açıklamaya çalışacağım yalnız sonsuzluğu mekan olarak kabul ederek, sığındığımız madde kapasitesinin işgal ettiği alan kabul ederek maddesel boyutları anlatmaya çalışacağım.</p>
<p><strong>4. BOYUT</strong></p>
<p>Söz konusu olan 4. boyut zaman denilen olgu olabilir mi? eğer zaman 4.üncü boyut ise bu boyut nedir? Bu boyut algıladığımız bir boyut mu? Algılayabiliyorsak bu boyut nerededir? Algı sınırlarımız dışında ise farazi olarak nerede olabilir? Bu boyutta hayat olabilir mi? Bu boyutta neler yaşanmakta? Bu boyutta fizik kuralları farklı işliyor olabilir mi? Algı sınırlarımız dışında ise bizim bu boyutla ne ilgimiz olabilir? Gibi sorulara cevaplar arayacağız.</p>
<p>Zamandan söz ederken sadece bir anının varlığından söz ettik, evrenin her yerinde işleyen saatin sabit olduğunu burada ayrı bir zaman, başka yerde ayrı bir zamanın söz konusu olmadığını zaman olarak bilinen her şeyin aslında madde ve onun etkileriyle ilgili olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Eğer zaman bir boyut değilse 4. boyut ne olabilir?  </p>
<p>Teorisyenlerin söylemiyle yüksek enerjiden yararlanarak açılacak bir kurt deliğinden gidebileceğimiz başka bir boyut olabilir mi? Burada boyutların olup olmadığı sorgulanabilir, müdahale ederek değişme uğratabildiğimiz matematik destekli teorilerin söz ettiği boyutlar mı? Yoksa evrenin doğal yapısı gereği meydana gelen doğal boyutlar mı? Boyutlar anlatılırken bizim gibi hayatların boyutlarda olabileceği söylemi ne kadar doğrudur? Devamlı değindiğim doğal boyutlar nadir? Bunları sırasıyla anlatacağım.</p>
<p>İlk önce evrendeki doğal boyutlara değinmek istiyorum. Doğal boyut 1 boyutların bir araya gelerek oluşturdukları 2 boyut ve bu boyutların toplamı olan 3 boyutun meydana getirdiği bizim boyutumuz, bu toplamlar devam ederse 4 ve sırasıyla 5 ve bunun üstü boyutların evreni inşa olurken izlediği yol sonucu oluşmuş gerçek boyutlardır.</p>
<p>Evren kendini inşa ederken oluşmuş boyutlardan sadece biri olan 3 boyutta bulunmaktayız. 1 ve 2. inci alt boyutları kavramamızın nedeni ise bizim algı sınırlarımız içinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. 1.inci ve 2.inci boyutu kavrayabiliyoruz, bu boyutlar 3.üncü boyutu meydana getirdi. Öyleyse 3.üncü boyutun toplamı nedir? 3 boyutun toplamı sonucunda dördüncü, dördüncü boyutun toplamında beşinci, beşinci boyutun toplamında altıncı ve sürekli boyutlar toplanarak başka bir boyutları meydana getiriyor olabilir. Eğer boyutlar toplanarak başka boyutları meydana getiriyorsa, meydana gelen boyutlar nereye kadar devam edebilir hiç düşündünüz mü? </p>
<p>Atomlardaki kesintisiz kararlılığa bakarsak durmadan sürekli büyüyen genişleyen bir evrendeyiz belki bunları algılamıyor olabiliriz ama tüm emareler evrenin sonsuzluk içinde yapılandığını göstermekte. Bu emareler arasında atomun bilinçli bir yapıya sahip olması ve kesintisiz bir kararlılıkla durmadan evrenin devinim halinde olması bulunmaktadır.</p>
<p>3 üncü boyutun toplamda 4.üncü boyutu meydana getirdiği açıktır, bu boyutlar doğal boyutlardır. Biz dördüncü boyutun oluşturanı olduğumuz halde neden dördüncü boyutu göremiyoruz? Dördüncü boyut evrenimizin neresinde olabilir? Yada evrenimiz dördüncü boyutun neresinde olabilir? </p>
<p>Dördüncü boyutu algılayamamamızın başlıca nedeni dünyamızın, galaksimizin hatta evrenimizin dördüncü boyutta bir ayrıntının sadece bir parçası olmasından kaynaklanıyor olabilir mi? Bildiğimiz evrenimiz süper devasa yapılar içinde küçük ayrıntıda gizli olması dördüncü boyutu algılamamız önündeki en büyük engel olabilir.<br />
Bu düşünceme göre algılayamadığımız evren bildiğimiz evrenden milyarlarca defa daha büyük ve o kadarda yaşlı olabilir. </p>
<p>Acaba bir gün Dördüncü boyut görebilecek miyiz? Veya dördüncü boyutta yapılar nelerdir ve nasıldır? Dördüncü boyutu görme ihtimalimiz şöyle olabilir; kalbimizdeki bir su molekülünde bulunan bir hidrojen atomunun önce su molekülünden kopması ardından önce kalbin dışına sonrada vücudumuzun dışına çıkarak tüm vücudu resmedip kavramasıyla eş değerdir.<br />
Yani İmkansıza yakın bir olaydır. Yalnız ileri teknolojiler bildiğimiz evrenin çapından büyük binlerce parçayı haritalayarak ve bunları bir araya getirerek resmi biraz görme ihtimalleri olabilir. </p>
<p>Gerçek evren bilinenden milyarlarca kat daha büyük ve karmaşık olabilir, dünyamız, galaksimiz ve evrenimiz bu süper devasa yapıda nasıl bir parçanın ayrıntısı olabilir sorusu insanın kafasına takılabilir. Dördüncü boyutun bir parçasıyız ama onu algılayamıyoruz, bunun sebebi aşırı büyük bir mekanizmada olmamız olabilir mi? </p>
<p>Bu durumu anladığımızda karadelikler ve evrenin genişlemesi gibi bilinen kozmik olaylara bakış açımız değişebilir mi? bilinen kozmik olaylar dördüncü boyutta sıradan olaylar olabilir mi? üst boyutta nasıl bir düzen olabilir, oralarda değişik formatlarda hayatlar da olabilir mi?<br />
Evrenimiz dördüncü boyutta bir yapının parçası olabileceği gibi dördüncü boyuta özgü bir yaşam formatında devasa bir canlının bir ayrıntısında varlığını devam ettiriyor olabilir. Dördüncü boyutun bir parçası olduğumuz için bu yapıdaki yerimizle ilgili milyonlarca olasılık olabilir. </p>
<p>Nasıl ki bir taş parçası bileşik atomlardan meydana gelmişse evrende çeşitli çapta gezegen, sistem ve galaksilerin toplamı olan kozmik çeşitlilikten meydana gelmiştir. Üst boyuttaki evrende bizim fizik kanunlarımız geçersiz bile olabilir evren saati ve zaman gibi algıların dışında kalan her şey farklı olabilir. Değişik fizik kuralları ile işleyen devasa yapılar ve değişik formata sahip hayat çeşitliği bu boyutta mevcut olabilir. </p>
<p>Kendi boyutumuzda derinliği olmayan iki boyutlu bir objeyi algılayabiliriz, mesela bir fotoğrafı ele alırsak boy ve en vardır olmayan derinlik onu 2 boyutlu kılar. Tüm boyutların temeli olan 1.inci boyutu meydana getiren parçalar, atomu var eden alt birimler olabilir mi? laboratuar ortamında üç boyutlu gözlenebilen atomlar ve bazı alt parçacıklarını meydana getiren oluşturanlara doğal boyutta 1 boyut diyebiliriz miyiz?</p>
<p>Atomların mikroskop altında 3 boyutlu olarak gözlenmesi bunların üç boyutlu olduğu anlamına gelmez doğal bir ortamda atomun bizim için sonsuzluktaki noktalar gibi olması sebebiyle atomların sadece 1 boyutlu noktalar olduğunu düşünüyorum. Moleküllerin ise ancak iki boyutlu algılanabileceğini ve bu moleküllerin bir araya gelerek oluşturdukları maddenin de 3 boyutlu olduğu düşünüyorum. Bu durum bizim algıladığımız doğal boyutlardır.</p>
<p>Eğer yaşadığımız doğal ortam üç boyuttan meydana gelmiş ise bunun en önemli nedeni evrende 1.inci boyutun yapılandırdığı 2.inci boyutların yoğunluğuyla anlatabiliriz yalnız bu anlatılarımız boyutsal bir anlatıdır.</p>
<p>Tüm galaktik yoğunluğumuz algılayamadığımız bir yapının içinde, yani 4.üncü boyutta o boyuta özgü bir gezegenin oluşturanları arasında ve ayrıntılarında kalmış bir parçasının oluşturanı da olabilir. Ve bu boyuttaki bir çeşit yaşam formatının içinde kalmış bir oluşturan ve parça olma ihtimalide göz ardı edilmemelidir.<br />
Diğer boyutlarda şekilsel anlamda daha görmediğimiz yapıların varlığı söz konusu olabileceği gibi yön olayının da farklı olabileceği ihtimali vardır. 3 boyutta bulunan doğal dört yön olduğunu biliyoruz, 4.üncü boyutta ise o boyuta özgü doğal yönlerin daha fazla olabilme ihtimali vardır.</p>
<p>Diğer boyutta farklı yaşam formatları olabileceğinden devamlı söz ettik, bu yaşam formatlarında nasıl bir yaşam sürmektedir ve şekilsel olarak nasıl olabilirler, bizim ölçü birimlerimizle ne kadar ömürleri vardır gibi sorular insanın aklına gelmektedir. Daha doğrusu var olduğunu bildiğimiz ama algılayamadığımız bir yapı hakkında insanın aklına takılan çok soru var.</p>
<p>Doğal boyutları anlatmaya çalışırken atomları 1.ci boyut, molekülleri 2.ci boyut, madde 3.cü boyut olarak anlatmıştım. Bu durumu böyle kabul etmeyebiliriz veya bu dediklerimde yanlış olabilir. Evreni oluşturan her şeyin 3 boyutlu olduğunu da kabul edebilirsiniz.  Yalnız bunu unutmayalım ki bir boyutun eksikliği önce bizi bir tabaka gibi olan 2 boyuta indirgerdi, en veya boyun eksilmesi durumunda ise evren sadece 1 noktaya dönüşürdü. Boyutların toplamı bir başka boyutu meydana getirmekte evrenimizde doğal ortamda bulunmayan iki boyut 3 boyutun oluşturanlardır. Evrenimizi de 3.üncü boyutu kavrayabildiğimiz ortamları görebiliriz, 4 boyutun olmayacağını da dile getirebiliriz. Yalnız atomdaki bilinç ve evrenimizin düzenli bir şekilde devinim halinde olması yanında, toplamların başka yapılar oluşturması kaçınılmaz bir gerçektir. 3 boyuttan sonrada yüksek ihtimalle olabilecek boyut 4 üncü boyuttur.</p>
<p>Büyük patlamadan sonrasını düşünün atomlar üst üste değil de bir tabaka gibi uzay boşluğunda bir araya gelselerdi bugün var olan evrenden söz etme ihtimalimiz bile olamazdı. Evrende maddenin oluşumunda yani üç boyutun var olmasındaki iskelet yapıyı oluşturan boyutlar çok önemlidir. </p>
<p>Evren sebep sonuç ilişkisi ile açıklanamayacak kadar karmaşık bir yapıdır. Ve bu yapının kendini durmadan inşa etmesi sonucu sonsuzlukta büyüyen bir yapıdan söz edebiliriz.  Durmadan devam eden boyutların toplandığı ve yeni yapılar meydana getirdiği bir evrenden söz ediyorum. 3 toplamında 4, 4 ün toplamında 5 ve bu sayı giderek artıyor ama durmadan yeni boyutlar meydana geliyor. Bu boyutların sonu var mıdır sorusu sorulabilir. Durmadan kendini inşa eden bir evren, boyutların başka boyutlar meydana getirmesi, evrenin genişlemesi olarak algılanmamalı keza 3 boyutun genişlemesi 4 boyutta çok küçük çaptaki bir fiziki olayı gibi algılanabilir. </p>
<p>3 Boyutlu evrenimiz sonsuzlukta bulunan 4.üncü boyutta kendi ölçü birimlerimizle anlatamayacağımız süper devasa bir kütlenin içinde olabilme ihtimalide yüksektir. Dünyada bulunan küçük bir kaya parçası ile evrende bulunan süper bir kütlede temel sayılabilecek, varlık nedenleri aynıdır. </p>
<p>Elektromanyetik çekim kuvvetiyle birbirlerine bağlı atomlar gibi kütle çekim kuvvetiyle birbirine bağlı bir evren, küçüklük ve büyüklük farkları dışında hemen, hemen birbiri gibi ana prensiplerle hareket halinde olan, bildiğimiz ölçülerle anlatılamayacak kadar büyük bir evren. Belki dördüncü boyuttaki bağlayıcı kuvvet farklı olabilir ama sonuçta bu boyutu bir arada olması bilinen prensipleriyle çelişmemektedir.  Elektromanyetik alan kuvveti ve kütle çekim gücünden farklı bir enerji veya güçle dördüncü boyuttaki yapılar birbirine bağlı olabilir.</p>
<p>Bizim ölçülerimizle anlatılmayacak maddesel süper devasa bir boyut 4.üncü boyut; bu boyutu toplanarak meydana getirmiş 3 boyutlu evreni düşünün, devasa dördüncü boyutu meydana getirmiş tüm parçaları bir hayal edin karşımıza bizim 3 boyutlu evrenimizin bilindiğinden milyarlarca kat büyük olduğu sonucu çıkmakta. </p>
<p>Tüm doğal boyutları temeli sayılan 3 boyutun çok büyük bir çapta olduğu ve sonsuzlukta belki bizim için sonsuz gibi bir yapı modeli oluşturuyor olabilir.   Yüz kattan oluşan bir binanın 3 katını düşünün. Bizim 3 boyutlu evrenimiz olan kat ve alt katlardaki komşularımız olan 1 ve 2 katlarda bulunan 1,inci ve 2,inci boyut oturmakta biz onları biliyoruz. Bir üst katımızda dördüncü boyut var o boyut bizi bilmekte yalnız biz o boyutun sadece varlığının farkındayız ve üstündeki katlarda kaç boyutun ikamet ettiğini bilmiyoruz </p>
<p>Söz etiğim bina boyutların ikamet ettiği evren binası sonsuzluk dolaylarında nasıl yapıldığı ve projesi nasıl olduğu bilinmeyen,  sonsuzluk sıradan ama bizim için inanılmayacak büyüklükte olan bir yapı. Girişi karanlık ve belirsiz bir bina sadece katların aydınlatması olan inanılmaz bir bina  her kat çok karmaşık, ilginç ve bir o kadarda organize.</p>
<p>Üstümüzde olan tüm katları merak ediyoruz yalnız bir sorun var girişte bulunan 1 ve 2.inci katları iyi biliyoruz. Bu katlarda bulunan tüm odaları ve alanları iyi bilmemize rağmen kendi katımız olan 3 katı iyi bilmiyoruz hatta tek odasını bile tam olarak keşif edemediğimiz kendi katımız durmuşken üst katları merak etmemiz biraz düşündürücüdür. Demek ki ilkönce 3 boyutlu olan katımızı keşif etmemiz gerekiyor, belki kendi katımızı yani içinde bulunduğumuz doğal boyutu anlarsak belki o zaman üst katlarda neler olup bittiğini anlayabiliriz. </p>
<p>İlk boyutların nasıl oluştuğundan başlayarak evrenin geçmişine gidelim, evrenin geçmişine giderken duracağımız bir sınır olan enerjinin sonsuzluğa akmasıyla başlayan sürece ve ondan sonrasını konuşalım, sadece ondan sonrası dememin sebebi ise öncenin bir muamma olduğunu ve bu muammanın evrenin bir sırrı olarak devamlı var olacağı gerçeğidir. </p>
<p>Sonsuzluktan akan enerji ile oluşan ilk reaksiyonlar ve sonrası meydana gelen devasa kozmik patlamaların sonucunda madde ve enerjinin sonsuzlukta çok geniş çapta bir alana yayılmış. Enerji atom çeşitliliğini 1 boyut, sonrada kütle çekimi kuvvetinin etkisiyle 2 boyut ve 3 boyut meydana geldi. Atomlar oluşumundaki evrene tek boyut, atomların kütle çekim gücüyle elementlerin oluştuğu döneme 2 boyut, 2 boyutların bir araya gelmesiyle 3 boyut meydana geldi. 3 boyut olan evrenimizin dağınık olması başka üst boyutların olduğunun kanıtıdır. </p>
<p>Eğer evren genişlemeseydi ne olurdu? üç boyutlu madde dağınık halde bulunmayıp hepsi bir arada olsa idi ne olurdu? Kütle çekimin gücüyle evrendeki maddesel yapının tümü bir araya toplansaydı ne olurdu? O zaman evren dediğimiz yapı süper devasa bir küreden oluşurdu ki şimdi ondan söz edemiyor olabilirdik. Demek ki evrenin genişlemesi sonucu parçalara ayrılan 3 boyut başka boyutları meydana getirdi. Şimdi ki genişleme üst boyutlardan sıradan bir olay olarak algılanabilir yalnız unutulmamalıdır ki evrendeki boyut oluşumunu sağlayan temelde genişleme şarttır.<br />
Yapılan çalışmalarda evrenin önceki zamana göre giderek hızlı bir şekilde genişlediği gözlenmiş. Genişlemenin nedenini de karanlık enerjinin karşı çekim gücüyle meydana geldiğinden söz edilmekte öyleyse bu karanlık enerji ne olabilir? </p>
<p>Acaba uzay boşluğu dediğimiz alanda fotonların ilerlemesini sağlayan satıh karanlık enerji olabilir mi? uzay boşluğu dediğimiz yerde ışığın hareket imkanı olması, uzayın boş olmadığı anlamına gelebilir mi? eğer gezegenlerin dışı boş değilse gerçek boşluk nerede diyebilirsiniz. Düşünceme göre evren tek bir zarın içindedir, zarın içinde hiçbir şey boş değildir yalnız zarın dışı gerçek manada boştur. Madde ve enerjinin sıfır olduğu yerdir; boşluk sadece ve sadece evrenin içinde bulunan zar mekanıdır; sonsuzluğun bir sınırı yoktur. Öyleyse evren zarının içinde bulanan boşluk olarak tabir ettiğimiz alanın içeriği nedir? Geçmiş bir yazım olan pasif aktif enerji ve evren yazımda evren zarı içinde bulunan maddesel yapıların aktif, maddesel yapının dışında bulunan boşluk dediğimiz yapının ise pasif enerjiden oluştuğunu anlatmaya çalışmıştım. </p>
<p>Karanlık enerji dediğimiz enerji zarın içinde bulunan evrendeki boşluk olarak algıladığımız alanlarda olabilir mi?  bu alanlara istiflenmiş bir çeşit enerji olabilir mi? eğer bir enerji çeşidiyse kaynağı nedir? bu değişik enerji Yoğunluğunun evrene etkileri var mı gibi sorulara beraber cevaplar arayacağız.</p>
<p>Öncelikle uzayda bulunan yıldız yoğunluğunu ele alalım, şimdi diyeceksiniz ki yıldız yoğunluğunun bu anlatılanla ne ilgisi olabilir? Yıldızlar evrenin ışıyan ışık küreleridir, ışıma ile birlikte evrene devamlı durmadan foton yayımı yaparlar, bu ısı ve ışık yayımıyla birlikte evrene radyasyon içeren alfa ve beta parçacıkları da yayılır. Bu foton yayımı öyle yoğundur ki sadece Samanyolu galaksisinde 300 milyar yıldız olduğunu bilinmekte, tüm evrendeki yıldız sayısı düşünüldüğünde ise ortaya yıldızların evrene yaydığı, ölçemeyeceğimiz ölçülerde bir enerji çıkmakta, peki bu enerjinin evrendeki görevi nedir?</p>
<p>Yıldızlardan yayılan yoğun ışıma ve radyasyon bir yerde büyük patlamanın etkilerinden sayılan yoğun radyasyonun asıl kaynağıdır, diğer yönden bu yoğunluk karadeliklerin yuttuğu aktif enerjinin kaynağıdır. </p>
<p>Karadelikler yıldızlardan evrene yayılan aktif enerjiyi sindirirler ve bu aktif enerji karadeliklerde sonsuz parçalanma göstererek değişik formatta başka bir enerji halini alır bu enerjide boşluk dediğimiz alanda bulunan pasif enerjidir. Pasif enerji Yıldızlarda füzyon yanmanın gerçekleşmesini sağlayan bir enerji türüdür. Evrende iki çeşit enerji türü vardır. Madde ve enerji formatındaki aktif enerji ve bu enerjilerle beslenen karadeliklerin yutması sonucu oluşan pasif enerji. Bu iki enerji bir döngü içerisindedir. Kozmik santraller diyebileceğimiz pasif enerjiyi yakıp aktife çeviren yıldızlar, aktif enerji yutarak pasif enerji meydana getiren karadelikler evrende kozmik santral durumundadır. </p>
<p>Bir döngüden söz edebiliriz, bu döngünün sonucunda evrendeki genişlemeyi bile etkileyen pasif enerjinin varlığı kaçınılmaz bir sonuçtur. Evrenin genişleme hızının zamanla daha artması, evrenin başlangıcında evren zarının içinde bu enerjinin azlığı anlatılabilir. Sonsuzluktan evren zarının içine akan saf enerji kendini atomik yapıların içinde istifleyerek aktif enerji durumunu almış ve sonucunda maddesel bir durum almıştır.  </p>
<p>Saf enerjiyi sonsuzluktan evren zarına taşıyan yapılar, enerjinin boyut değiştirmesiyle gerilerinde pasif enerjinin görevini görecek bir enerji türü bıraktılar, tabi ki zayıf bir enerjiydi ilk oluşan yıldızlar yüksek bir füzyon yanması gerçekleştiremediler. İlk dönemler zayıf bir pasif enerji görevini gören saf enerjinin geride bıraktığı bu kalıntılar, yıldızların yavaş bir şekilde yanmasını sağladı ilk dönemlerde daha karadelikler meydanda yoktu. </p>
<p>Olmamasının sebebi yutulacak yoğun bir enerji türü foton ışımanın etkilerinin olması ile ilgilidir. Yavaş yanmayla evren zarı içinde birikmeye başlayan foton ışımanın etkileri proton, alfa ve beta parçacıklar sonucunda pasif enerji birikmeye başladı, saf enerjinin atomları meydana getirirken geride bıraktığı pasif enerji benzeri olan, ilk yıldızların yavaş bir füzyonla çalışmasını sağlayan enerji yok denecek dereceye geldi. Bir taraftan birikmeye başlayan foton ışıma yani aktif enerji diğer taraftan bu ışımanın sebebi olan yıldızlardaki füzyon yanmayı sağlayan pasif enerji. </p>
<p>İlk dönemlerde denge bozulmak üzereydi pasif enerjinin tükenmesiyle yıldızlardaki füzyon yanma duracak hatta yeni başlayan genişleme duracaktı ki karadelikler denilen kozmik canavarlar devreye girmeye başladılar. Yıldızlar ve kozmik yapıların bir arada bulunduğu genç galaksilerin merkezinde oluşmaya başladılar. Karadelikler galaksilerde yıldızların üretmeye başladığı aktif  enerjiyi yutarak pasif enerjiye dönüştürdüler. Bu sonucunda pasif enerji yine evren zarı içinde birikmeye başladı ve yıldızlardaki füzyon yanma daha seri bir şekilde olmaya başladı. Yıldızlar karadelikleren kaynaklanan pasif enerjiyle, karadeliklerde yıldızlardan kaynaklanan aktif enerjiyle çalışarak bir çeşit döngü oluşturmuş oldular. </p>
<p>Yüzyılımızda yapılan bazı gözlemlerde karadeliklerin galaksileri bile yuttuğu gözlemlendi, bunun sebebi ise pasif enerjinin artması sonucu yıldızdaki füzyon yanmanın hızı giderek arttı ve yıldızsal yapıların giderek evrende çoğalması sonucunda pasif enerjinin çok tükendiği ve karadeliklerin bu dengeyi sağlamak için pasif enerjiyi fazla üretmesiyle anlatabiliriz. Pasif enerjinin yoğunluğu giderek artıyor diyebiliriz eğer evrenin genişleme hızı giderek artıyorsa bu artma evren zarı içindeki pasif enerji yoğunluğuyla anlatılabilir. </p>
<p>Pasif enerji evren zarı içinde homojendir yalnız öyle bir enerjidir ki anti-kütlesel çekim etkisine de sahiptir diye biliriz. Bu genişlemenin sağlanmasıyla homojen şekilde büyüyen evren 3 boyutlu maddenin dağılımını sağlayarak 4 boyutu da meydana getirecek şartları oluşturmuştur.<br />
Gezegenler arası boşluk, yıldızlar arası boşluk, galaksiler arası boşluk bizim gözlemleye bildiğimiz atomların içindeki boşluklar gibi olabilir mi? herhangi bir molekülü meydana getiren atomların çekirdeklerinin birbirine uzak olması ve atomların yoğun boşluktan meydana gelmesi, evrende bulunan yapılar arasındaki mesafeleri hatırlatıyor.</p>
<p>Evrende bulunan doğal üst boyutlarda meydana gelecek sıradan bir olay bize çok büyük bir kozmik olay olarak yansıyabilir mi? yada bizim kozmik olarak bildiğimiz yapılar 4 boyutta nasıl algılanıyor veya ne anlama geliyor diye insanın aklına bin bir türlü soru takılmakta. Karadeliklerin evrende yaptığı yıkımları hatırladığımda özellikle sağlık programlarında anlatılan ve bedenin moleküler yapısını tahrip eden üç veya dört atomdan meydana gelmiş serbest radikaller aklıma gelir, biri biyolojik bedende diğeri maddesel evrende yıkıma yol açıyor. İnsanı yaşlandıran ve yaşlandıkça yoğunlaşan bu faaliyet gibi karadeliklerde gittikçe evrende çoğalma göstererek evrenin sonunu getirebilirler mi? veya kardeliklerin çokluğu veya azlığı evrenin ömrünün yaşlı veya genç olduğunun kanıtı olabilir mi? karadelikler ile serbest radikaller arasında bir bağ kurmak çok zor yalnız ikisinden birini duyduğumda aklıma diğeri gelir. </p>
<p>Bilinen evrenin  % 74 oranında karanlık enerjiden, % 22 oranında karanlık maddeden, % 4 oranında ise bildiğimiz maddeden meydana geldiği dile getirilmektedir. Karanlık enerji olarak bilinen enerjinin gerçekte karadeliklerde üretilen pasif enerji olduğunu anlatmaya çalışmıştım, karanlık enerji pasif enerji ise karanlık madde ne olabilir?  Karanlık maddeyi kısaca söyle anlatabiliriz; karadeliklere çekilen aktif enerjinin pasif enerjiye dönüşümü esnasında tam olarak dönüşümü tamamlanamamış parçacıkların, evrende bir araya gelerek yarattıkları etkinin toplamı ‘’karanlık madde’’ olabilir. Karanlık madde, tamamen pasifsize olamadığından pasif enerjiden biraz daha yoğun olabilir. </p>
<p>Öyleyse karanlık maddede pasif enerjiye yakın bir enerji türüdür veya karanlık maddeye pasif enerjinin bir türevi de diyebiliriz.  Evrende maddeyi yapılandıran aktif enerji ile maddesel yapılıların dış sınırından başlayarak evren zarının dış sınırlarına kadar devam eden bölgede var olan pasif enerji evren için temel sayılabilecek önemli iki unsurdur. Evrende madde kütle çekim etkisiyle bir araya gelirken, pasif enerjinin yoğunlaştığı yerlerde ise anti-kütle çekim etkisi meydana getirebilmektedir. Sonsuzlukta evren zarı içinde bulunan aktif ve pasif enerjinin bir birine eşit oranlarda olduğunu düşünüyorum. Bu oran %50-50 gibi birbirine eşit değerlerdedir. Evren negatif ile pozitif gibi iki kutuplu bir enerjinin sonucunda bugün ki şartlara ulaşmıştır.</p>
<p>Genişleyen bir evren ve birbirinden dağınık olan 3 boyutlu kozmik yapılar diğer bir üst boyutun dayanaklarıdır; başka bir boyutun varlığı ise evrenin bilinenden çok büyük bir çapta hatta milyarlarca kat daha büyük olduğunun dayanağıdır. Doğal boyutumuz olan 3 boyutlu evrenimizde daha çok keşif edilecek yerin olduğunu ve ileride evrenle ilgili çok gizemin çözüleceğinden eminim.</p>
<p>Bu keşiflerin içinde başka yaşamların ve medeniyetlerin olabileceğini gerçeği de vardır. Uzak galaksilerde çok gelişmiş veya bize göre ilkel diyebileceğimiz medeniyetlerin mevcudiyeti kaçınılmazdır. Yalnız uzaklıktan dolayı belki hiçbir zaman diğer galaksilere gitme ve yetişme olanağımız olmayacak ama farklı yaşamların varlığı gözlemlenebilecek. </p>
<p>Yüz bin ışık yılı çapındaki galaksimizde belki baştan, başa aşılamayacak yalnız insanoğlu bugünkü bildiğimiz hızların çok üstünde giden uzay araçları yapabilecek ve ileriki zamanlarda galaksimizde durmadan gelişen ve genişleyen bir medeniyet kuracaktır. Dünyanın uzaydaki gözü olan Hubble teleskopunun aktardığı resimlerde uzayın sessiz bir o kadarda haşmetli olduğu dikkatimizi çekmekte. </p>
<p>Dünyadaki hareketliliğinden dolayı meydana gelen sesleri düşündüğümüzde belki tüm uzayın böyle olduğunu düşünebiliriz. Heyecanla izlediğimiz bir maç sırasında seyircilerin bir ahenk içinde tezahüratlar yaparken tüm dünyanın hatta tüm evrenin bizleri duyduğunu düşünebiliriz. Maçın oynandığı sahadan kilometrelerce yukarıda muhteşem bir sessizliğin olduğunun farkında bile olmadan. Karanlık ve sessizlik evrenin iki gizemi gibidir; kızılötesi ve benzeri gözetleme teknikleri olmasaydı Samanyolu galaksisindeki bazı yıldız ışıklarını ve güneşin etrafımızdaki bazı gezegenlerin farkında olacaktık.  </p>
<p>Duygulanan, üzülen, heyecanlanan ve geçmişini, geleceğini sorgulayan bunun iktisabını yapan bir medeniyet oluşumuz bizi evrende çok farklı noktalara taşıyacaktır. Bu noktalar bir yerde evrensel düşünebilen insanlığın kuracağı medeniyetlerdir, bir yerde kendinden başka dünyada can bulan diğer tüm canlıların yaşamsal haklarına sonsuz bir saygıdır. bir yerde birbirinden ayrı ve farklı inanışlara sahip insanların bir çatı altında tek vücut olmalarıdır.<br />
Bu Farklı noktalar ileride yaşam koşulları oluşturulacak gezegenlerde müsabaka yapan takımlara tezahürat edenlerin yine ataları gibi aynı heyecanı yaşamasıdır. Farklı noktalar geleceğimizin eşikleridir. Her türlü ölümcül silahın yasak olduğu bir zamandan söz ediyorum. Sen, ben ve biz fikrinin unutulduğu hepimiz dediğimiz hepimizin var olacağı bir insanlık olacak…</p>
<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/06/Evrende-boyutlar.jpg"><img src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/06/Evrende-boyutlar-300x225.jpg" alt="" title="Evrende-boyutlar" width="300" height="225" class="alignleft size-medium wp-image-2164" /></a>Düşüncelerimin bir ütopya olduğunu düşünebilirsiniz; gerçekleşemeyecek bir hayal gibide görebilirsiniz. Karmaşık durumları çözmekte ustalaştığımız dönemler mutlaka gelecek, teknolojideki ilerlememizi orantıladığımızda karşımıza çıkan sonuçların geleceğini düşünmek umut vericidir. Galaksiye yayılmış bir insanlık için gidilecek uzun yola çıkmışız bile ilerisi için şimdi planlar yapacak aşmada bulunmaktayız. </p>
<p>Uzun bir yol, çok uzun bir yol şimdi yolun başında olabiliriz, yarın torunlarımız mutlaka dediğimiz hedefleri bulacak ve ileri hedeflerini geliştirerek yollarına devam edeceklerdir; sadece değişimin değişmediği bir evrende insanoğlu yoluna devam ederken içinde bulunduğu gerçek evini sonsuzluktaki yuvasını yani evrenini devamlı meraklı gözlerle bakıp araştıracak.</p>
<p>TURAN ZENGİN<br />
turanzengin33@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2011/06/dogal-boyutlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZAMAN NEDİR?</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2011/06/zaman-nedir/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2011/06/zaman-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 16:41:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2158</guid>
		<description><![CDATA[Gece ve gündüzü oluşturan galaktik hareketler zaman olabilir mi? Evrendeki devasa uzaklıklarda yani dünyamızdan 1000 ışık yılı uzakta duran bir yapı bizden 1000 ışık yılı geride midir veya ileride midir? Mesafeler zaman olabilir mi? Ya da yer çekiminin etkileri azaldıkça zaman yavaşlar mı? 1 milyar ışık yılı uzaktan bize gelen bir yıldızın ışığı dünyaya ulaştığında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gece ve gündüzü oluşturan galaktik hareketler zaman olabilir mi? Evrendeki devasa uzaklıklarda yani dünyamızdan 1000 ışık yılı uzakta duran bir yapı bizden 1000 ışık yılı geride midir veya ileride midir? Mesafeler zaman olabilir mi?<br />
<a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/06/zaman_kumsaati.jpg"><img src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/06/zaman_kumsaati-300x225.jpg" alt="" title="zaman_kumsaati" width="300" height="225" class="alignleft size-medium wp-image-2160" /></a>Ya da yer çekiminin etkileri azaldıkça zaman yavaşlar mı?  1 milyar ışık yılı uzaktan bize gelen bir yıldızın ışığı dünyaya ulaştığında kaynağındaki zamanla bizdeki zaman bir birinden farklımıdır? Geçmişimizden bize gelen ışık zaman mıdır? Kütleler arası mesafe ve kütle çekiminin zaman üzerinde etkisi var mıdır? </p>
<p>Kütle çekiminin fazla veya az olması sonucunda buna maruz kalan enerji ve madde çeşitliği etkilenir. peki bunun etkilerine zamanın yavaşlaması ve hızlanması demek ne kadar doğrudur? Yerçekiminin etkilerinin yüksek olduğu bir yerde yaşayan birinin ömrünün az olması etkilerinin düşük olduğu yerde ömrün uzaması kadar doğal bir şey olamaz. </p>
<p>Ömrü uzayan insan mı yavaşlayan zamandır yoksa yer çekiminin zayıflığımı? Uzayan ömrün yerçekimi etkisinin zayıf olması ile kişinin fiziki yapısı üzerinde etkilerinin azaltmış olmasıyla ilgilisi olabilir mi? yahut yerçekimini meydana getiren madde zaman olabilir mi? evren saati her yerde aynı mıdır yoksa farklı mıdır? diye sorular uzayıp gider.</p>
<p>Afrika savanlarında uzun ömür yaşamakta olan fillerle bir haftalık ömrü olan kelebekleri karşılaştırın iki canlı arasındaki uzun bir yaşam farkı var. Yaşama durumunu zamanla ilgili bir durum olabilir mi? zaman kelimesini hemen, hemen her konuşmamızda değinir ve onu konumlandırdığımız rakamsal düzeneklere göre hareket eder ve zaman dilimlerini kullanırız. Kullandığımız zaman dilimleri yıllar, aylar, günler, saatler, dakikalar ve saniyeler çok konuşmamıza rağmen bunları neden şimdiye kadar görmedik? Varlarda bize mi görünmüyorlar? Neden fiziksel bir izahı yok zamanın? </p>
<p>İki nokta arasında gidip geldiğinizi farz edin, yavaş yürüyerek 10 dakikada gidiyorsunuz 10 dakikada da geri geliyorsunuz. Biraz hızlandığınızda bu durum 7 dakikaya, motosikletle ile de 2 Dakikaya düşmektedir. Hızlı yürüyerek ve motosikletle mesafeyi kısaltınız veya kendi deyiminizle zaman kısaldı oysaki tükettiğiniz enerji artı enerjinin yardımı ile standart ve değişmeyen mesafeyi rakamsal boyutta kısaltınız, bu sırada madde üzerinde yürüdünüz ve yerçekimine karşı enerji harcadınız bu durumlardan hangisi zamandır?  İki noktanın arası mı? Harcadığınız enerji mi? yoksa yerçekimine karşı yürümeniz mi? yada yer çekimine sebep olan madde mi? elbette bunların tümünün sebebi ve sebeplerin potası olan ‘’madde’’ zamandır.</p>
<p>1000 ışık yılı bizden uzak olan bir yıldızdan bize gelen bir ışık mesafeden dolayı dünyamıza geç gelebilir. Hatta bu ışık bize yetiştiğinde yıldız çoktan sönmüş içe çökmüş yok olmuşta olabilir yıldızın orada olmaması dünyanın ve yıldızın başka zaman diliminde olduğuna bir işaret midir? Tabii ki hayır, mesafelerden dolayı bize geç gelen ışık bizi yanıltmaktadır, dünya ile yıldız veya o konumda olmayan bir şeyle biz aynı zamanı daha doğrusu evreninin tek ve eşit saati olan anı paylaşmaktayız. </p>
<p>Gördüğümüz gibi çok yerde kullanılmasına rağmen, anlamı üzerine bir mutabakat olmayan bir kavram. Anlayamadığımız bir kavram olmasına rağmen, zaman konusu ile ilgili yapılan çalışmalar düşündüğümüzde yüksek ihtimalle sonuçsuz kalabilecek çalışmalar olacaktır. </p>
<p>Düşünceme göre Evrenin yani maddenin sonsuzlukta belirmesiyle birlikte insanoğlu kural, ölçüm ve rakamlar yardımıyla kendine bir ömür biçti, bu duruma da zaman dedi. Madde olmadan önce olmayan zaman maddenin varlığıyla konumlandırıldı.<br />
Zamanı çoğul tarif ettiğimizde:</p>
<p>1)      3 boyutun varlığı<br />
2)      Sonsuzluktaki enerji alış-verişi<br />
3)      Sonsuzlukta madenin devinimi<br />
4)      Sonsuzlukta maddenin direnişi diye;</p>
<p>Zamanın anlamlarını 4 ana başlık altında toplayabiliriz. Eğer bu anlamları teke düşürürsek karşımıza ‘’ zaman = madde’’ sonucu ile karşılaşırız.  Zaman varsa madde vardır, madde yoksa zamanda yoktur. Sadece tek bir zamandan bir ‘’an’’dan söz edebiliriz. Tek zaman olan an üzerinde durduğumuz satıh, ayak bastığımız yer yani maddedir. Maddeni devinim halinde olmasına sonsuzluğun madde üzerindeki etkileri veya sonsuzluğun içinde devinim halinde olan maddenin ömrü de diyebiliriz. Zamanı madde olarak kabul etmediğiniz taktirde, onu anlatmak için yapacağınız tüm açıklamalar, maddenin sonsuzluktaki tüm durumlarıyla ilgili olacaktır, bu durumlar 3boyut, sonsuzluktaki enerji alış verişi, maddenin devinimi ve maddenin sonsuzluktaki direnişidir.  Bu duruma göre kendi memleketime yapacağım yolculuk zamanda yolculuk mudur? Zaman ve madde aynı şey ise ki eğer anlattıklarımda haklıysam yapacağım yolculuk zamanda yolculuktur. </p>
<p>Dile getirilen Geçmiş ve gelecek boyutları evren ömür içinde değerlendirdiğimizde geçmişe gitmek tüm evrenin eski bir devinim haline yolculuk etmek demektir bu durum şu manaya gelir evrendeki tüm atomik yapıyı eski durumuna getirmek anlamına gelir ki bu imkansız bir durumdur. Elinizde tüm atomları şekillendirecek ve eski şeklini aldıracak bir enerji olsa dahi bunu nasıl ve ne kadar uygulayacağınız soru işaretleridir? Ve atomlara uygulayacağınız enerji sonucunda atomların bu enerjiye ne tepki vereceği belirsizdir. Bu düşünceler kısaca olanaksız bir hayal olmaktan ileri gidemez.</p>
<p>Zaman olarak bilinen devinimi bir boyut olarak kabul etmek bu konuda yapılan çalışmaları başarısız bir o kadarda anlaşılmaz ve karmaşık hale getirmektedir.bu olanaksız durumu anlatmaya çalıştım.  Önümüze konulan, dayatılan bilgileri araştırmak ve kendimizce sorgulamak durumundayız. Bir kişinin dediği bir şeyi çoğunluğun kabul etmesi, tam olarak doğru olduğu anlamına gelmez o halde doğru gibi algılanması kadar denilenleri sorgulamakta gerekmektedir. Bu durum bu tür düşüncelere kulak veren insanların bir görevidir. Denileni tamamen kabul etmek ve hiç araştırma yapmadan denileni ezberlemek bilimin sorgulama ayağını ortadan kaldırır. Yeryüzünde yaşayan biri olarak evrenin gizemini araştırmayı ve bu konuda çabalamayı seviyorum her insanında çevreyi, dünyayı ve evreni seven bir yönünün olduğunu düşünmekteyim.</p>
<p>Gelecek yüzyıllarda ilerleyen teknolojinin yardımıyla insanlığın ufku daha genişleyecektir, bizi heyecanlandıran sonra şaşkınlığa düşüren ve ardından hayretler içinde bırakan uzayın kapıları aralanacaktır. İnsanlığın geleceği uzayla ilgilidir, evrendeki gözümüzün görebildiği yapılara gitmek ve orada yaşam alanları kurmak belki bir hayal ama ileride mutlaka ve mutlaka gerçekleşecek bir olay gibi görünüyor. Bu tahmini yapmamım ardındaki gerçek dayanak teknolojiyi orantılamaktan geçmektedir.</p>
<p>Geçmişimizde yaşamış olan atalarımıza bugünün şartları anlatılabilseydi, atalarımızın vereceği tepki ne olurdu? Belki denilenlere inanmayacaklardı belki denileni çılgınlık kabul edecek ve güleceklerdi? Belki de içlerinden bazıları anlatılan durumların bile üstüne çıkabileceğinin hayalini kurardı? Teknolojinin durmadan gelişmeye açık olması ve kendini yenileyerek ilerlemesi insanlığın hem başarısı hem geleceğini inşa etmesidir. Gelişmiş bir medeniyet için ilerleyebilecek saha uzaydır.</p>
<p> Önümüzdeki 300 yılı düşünüyorum, bu yıllar içinde olabilecek gelişmeleri merak ediyorum. Merak etmekle birlikte başta dediğim gibi teknolojiyi tarihle orantıladığımda geleceğin teknolojik alanda çok şeye ve şeylere gebe olduğunu rahatlıkla dile getirebilirim.<br />
Gelecek yıllarda yürütülen atom altı parçacıklarını inceleyen fiziğin kuantum ayağında gelişmeler yaşacağını ummaktayım, olası gelişmeler arasında şimdi müdahale edemediğimiz atom seviyeleri bulunmakta, kısacası atomlardaki, çekirdek yapıda bulunan proton, nötron ve atomları çevreleyen elektron seviyelerine müdahale edebileceğimiz ileri tarihlerden söz edeceğim. </p>
<p>Kuantum ve Nano teknoloji araştırmaları hız kesmeden devam ederken, bu çalışmalar sırasında atom seviyelerine müdahale edebileceğimiz ileri zamanda basit atomlarının seviyesiyle oynayıp onları başka bir basit atom türüne çevirebilecek dönüştürücü bir makinenin yapılabileceğini düşünmekteyim. Basit atomların dönüşümünden sonra bileşik atomların yani bir maddenin başka bir maddeye dönüşümünü sağlayacak modellerinde geliştirilebileceğini düşünmekteyim.</p>
<p> Belki ilk yapılan dönüştürücü Cern deneyindeki bir alan kadar alan büyüklüğe sahip olabilir. Sonradan evlerde kullanılabilecek modellerin gelişebileceği yüksek bir olasılıktır. Tarihte ilk yapılan bilgisayarın 30 ton olduğunu ve bugün ceplere sığabildiği modellerinin geliştiğini göz önüne aldığımızda dönüştürücünün ev modellerinin ileri zamanda yapılacağı kaçınılmaz bir durumdur.</p>
<p>Nüfusun yoğunlaşması ve ileride doğal kaynakların tükenmesiyle birlikte sadece nükleer enerjinin kullanılacağı bir zaman gelecekte bizi beklemektedir. Dünyanın ciğerleri olan ormanlar yani oksijen üreten doğal oluşumlar ve doğal yapı ileride ne durumda olacak bunu hiç düşündünüz mü? Atmosferde bulunan oksijenin belli oranda azalması insanlığın yaşamı ve hayatın sürekliliği için tehlikeli olabilir mi? bu dediklerim olası gerçek senaryolar, ilerlemiş teknoloji ve gerileyen doğal dengeler birbirini nasıl tamlayacak diye merak ediyorum? Öyleyse dönüştürücü insanlık için bir hayat kaynağı ve kurtarıcı bir teknoloji olabilir mi? </p>
<p>Dönüştürücüyü tanımlarken önce basit atomdan başka bir basit atoma sonrada bileşik yapıda olan madde gibi maddeden başka bir maddeye dönüşüm yapabileceğinden söz etmiştim. Bunun kısaca anlatacak olursam örnek olarak bir kaya kütlesi ele alalım o kaya kütlesindeki atomların elektron ve çekirdek değerlerinde oynama yaparak mesela oksijen üretebilecektir. Oksijen örneğini vermemin sebebi ileride yaşam kaynakları çok değerli olacak belki atmosferdeki oksijen seviyelerini bu dönüştürücüler tarafından dengede tutacak. </p>
<p>Belki uzun yıllar sonra yapılanan gezegenlerde dönüştürücü sistem kullanılarak doğal atmosferler bile oluşturulabilecek, yaşam şartları oluşturmak için gerekecek su ve farklı elementlerin üretimi içinde dönüştürücüden yararlanılacaktır. Uzaya baktığım zaman uzaklarda yıldızların ışıkları arasında gelecekte kurulacak yaşam alanlarını ve yaşam alanlarında oynayan çocukları hayal edebiliyorum. İnsanoğlu çok, çok ileri tarihlerde belki 10000 yıl sonra gözünün görebildiği her yere adım atabilecek şartlara sahip olacak. </p>
<p>Geleceğimiz uzayda diyebiliriz veya uzaya açılmak bizim kaderimizde diyebiliriz, ilerleyen teknoloji ve dünyaya sığmayan, evrenin sınırlarını zorlayan fikirlerimiz mutlaka bizi uzaya taşıyacaktır. Belki uzaya gitmeyi daha hızlandıracak bir olay mesela kozmik bir çarpışma gibi bir tehlikede de bizim uzaya gitmemizde hızlandırıcı bir etki yapabilir. Belki hiçbir zaman uzayın derinliklerine gidemeyeceğiz merak ettiğimiz yapıları, farklı işleyen fizik kurallarını göremeyeceğiz ama buna eminim ki torunlarımız yani çok ileri nesiller yapılamaz gidilemez denilen yerlere gidecek oralarda çok güzel zamanlar geçirilecek ve anıları bile olacak, bu duygu bile ümit vericidir.</p>
<p>İnsanlık devamlı arayışta olmaya mecburdur, uzaya gitmek gibi bu kaderimizdir; devamlı artan insanlığın nüfusu ve gün geçtikçe değişen ihtiyaçlarımız bu dünyayı hem yaşanmaz hem de daraltmaktadır bu nedenler bizi kamçılayan en büyük etmenler arasındadır. Bir boyuttan başka bir boyuta geçmekten söz etmiyorum sadece teknolojik orantı yaparak doğal boyutumuzda ilerde olabilecek olasılıklardan söz ediyorum, 3 boyutlu evrenimiz bize yeter artar bile elimizdekinin kıymetini bilip kaderimize razı olmak durumundayız. </p>
<p>Gizemli evrenimiz gelecek nesiller için çok şeyler vaat edebilir ve tüm işaretler medeniyetimizin refah içinde yaşayacağı bir uzayı gösteriyor. Ve o uzayda teknolojik yönden gelişmiş, ileri, modern ve hareket olanakları çok geniş bir medeniyet olma olasılığımız çok yüksektir.</p>
<p>Anlattıklarım size anlaşılmaz gelebilir veya anlaşılır ama imkansız görünebilir. Bir konuya odaklandığımızda o konu hakkında çaba göstermemiz kadar doğal bir olay olamaz yalnız konu insanlığın geleceği ve istikbali ise mesela uzay çıkmak gibi, uzayla ilgili çalışmalar yapan ülkelerin uzaya yolculuk için attıkları adımlar göz önüne aldığınızda ‘’insanlığın direnç gösterdiğini’’ göreceksiniz. </p>
<p>Bu alanda çalışan ve bu alana hayranlık duyan insanların düşünce ve hayallerinde uzaydaki ileri tarihimizle ilgili olasılıklar devamlı vardır.</p>
<p>Dünyada insanoğlunun gösterdiği direnç mutlaka uzayın kapılarını kapanmamak üzere aralayacaktır. Ve ileri tarihlerde dünyadaki tüm devlet veya egemen güçlerin kuracağı ve bu konuda beraber hareket edeceği bir uzay federasyonu kurulacağına inanmaktayım.</p>
<p>Binlerce yıl sonra çok yüksek hızlarda uzay boşluğunda hareket eden uzay gemileriyle Samanyolu galaksisinde, gezegenler arasında geziye çıkan insanlar hayal ediyorum, gezegenlerde devasa yerleşim birimlerinde oynayan çocukları düşünüyorum ve orada yaşanacak sevinçler, mutluluklar ve insana dair her şeyin vuku bulacağına inanıyorum. Çok uzun bir yoldan söz ediyorum sonunda yaşanacak sevinç ve mutluluklar için çekilecek acıların, üzüntülerin ve kendini feda edebilenlerin olduğu uzun bir yoldan söz ediyorum. </p>
<p>Hayat şartlarının bir gezegende meydana getirilmesi uzun bir zaman dilimine yayılacak ve sonunda hayat şartları meydana getirilecek başka gezegenlere örnek teşkil edecek ilk örnek ortaya çıkacak ve sonra bir başkası ve sonra hayat şartları meydana getirilmiş çok sayıda gezegen insanlara yurt olacaktır diye düşünüyorum. 10 binyıl sonra insanoğlu Samanyolu galaksisinde çok büyük çapta bir medeniyete sahip olacak, eğer o zamana kadar kozmik olay olmazsa mesela dev bir yıldızın içe çöküp patlaması sonucu oluşacak bir süper nova fırtınası sonunda insanlığın yarı genç medeniyeti yokta olabilir. Tabi ki risklerin ararsında bu olasılıkta var.</p>
<p>İnsanlığın uzaya sıçramasını hızlandıracak nedenler arasında yine kozmik bir olaydan söz etmiştim bu olay ileride dünya koordinatlarından geçebilecek dev göktaşının dünyaya çarpma ve dünyadaki tüm dengeleri alt üst etme olasılığıdır. Eğer medeniyetimizin kaderinde uzaya gitmek var ise belki dev bir göktaşının dünyaya düşme olasılığı yolculuğumuzu hızlandırabilir, Samanyolu galaksisinde büyük çapta bir alana yayılma olasılığımıza karşılık, dev bir süper nova patlaması ile sona erecek bir insanlık tarihinden de söz edebiliriz. bu tehlikeli durumların tümü olasılıktır. </p>
<p>Teknolojik alanda olacak gelişmeleri, gelecekle orantıladığımızda karşımıza çıkan büyük bir medeniyet göreceksiniz, bu günümüzden çok farklı, kültürel ve sosyal alanda gelişmiş bir medeniyet ve toplum ileri dönemlerde varlığını sürdürecektir. Tüm alanlarda köklü değişimler olacağından eminim. Bugünümüzde evrenin kuramları olarak bilinen çok önemli fizik yasalarının sadece ve sadece insanlık tarihi yani o günlerin tarih sayfalarında yer bulabileceğini düşünmekteyim. Kaderine razı olmayı, bilinenleri kabul etmek anlamında değil,  sadece evrenimizin gerçeklerini göz önüne alan ve ona göre kendini yöneten bir medeniyetten söz ediyorum. Bununla birlikte kozmik perspektifteki yerini ve durumunu iyi bilen bir medeniyet ileride insanoğlunu beklemektedir.</p>
<p>3 boyutlu bir uzayı ve evrenin içinde olduğunu bilen ve bu doğal boyutunda ilerleyecek bir medeniyet. Devamlı doğal boyutlardan söz ettiğimin farkındayım ve bizim boyutumuz olan 3’üncü boyutta daha çok işlerimiz olduğunu düşünmekteyim.</p>
<p>TURAN ZENGİN<br />
turanzengin33@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2011/06/zaman-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞAL BOYUTLAR VE ZAMAN</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2011/06/dogal-boyutlar-ve-zaman/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2011/06/dogal-boyutlar-ve-zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 16:36:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[boyut]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2154</guid>
		<description><![CDATA[Zamanın ötesinde başlayan bir yolculuk gibi, sonsuzlukta başlayan reaksiyonlar sonucunda meydana gelen evrenimizi oluşturan tüm unsurlar ve içinde olduğumuz kozmik yapıda sorulara aradığınız cevaplar, evrenimizin gizemlerle çevrili olması düşündürücü ve bir o kadarda düşünülmeye değerdir. Uzaya her ne kadar karanlık bir fon hakim olsa da nihayetinde renkli, ilginç ve umut vericidir. Kozmik perspektifteki yerimizi sorgulamamız, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanın ötesinde başlayan bir yolculuk gibi, sonsuzlukta başlayan reaksiyonlar sonucunda meydana gelen evrenimizi oluşturan tüm unsurlar ve içinde olduğumuz kozmik yapıda sorulara aradığınız cevaplar, evrenimizin gizemlerle çevrili olması düşündürücü ve bir o kadarda düşünülmeye değerdir.   Uzaya her ne kadar karanlık bir fon hakim olsa da nihayetinde renkli, ilginç ve umut vericidir.<br />
<a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/06/zaman-saat.jpg"><img src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/06/zaman-saat-300x195.jpg" alt="" title="zaman-saat" width="300" height="195" class="alignleft size-medium wp-image-2155" /></a> Kozmik perspektifteki yerimizi sorgulamamız, üzerinde yaşadığımız dünyaya ve dünyanın içinde bulunduğu evrene bir saygı biçimidir. İnsanoğlunun yaptığı araştırmalar, değerlendirmeler ve edinimler gitgide farklılaşıp değişmektedir.</p>
<p>Bu değişim durmadan, aralıksız bir şekilde devam etmekte ve değişimle ortaya çıkan yeni fikirler başka görüşler, bir birini tetikleyen yenilikler getirmektedir. Değişim dönüşüm evrenin ve insanın doğasında var olan bir realitedir; evren yapısı gereği durmadan hareket halindedir, bu hareketlik en küçük yapıdan en büyük yapıya her yerde devam etmektedir, insanoğlunun edinim ve iktisapları, insanın hayat biçimini devamlı değiştirip farklılaştırmaktadır.  </p>
<p>Milyarlarca insanın, içinde bulunduğumuz evren ve üzerinde yaşadığımız dünya hakkında düşünceleri vardır. bu mevcudiyet dünyevi durumlardan dolayı belki beyan edilemiyor yada bu düşünceler betimlenip sonrada yazılıp aktarılamıyor olabilir, bu durum gerçekte yaşadığımız dünyadan evrenden kopuk ve onu anlamadığımız anlamına gelmez aksine her insan bu evrenin, dünyanın bir parçasıdır; ondan özellikler ve izler taşır.</p>
<p>Zamanımızda yapılan bazı astrofizik çalışmaları sonucu dünyada bulunan kalsiyum, demir ve bazı yaşamsal elementlerin süper nova patlamaları sonucu dünyaya ulaştıklarını yapılan bazı bilimsel çalışmalarla doğrulanmıştır. Bu olaylar gösteriyor ki tüm evrenle bir şekilde bağlantılı ve ilgiliyiz. </p>
<p>Kozmoloji’den anlayan veya tam olarak anlamayan, kim olursa olsun gökyüzüne baktığında bir iç çeker ve çok uzakta parıldayan ve yetişmenin mümkün olmadığı yıldızları merak eder. Bu merak dediğim gibi her insanda bir parça vardır. Yeni yüzyılda uzayın keşfi bilinmeyen uzay hakkında birazda olsa insanoğlunun  ufkunu açmıştır.</p>
<p>Fiilen uzayın her yerine ayak basamasak bile şekilsel uzayı görüntülemek insanoğlu için büyük bir başarıdır. Atmosferin dışında, dünyanın yörüngesinde bulunan dev uzay teleskopların uzayın derinliklerinden bize çok çeşitli görüntüler aktarabilmektedirler.</p>
<p>Bu görüntülerden çıkardığımız sonuçlar bazen insanı şaşkınlığa sevk etmektedir; bu durumlara örnek verecek olursak ışık yılı ile tarif edilen uzaklıklar bizim evrende ne kadar küçük bir yapı içinde yaşadığımız bize anlatmakta. Bunun dışında karadeliklerin evrende yaptığı yıkıma ne demeli dev galaksileri savurup yutması, bu olayda bize yaşadığımız yapı içinde ne kadar savunmasız olduğumuzu hatırlatıyor. En önemlisi ise evrenin devasa çapıdır; bu olayda içinde yaşadığımız yapıda ne kadar yalnız ve güçsüz olduğumuzu anlamaktayız.</p>
<p>İnsanoğlunun kozmik perspektifteki yerini sorgulamasının özünde yatan neden kendini tanımlamak için kendini aramasıdır, uzaya yapılan yolculuklar ve bazı ülkelerin dev bütçeler harcamasının temelinde ben kimim? Ben bu evrenin neresindeyim? Gibi uzayan sorulara aranan cevapların araştırılması girişimleridir. İnsan olarak yaşadığımız çevreyi ve o çevreyi içinde barındıran dünyayı, güneş sistemini, galaksimizi ve evreni araştırmak bir sorumluluktur ve içinde yaşadığımız evrene bir vefa borcudur diye düşünmekteyim. </p>
<p>Çocukluk yıllarında dünyayı daha yeni tanımaya başlarken farkında olmadığımız kadim bilimlerin temelini oluşturan yasaların anlamlarını bilemiyorduk, anlamaya başladığımızda ise hayata ilginç bir o kadarda şüpheyle bakmamıza neden oldu.  İlginçlik ve şüpheler bizi araştırmaya sevk eden en büyük etkenler oldu. Kavrayışlarımızın çok daha ötesinde kavrayamadıklarımızın hakkında çok şeylerin olduğunu biliyoruz, bu büyük düzenin veya bazıları için kaosun içinde bir parçanın sadece ve sadece küçük bir ayrıntısı veya ayrıntıda gizlenmiş bir unsuru olduğumuzu da söyleyebiliriz.<br />
Issız uzayın ve evrenin içinde bir ayrıntı olmak düşündürücüdür, anlaşılamamak hissi ve neden burada olduğumuz düşüncesi…</p>
<p>Sonsuzlukta hiçlikten var olan evrenimiz sonsuzluğun üzerinde daha doğrusu sonsuzluğun içinde var olmuş bir yapıdır. Evrenimiz aklımızın alamayacağı ölçüde karmaşık ve bilinçli bir yapı, Karmaşık dememin sebebi ise evrende var olan bildiğimiz veya daha bilemediğimiz elementlerin yapısı ve o elementleri oluşturan atomların çalışma sistemi; evrenin yapı taşlarını oluşturan atomlardan tutunda sırasıyla maddenin yani kütlenin toplamında oluşmuş gezegenler, yıldızlar, sistemler ve galaksiler aynı devinim içindedirler.</p>
<p> Evrendeki tüm yapıların durmaksızın bir devinim içinde olması bilinçli bir yapının emareleridir. Bunun yanında her şeyin temelini oluşturan atomların %99.9 unun boşluktan meydan gelmesi düşündürücüdür. Eğer atomlar yüksek düzeyde boşluktan oluşmuşsa öyleyse bu evren nasıl ayakta duruyor, % 99.9 boşluktan meydan gelen bu küçük yapılar olan atomların %00.01’lik enerji ile varlıklarını devam ettirmeleri ve bunun sonucunda evreni ayakta tutmaları çok ilginçtir. Yapılan bu bilimsel çalışmalar gerçekten evrenin çok karmaşık bir yapıya sahip olduğunu bize gösteriyor. </p>
<p>Atomda bulunan boşluk bize hiçliğin içinde onun kuralları ve özellikleriyle donanımlı bir evrenimiz olduğunu gösteriyor. %00.01’lik enerjinin de belki daha ileride tamamen boşluktan meydana geldiği araştırılıp anlaşılabilir. Galaktik yoğunluğun temeli olan atomlar boşluktan meydana geldiğinden, sonsuzlukta, sonsuzluk kendini sınıyor da olabilir kısaca boşluğun içinde boşluk can bulmuştur.</p>
<p>Mekanı mekan içinde aramadığımız sonsuz hiçlik, maddenin mekanıdır. Bu olaya başka bir açıdan da bakabiliriz maddi evren yani maddeden yapılı evren, metafizik evrenin içinde onun kurallarıyla oluşmuştur. Sonsuzluk hiçlik sınırsız olması ve algılarlarımızla hiç bir ölçümün yapılamamsı onu maddi evrenden ayırmaktadır. </p>
<p>Evrenimizin çapı ve yoğunluğu bizim perspektifimizden ulaşılamaz ve devasa olabilir yalnız sonsuzluğun içinde bu devasalığın, ulaşmazlığın anlamı yok denecek kadar küçüktür; çünkü sonsuzluk mekansız ve sınırsızdır, madde evreni ise bunun aksine sınırlıdır.</p>
<p>Evrenimiz bilinen 13.7 milyar ışık yılı çapından daha büyük ve yaşlı olabilme ihtimalide söz konusudur. Bu ihtimalin sebebi ise bilinen, kabul edilen ömrün iki ana veriye dayandırılmasıdır. Bunlardan birincisi uzaydaki yoğun radyasyondur; bu yoğun radyasyonun nedeni ise evrende yoğun bulunan yıldız varlığının durmadan yaydığı radyasyondur.</p>
<p> Evrendeki yoğun yıldız ışıması ve bunun sonucunda yıldızların ışıma yardımıyla devamlı radyasyon saçması ve bunu evrenin her yerine durmadan aralıksız yayılması, bu radyasyonun yegane sebebidir. İkinci veri ise kozmik ışıma teorisinin verileridir; evreni saran bu kozmik fonun çapı, evrenin ömrü olarak kabul edilir. Işımanın yegane nedeni evrenimizi saran uzak galaktik yapıların yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Bu ışımanın belli bir oranda radyasyon içermesi yine başta anlattığım gibi bu ışığın çok uzak mesafelerden yol alarak gelmesi sonucu uzay boşlukta kırılma ve deforme olması sonucu böyle bir yapıya sahip olmasına neden olmaktadır. Evrenin ilk anında meydana gelen olaylarla ilgili veriler veya ışıma bildiğimiz 13.7 milyar ışık yılı çapından çok daha uzakta ve algı sınırlarımızın çok daha dışında bir mesafede olabilir.</p>
<p>Evet bildiğimiz evrenin ömrü ve çapı 13.7 milyar ışık yılından çok daha büyük olabilir bu olasılığını nedenleri ile anlatacağım. Bu durum üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Evrenin yaşının ve çapının daha büyük olma nedenleri arasında, evren kendini inşa ederken kendini ne kadar inşa ettiği durumu ve sınırlarının nereye kadar devam edebileceği gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Sınırlar bilinmemesine rağmen bu konuda fikir yürütülebilir, bu fikrin yürütülmesindeki en önemli argüman atomdaki bilincin kendini inşa ederken atomik yapıyla maddenin, maddeyle kütlelerin, gezegenleri ve galaksileri sonsuz boşlukta oluşturmasıyla ilgilidir.</p>
<p>Atomdaki bilincin sırasıyla evrende atom altı parçacıklarını, atomu, molekülleri, maddeyi, gezegenler ve yıldızları son olarak da evrendeki en büyük yapılar olan galaksileri oluşturması çok düşündürücüdür. </p>
<p>Maddenin gerçekte yüksek bir bilinçle donanmış olması ve bu bilincin kendini galaksilerle sınırlaması mümkün olabilir mi? Kısacası bilinç kendini altı aşamayla sınırlamış olabilir mi? Kanaatime göre hayır. Eğer sınırlamadıysa bilinç, evreni kaç aşamadan meydana getirmiş olabilir? Bu soruya verilecek cevap ise muammadır. Yalnız bu durum akıllımıza başka olasılıkları getirmektedir.</p>
<p>Maddenin temelindeki bu bilinç kendini sınırlamadıysa ki yüksek ihtimalle sınırlamamıştır; öyleyse evrendeki galaktik yapıdan sonra başlayan şey nedir yada bunu anlaşılır bir şekilde ele alırsak evrendeki tüm galaksiler toplamında neyi meydan getiriyor olabilir? Hiç bunu düşündünüz mü? Evrende sadece büyüklük ve küçük farkları vardır, bunun dışında her şeyin enerjiden meydana geldiğini ve ne kadar küçük olursa olsun en küçük birimlerin bile çok karmaşık ve fonksiyonel olduğunu, bunun yanında atomun bölündükçe alt yapılarının devam ettiğini ve her şeyin görünenden çok daha derin olduğunu hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Atom bölündükçe ve parçalandıkça eğer yeni parçalar ortaya çıkıyorsa evreni oluşturan atomlar toplamında neden bilmediğimiz yapıları oluşturmasın ki, evet atomlardaki bilinç kendini sadece bildiğimiz en büyük yapılar olan galaksilerle sınırlamamıştır. bunu net bir şekilde dememin sebebi bölünmede olan durumla toplamda olan durum arasında muhakkak bir benzerlik vardır. Başta da değinmiştim evrende sadece büyüklük küçüklük farkları vardır bunu atomun bölünmesi gibi toplamında da farklı unsurlardan meydana gelmiş olabilir bu düşünce dengeli ve adil bir düşüncedir.</p>
<p>Atomdaki bilinç kendini sınırlamadıysa ki bunu atomun bölünme ve toplanma orantısında gördük sınırlamama olasılığı çok daha fazla bu durumda evren bilinen büyüklükten milyonlarca kat daha büyük ve devasa bir o kadarda karmaşık yapıları bünyesinde barındırıyor olabilir.</p>
<p>Hatta bunun yanında bu farklı yapılarda algılayamadığımız ölçülerde yaşam formatlarının mevcudiyetinden söz edebiliriz. Bunu atom ve atom altı dünyası içinde dile getirebiliriz yalnız yine algılarımızın dışında olan durumlar bunlar. </p>
<p>Vücudumuzu meydana getiren atom çeşitliğini düşünün ve sonrada atomların dış yörüngelerinde bulunan elektronların dönerken oluşturdukları girdap ve çekirdeğin çevresinde karmaşık ağlar örmeleri ne garip değil mi? </p>
<p>Ondan sonra tüm vücudunuzu düşünün sanki milyarlarca galaksi bir araya gelerek bizi meydana getirmiş, bir damla suyu oluşturan milyarlarca atomun içinde duran evrenleri düşünün, bu olup bitenleri algılarımızın kısıtlı olması sonucu göremiyor olabiliriz. Göremezsek bile bu onların olmadığı anlamına gelmez aksine derine indikçe atomların daha akıllı ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu görmekteyiz. Bu durumda Sadece ve sadece bir gerçekten söz edebiliriz, o gerçek ‘’ Her şeyin göründüğünden çok ama çok daha derin, karmaşık bir o kadarda gizemli olduğu gerçeği’’dir. </p>
<p>Bazılarımız için hayat sıradan ve çekilmez olabilir, yalnız bizi biz eden değerler farklı, renkli ve düşünüldüğünde heyecan vericidir. Bunları düşündüğümüzde dünya üzerinde yaşayan her insanın çok özel olduğu ve ne kadar sıkıcı olursa olsun varlığımızın ardındaki yüksek değerleri düşünmeleri gerekir, bundan dolayı hayata hak ettiği değer ve önem verilmelidir. Dünyevi sorunlar, ihtiyaçlar ve meşguliyetlerden dolayı içinde yaşadığımız dünyayı ve dünyanın evi olan evrenimize belki onu düşünmeyerek hak ettiği değeri veremiyor olabiliriz, bu durum onun bir parçası olmadığımız anlamına gelmez. Evrendeki tüm yapılar birbiriyle bağlantılı ve dolaylı olarak ta ilintilidir. </p>
<p>Maddenin alt yapı taşlarını oluşturan atomlardaki bilincin, atomun içindeki enerji ve çekirdek yapıyı yönlendirdiğini ve yapılandırdığını ve bu yapıların çok mükemmel bir yapı olduğunu anlamaktayız. Eğer tüm madde ve bu galaktik yapının özünde bilinç varsa ki muhakkak var, öyleyse bu bilincin ardındaki güç veya yapı nedir? Bilincin arındaki gücün mahiyeti nedir? demekten insan kendini alamıyor. </p>
<p>Evreni bu yapı taşlarıyla bir arada tutan ve onları büyükten küçüğe devinim durumuna getiren güç ne olabilir. Devamlılık arz eden bir yapı ve devamlı durmadan bir şekilde aklımızın almayacağı ölçülerde enerji tüketimi yapmakta, tüm resmi görmek isteriz yalnız idrak ölçülerimizin dışına çıkan bir yapı karşısında tek yapmamız gereken şey beklemek, teknolojik gelişmelerle birlikte ileride belki sırlarla dolu evrenin azda olsa sırlarını çözmüş olabiliriz ama dediğim gibi ileride olabilecek bir olasılık .</p>
<p>Devamlılık arz eden bir yapının ardında bilinci yöneten bir irade olabilir mi? Evreninin homojen bir şekilde genişlemesi ve evrenin çoğu yerinde aynı ahenk ve uyumun olması bir iradenin emareleri olabilir mi? Madde ve enerjinin temelinde ve ardındaki bilinç ve iradenin tüm evren mekanizmasını hareket ettirdiğini düşünebiliriz. Öyleyse bilinç ve irade nasıl bir prensiple çalışmakta,  bu mekanizmayı kesintisizlik arz eden bir bilinç ve kararlılık arz eden bir iradeyle anlatabiliriz. Evreni tamamında var olan durumlar  ‘’kesintisiz kararlılık ilkesini’’ işaret etmektedir. </p>
<p>Atomun içindeki boşluğu madde kıvamına getiren enerji muhakkak ki bilinç mekanizmasıyla çalışmaktadır yoksa insanoğlunun sıradan yaptığı bir alet bile bazı prensip ve mekanizmalar sonucunda çalışıyorsa atomun içindeki %00.01’lik enerjiyi yöneten bir bilinç ve mekanizma sade bir akılla bile, varlığını kabul ettirmektedir. Bilinç yoktur çünkü içeriğini ve görmedik bilemeyiz diyebilirsiniz bu adil değildir çünkü çalışma prensipleri devamlı akıllı bir mekanizmayı işaret etmektedir.</p>
<p>Bilinç atomik yapıda mevcuttur yalnız bunun ardındaki iradeyi kabul etmiyoruz da diyebilirsiniz. Burada akıllara mekanizmanın ardındaki, mekanizmanın belleğindeki kontrolü sağlayan ve idare eden kesintisiz iradeyi göz ardı etmiş olursunuz, dikkate değer olmadığını da düşünebilirsiniz, bu durum peşin kabul edilmiş bir fikir olmaktan ileri gidemez.  Geceleri gökyüzünü seyir edin bakın bu sizi dünyevi sıkıntılardan azda olsa uzaklaştırır ve huzur verir seyir ederken de biraz inceleyin kararlığının emarelerini görecek ve his edeceksiniz. </p>
<p>Atomu bir arada tutan elektro manyetik çekim alanından tutunda, kütleleri bir arada tutan kütle çekim alanın kadar ki mekanizmaları bir arada tutan ve yönlendiren bilincin ardındaki prensip ‘’ kesintisiz kararlılık ilkesidir’’ bu ilke fiziğin tüm kuramlarının ardındaki yegane prensiptir diye düşünüyorum. Bu kuramlardaki nedenselliği sorguladığız da karşımıza yine kesintisiz kararlılık ilkesidir çıkacaktır.</p>
<p>İlerleyen tarihlerde fizik biliminin gelişmelerle birlikte değişeceği kaçınılmaz gibi görünüyor, bunun yanında günümüzdeki bazı bilim çevrelerinin ilgi uyandırıcı ve popüler konular ortaya atmaları insanın aklında soru işaretleri oluşmasına neden olmakta. Bunların en önemlilerinden biri zamanda yolculuk üzerine yapılan çalışmalardır; bu çalışmalarda sonucunda  bazı teorik söylemlerin dışında başka hiçbir ilerleme sağlanmamıştır. Bunun dışında ülkemizin gazetelerinden biri olan hürriyette 16-01-2008 tarihli ‘’fizikçiler büyük yok oluştan 7 adımda kaçış planı hazırladı’’ adı altında başlıklı yazıyı okudum. </p>
<p>Yazıda büyük kozmik bir felaketten kaçışta karadeliklerin kullanılacağını yalnız bu kaçıştan önce karadeliklere donanımlı bir uzay gemisinin gönderileceği, karadeliğe giren uzay gemisinin ne kadar radyasyona maruz kalıp etkileneceği ve bu veriler göz önüne alınarak belki karadelikler yoluyla evrenin başka bir köşesine gidilebileceğinden söz ediliyor. Bu fikir teorik olsa bile bunu bilim çevrelerinin dile getirmesi kafa karıştırıcı bir olaydır. Bırakın karadelikten geçmeyi, gönderilecek aracın radyasyon ölçümünü geri bildirmesi bile olanaksızdır,  karadeliğe çekilen araç saniyenin onda biri kadar bir sürede sonsuz sayıda parçalanmayla karşı karşıya kalacaktır.  </p>
<p>Büyük yok oluşta karadeliklerin kullanılması seyrek yağmurdan kaçarken taş ve kaya yağmuruna tutulmak manasına gelmektedir. Ayrıca galaksileri yutabilen bu karadelikler düşünceme göre önce maddeyi molekül atom ve atom altı parçalarına ayırır ardından da bu enerjiyi değişik yapıda bir enerji çeşidine çevirerek evreninin içine dağıtır. Kaçış söylemiyle karadelikler yan yana gelmesi gereken bir söylemdir.</p>
<p>Ayrıca yayınlanan makalede bebek evrenlerin oluşturulmasından ve ayrıca iki paralel evrenin birbirlerine 1 milimetre mesafesinde yakın olma ihtimalinden söz ediliyor, bu denli küçük bir mesafeyi birleştirmek içinse, dev güçte bir düzeneğe ihtiyaç duyulabileceği aktarılıyor.  11 boyut evrenlere açılacak bir kurt deliğinden geçme planlarının temelinde sadece matematiğe dayalı bazı sonuçlar göz önüne alınarak ortaya atılan M-teorileri yatmaktadır.</p>
<p>Guth’un genişleme kuramı baz alınarak ortaya atılan bebek evren oluşturma teorisi ne kadar akılcı olabilir. Bu olayı pratikte uygulayabileceğimiz bir duruma getirelim ve bebek evrenleri meydana getirmek için düzeneği çalıştırıp bebek evreni oluşturalım bu bebek evrende güneşimiz gibi bir yıldızı bulma olasılığımız nedir? Acaba güneşimizin kütlesinde ölçülerinde bir yıldız bulabilecek miyiz?  Güneşin aynısını bulduk diyelim peki dünyamızın ölçülerinde dünya benzeri atmosferi olan aynen yörüngesinde dünya gibi hareket eden ve güneşe uzaklığı aynı bir gezegen bulma şansımız milyarda kaç ihtimaldir? Yıldızlar ve gezegenlerin oluşması için ne kadar süre geçmesi gerekmektedir? Eğer büyük kaçışta amaç kendimizi evrenin bir uzak noktasına atmaksa bu kabul edilebilir. Yalnız başka evrene geçip orada hayat şartları olan dünyalar bulmaksa bu imkansızdır.</p>
<p>İki paralel evrenin birbirine 1 milimetre mesafede olma olasılığını anlatılmakta, evren sonsuzluğun içinde yani metafizik bir yapının içinde var olduğunu bilmekteyiz.  Sonsuzluk maddenin alanıdır, sığındığı mekandır. Kapasitesi gereği içinde bulunduğu sonsuz mekandır. Yani metafizik yapıyla evrenimiz arasında hiçbir kapı ve metafizik boyuta geçiş yolu yoktur. Kesin yoktur; kesin dememin sebebi ise şimdiye kadar metafizik evrenle ilgili hiçbir emareye rastlanmamıştır. Sonsuzluk Sadece maddenin mekanıdır. 1 milimetre mesafede olan hatta iç içe olduğumuz yapı meta fizik yapıdır; bizim madde ve türevlerini kullanarak açmak istediğimiz kapı maddesel evrende bile gerçekleşemeyecek farazi bir deneydir.</p>
<p>Fizik ötesi olan sonsuzluk yani metafizik yapı evrenimizin var olmasının da sebepleri arasındadır. Evrenin oluşumunda meydana gelen patlamanın yegane sebebi, metafizik sonsuzluğun enerji üretmesiyle ilgilidir. İlkten önceki nokta ise içinden çıkılamayan bir durumdur. Bazı söylemler ve teoriler sonsuzluktan çıkan ve bu maddi evreni oluşturan enerjinin kaynağını ve yapısını tarif ettiler ve bunu günümüz şartlarında bazı formüller öne sürerek söylemlerini desteklediler. yalnız unutulmamalı ki maddi dünyadaki hiçbir değerle metafizik sonsuzluk anlatılamaz. Metafizik felsefi ve tasavvufi yaklaşımlarla ancak ve ancak yaklaşılabilir iyi bir matematikçi veya evren bilimci olabilirsiniz metafizik tüm formüllerin bitiği eşiktir bu eşiğin tek bir anahtarı olabilir oda sevgi ve iyi yürekliliktir belki onlarla sonsuzluğun eşiğine yaklaşabilirsiniz. Hesap kitap ve edinimlerle ancak maddi dünyanın sorularına cevaplar aranabilir diye düşünüyorum. Evrenin doğumundan önceki durum evrenin bir sırrı olarak devamlı kalacaktır. Evrenin oluşumundan önceki durumunu anlatan teorilerin zamanla eksik veya yanlış olduğu tespit edilerek geri plana atılacağından eminim ve önceyi anlatacak tüm teorilerinde bu kaderi paylaşacağını düşünmekteyim. Konuyu bıraktığım yerden devam edeceğim.</p>
<p>Eğer Paralel evrenlere geçiş maddenin başka bir boyutuyla ilgiliyse biz alt boyutlarımızı ve içinde yaşadığımız boyutu biliyoruz ve bu boyutlarda hareket imkanımız var, bunun dışındaki boyutların bir parçasıyız ama o boyutları da görmemiz imkansız gibi görünüyor. Yalnız pratik anlamda belki ilerleyen zamanlarda bu fotoğrafın bir bölümünü görebiliriz diye düşünüyorum. Doğal bir boyut olan 4’cü boyutla ilgili düşüncelerimi yazının ilerleyen bölümlerinde anlatmaya çalışacağım.</p>
<p>Einstein zamanın 4.üncü boyut olduğunu iddia etmişti.  Sonra 5.inci boyutun olduğu iddia edildi. Daha sonra 6.ıncı ve sayı gittikçe arttı. Sicim teorisinde bu boyutların toplam olarak 10 tane olduğunu dile getirildi. 9 adet uzaysal boyut, 1 zaman boyutundan sicim teorisi meydana getirmekteydi.</p>
<p>Süper çekim teorisinde boyutların tam olarak 11 adet olduğunu düşünülmekteydi. 10 boyutla ilgili çalışan teorisyenler titreşen bir sicimin tüm evreni etkilediğini, 11 boyutta ise kanunsuz bir şekilde çalışan bir sistem vardı. Sonra bu iki boyut birbirini tamamlayarak m- teorisi oluşturdu. Bu sonuca göre 11 boyutta tüm madde tek bir yapıyla membran (zar) birbirine bağlandı. 11 boyut sonsuz olarak uzun ve çok dardı, bu 10(-20) gibi bir mesafeye karşılık geliyor. Yani milimetreyi 10 ve 20 sıfırı olan bir sayıya bölerek çok küçük bir mesafe elde ediliyordu. Kısaca milimetrenin trilyonda biri demekti. 2001 yılında yapılan açıklamalarda 11. inci boyuttan membran evrenlere doğru bir boyut olduğu belirtildi. Paralel evrenler teorisi de 11 boyut evren teorisi üzerine inşa edildi. </p>
<p>Japon asıllı fizikçi dr. michio kaku paralel evrenlere açılan kapının moleküller çaptaki bir kurt deliğiyle olabileceği iddia etmişti. Kapıyı açmak için ise kozmik çapta yüksek bir enerjiye ihtiyaç duyulabileceğinden söz etmişti. Belki Hollywood sinemasının bile hayal edemeyeceği popülerliği yüksek konular, hem haber olma anlamında hem de bu tür haberlerden geçinen medya kuruluşları için aranan Argümanlar üretmek, düşünülmeye değerdir.<br />
Sadece ve sadece matematiksel kavramlarla elde edilen ve pratikte hiçbir emaresi olmayan teorik söylemler neye hizmet ediyor olabilir. Bunun yanında eksik ve tamamlanmamış bir söylem teori olabilir mi? Ya da bir fikir hiçbir zaman test yapılamayacaksa teori olabilir mi? M-teorisinin 11 boyutundan biri olan zaman boyutunun daha boyut olup olmadığı tartışılırken bunun boyut olarak eklenmesi ne kadar doğrudur?  Aynı zamanda boyutların ne olduğu ve kaç aşamadan meydana geldiği başka bir tartışma konusudur. </p>
<p> Hiçbir zaman kanıtlanamayacak söylemleri teori olarak kabul etmenin ve bu tür söylemlerin dillendirmenin bilimi nasıl etkilediğini hiç düşündünüz mü? Gerçekleşmesi mümkün olmayacak bir hayal, diyelim ki yüksek kozmik bir enerji elinizde teorinizin gerçekliğini sınayacaksınız.  kozmik çaptaki deneyinizi gerçekleştirdiniz ve bir kurt deliği yani küçük çapta bir karadeliği meydana getirdiniz ve karadeliğin içine göndereceğiniz materyalleri gönderdiniz bu gidiş, sizin deyimizle tek gidiş bir bilet gidiş var, geri dönüş yok deniliyor ve materyal gönderdiniz zaten dönemeyeceği kesin bir gerçek, yalnız karadelikten öte tarafa da bir bütün olarak çıkamayacağı da ayrı bir gerçek.</p>
<p>Materyal karadelikten geçerken, materyalde yani maddede sonsuz sayıda parçalanma gerçekleşir önce proton ve nötronlarına sonrada alt yapılara kadar parçalanma devam ederek sürer nihayetinde materyal enerjinin bir çeşidine dönüşerek, evrenin boşluğuna veya evrenin her hangi bir yerine sürüklenir. Nihayetinde karadelikten geçme olasılığı olsa bile yine 3 boyutta hareket edece bu materyal.</p>
<p>Yapılan deney, olanaksız ve teorik olarak ta başarısız bir deney olmaktan ileri gidemez. Bu tür söylemler acaba bilimin sevilip yaygınlaşması için mi yapılıyor? Ya da kafa karıştırarak bilim başka yönlere mi çekilmek isteniyor? Ya da imkansız ve gerçekleşemeyecek olaylar neden bu kadar gündeme alınıyor demekten insan kendini alamıyor.</p>
<p>Zamanda yolculuk yapabilme olasılığının gündeme gelmesi insanların hayalleri bile süsledi her defasında zamanda yolculuk yapabilme olasılığından söz eden çevreler hiç şekilde zamanda yolculuk konusunda,  bir aşama kayıt edemediler. Neden ileri gidemediklerini anlatmadan önce 8 Şubat 2008 tarihli bir yazı Haber Türk gazetesinde yayınlanandı. zamanda yolculuk ile ilgili bu haberi sizlerle paylaşacağım ardından zaman ne? sorusuna birlikte cevap arayacağız.</p>
<p>Haberde insanoğlunun en büyük düşlerinden biri olan zamanda yolculuğun 3 ay içinde gerçekleşebileceği aktarılıyor ve devam ediyor. Rus bilim adamları İsviçre de yapılacak ve evrenin oluşumunu inceleyecek olan, 9 milyar dolarlık deneyin bir zaman tüneli açacağı iddia etmişlerdi. Canlı kopyalama, ısmarlama organlar, Aya seyahat derken, iki Rus matematikçinin gündeme damga vuran bir açıklama yaptığından söz edilmekte ve ardından mayıs ayında gelecekten gelen misafirler için hazırlanın denilmekte idi. </p>
<p>Moskova steklov matematik enstitüsünden iki matematikçi Irina Afefeva ve Igor volovich’e göre bu deney sırasında ortaya çıkan yüksek enerji, zamanda bir kırılma yaratacak ve atom düzeyinde bile olsa bir zaman tüneli oluşturacaktı. İddiayı dünyanın sayılı bilim dergilerinden New Scientist kapağına taşıdı. Volovice göre yüzyıllar veya bin yıl sonra, torunlarımız tarih kitaplarında cern’deki deneyi okuyacak ve deneyin ne zaman, kaçta ve nerede yapıldığı ve nasıl yapıldığı hakkında bilgi sahibi olacaklar dendi, o zamanki teknolojiyi kullanarak, açılmış olan ‘’ zaman tünellerinden ‘’ bizi ziyaret edecekler diye açıklamada bulundular.</p>
<p>Bu haber 8 şubat 2008’de Haber Türk’te yayınlandı şimdiki tarih ise 5 mayıs 2011 yani bu haberin yayınlanması üzerinden 3.5 yıla yakın bir süre geçti. Bu yıllar içinde cern’de bir kaç deney yapıldı ve bu deneylerin sonunda ortaya çıkan yüksek enerjiyle zamanda kırılma olmadı. Zaman olarak dile getirilen 4. üncü boyut hiç açılamadı. Zamanda yolculuk üzerine ve 4.üncü boyutla ilgili çalışma yapan çevreler için deneyin sonuçları bir fiyasko oldu. Teorik olarak Yüksek çapta kozmik enerji ile kurt delikleri oluşturarak başka boyutlara gitme peşinde olanlar içinde sonuçlar pek iç açıcı olmadı. </p>
<p>Zaman ve boyutların tanımı, anlamı daha anlaşılmamışken, zaman ve boyut kavramı üzerine matematiksel çalışmalar yardımıyla teoriler üretmek ne kadar doğrudur? Deneyin sonucu bu kavramların, anlamlarını bir daha gözden geçirilmesini gerektiğini işaret etmektedir.</p>
<p>Diyelim ki zamanda yolculuk olabilir ama elimizdeki teknolojiyle bu yolculuğu gerçekleştiremiyoruz. Güya bizden ileri bir zamanda yaşayan torunlarımız, mesela 1000 yıl ileride yaşayan teknolojileri gelişmiş ilerlemiş torunlarımız neden bir gün bizi ziyaret etmediler.  Işık hızında ilerleyen bir araçları belki halen daha yok ama yüksek bir enerjiyle zamanda kırılma meydan getirip bize gelemezler mi?  </p>
<p>Binyıl bizden ileride olan torunlarımız bizlerden buluşmak için kendileri mi harekete geçecek yoksa bizler mi?  Düşünceme göre torunlarımızın harekete geçmesi gerekir çünkü ileri medeniyetleriyle onların bizi araması gerekmez mi? Acaba neden gelmediler çok merak ediyorum ve onları beklemekten bıktım artık? Acaba gelmeyecekler mi?  Ya da gelemiyorlar mı? Bizim boyuta gelmek mi istemiyorlar?  Diye sorular uzar gider.  Boyutlar ve zamanda yolculuk meseleleri acaba gerçekleri yansıtmıyor olabilir mi?</p>
<p>Işık hızı zamanda yolculuk için kullanılan temel kriterlerden biridir,  şimdiki teknoloji ile ışık hızına yetişecek bir araç yapmanın imkansız olduğu biliyoruz. Farazi olarak sn 300 bin km hızla giden bir aracın ışık hızını aştığında zamanda yolculuk edebileceği söylenmektedir. yine imkansız bir sınır, kanıtlanması ve denenmesi çok zor olan durumla karşı karşıya kalmaktayız.</p>
<p>Maddeyi meydana getiren enerjinin bir türevi olan ışık veya foton ışımasının, saniyedeki hızı 300 bin kilometredir. Enerji kökenli bir yapıdır. Düşünceme göre eğer bu hız başka boyutlara geçmek için bir eşikse, ilk önce ışığın kendisi kaynağından çıktığı gibi başka bir boyuta giderdi hata ilk zamanda yolculuk eden ve bu kapıları aralayan ışık olurdu. Eğer zamanda yolculuk olsaydı bunun ilk gideni ışık olurdu. Yalnız bir sorun daha ortaya çıkmakta,  zamanda yolculuğa çıkacak ışık bizim boyutu terk etmesinden dolayı ışımanın olmadığı zifiri karanlık bir evren olurdu bunun sonucunda dünyada belki hayat hiç olmayacak ve bu yazıları yazan biri de olamayacaktı.</p>
<p>Evrenimizde ışıma olmakta ve ışık başka boyutlara geçmemektedir. Yine karşımıza boyutların var olup olmadığı sonucu çıkmaktadır. Bazı teorilerin söylemi olan boyutlar acaba yok mu? Matematiksel temelli boyutlar gerçekte evrene uygulanabilir mi? Boyutlar hakkındaki düşüncelerimi doğal boyutlar bölümünde anlatmaya çalışacağım.</p>
<p>TURAN ZENGİN<br />
turanzengin33@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2011/06/dogal-boyutlar-ve-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Einstein&#8217;ın görecelilik teorisi doğrulandı</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2011/05/einsteinin-gorecelilik-teorisi-dogrulandi/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2011/05/einsteinin-gorecelilik-teorisi-dogrulandi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 May 2011 17:33:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim adamı]]></category>
		<category><![CDATA[einstein]]></category>
		<category><![CDATA[fizikci]]></category>
		<category><![CDATA[görecelik]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2148</guid>
		<description><![CDATA[Dünya&#8217;nın çekim gücünün, uzay ve zamandaki etkilerini çok hassas şekilde ölçebilen NASA bilim insanları ve Amerikalı fizikçiler, Einstein&#8217;ın görecelik teorisini test ettiler. California Stanford Üniversitesi&#8217;nden fizikçi Francis Everitt, deneyle ilgili olarak, &#8220;Gezegenimizin balın içinde, güneşin çevresinde ekseni etrafında döndüğünü hayal edin, etrafındaki bal aşınacaktır. Uzay ve zamanda da aynı şey olmakta&#8221; dedi. Everitt, Einstein&#8217;in 1905&#8242;te [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya&#8217;nın çekim gücünün, uzay ve zamandaki etkilerini çok hassas şekilde ölçebilen NASA bilim insanları ve Amerikalı fizikçiler, Einstein&#8217;ın görecelik teorisini test ettiler.</p>
<p><a href="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/05/einsteinyeni.jpg"><img src="http://www.fizikportali.com/wp-content/uploads/2011/05/einsteinyeni-289x300.jpg" alt="" title="einsteinyeni" width="289" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-2149" /></a><!-- adman --><br />
California Stanford Üniversitesi&#8217;nden fizikçi Francis Everitt, deneyle ilgili olarak, &#8220;Gezegenimizin balın içinde, güneşin çevresinde ekseni etrafında döndüğünü hayal edin, etrafındaki bal aşınacaktır. Uzay ve zamanda da aynı şey olmakta&#8221; dedi.</p>
<p>Everitt, Einstein&#8217;in 1905&#8242;te yayınladığı ünlü teorinin iki kilit aksiyomunu ölçmek için Nisan 2004&#8242;te fırlatılan bir uydudaki ultra-hassas dört jiroskobu kullanarak yapılan &#8220;Gravity Probe B&#8221; adı verilen deneyi yönetti.</p>
<p>Bu aksiyomlardan ilki jeodetik denilen etki ya da çekimsel güç uygulayan bir cismin çevresindeki uzay ve zamanın bükülmesi, deformasyona uğraması, ikincisi de böyle bir cismin kendi etrafında dönerken etkilediği uzay ve zamanın miktarı.</p>
<p>Uydu da Dünya çevresinde kutup yörüngesindeyken tek bir yıldız, IM Pegasi yönünde işaretlendi. Eğer yerin çekimi uzay ve zamanı etkilemesiydi, uydudaki dört jiroskop da aynı yönü işaret ediyor olacaktı. Ancak yerçekimi tarafından çekilen bu jiroskoplar, Einstein&#8217;ın görelilik teorisini teyit ederek, ölçülebilir değişiklik bulunduğunu saptadılar.</p>
<p>Francis Everitt, deneyin Einstein&#8217;ın teorisinin evrenle ilgili en önemli iki aksiyomunu doğruladığını belirtti. Araştırmanın sonuçları, Amerikan bilim dergisi Physical Review Letters dergisinde yayınlandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2011/05/einsteinin-gorecelilik-teorisi-dogrulandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011 YGS fizik soruları ve çözümleri (Video)</title>
		<link>http://www.fizikportali.com/2011/03/2011-ygs-fizik-sorulari-ve-cozumleri-video/</link>
		<comments>http://www.fizikportali.com/2011/03/2011-ygs-fizik-sorulari-ve-cozumleri-video/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Mar 2011 17:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<category><![CDATA[ygs]]></category>
		<category><![CDATA[ygs fizik]]></category>
		<category><![CDATA[ygs fizik soruları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikportali.com/?p=2125</guid>
		<description><![CDATA[2011 YGS Fizik 2011 YGS fizik soruları ve çözümleri (Video)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.fizikportali.com/forum/index.php?topic=3419.msg10456;topicseen#msg10456">2011 YGS Fizik</a></h2>
<p>2011 YGS fizik soruları ve çözümleri (Video)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikportali.com/2011/03/2011-ygs-fizik-sorulari-ve-cozumleri-video/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

